İşyerine her zaman üç kişi gelirlerdi: Baba, anne ve küçük kızı. Yaklaşık on yıla yakın ailecek tanıdığım müşterim, geçen hafta bir eksik olarak geldi; yanında eşi yoktu. Beyefendi hanımıyla ayrılma aşamasında olduğunu, yanındaki kızına belli etmeden ifade etti. Maddi sebeplerden olduğunu söyledi. Yanında kızı olduğu için ayrıntıya girmeden müsait zamanda geleceğini söyleyerek işyerinden ayrıldılar.
Müşterim gittikten sonra değer arayışının, evlilik kurumuna etkisini düşünmeye başladım. Toplum olarak “değeri, değerli olmayı” acaba yanlış adreste mi arıyoruz ki, ikili ilişkilerimiz ve özellikle de ailedeki ilişkilerimiz gün geçtikçe daha da bozuluyor.
Gündemde yerini koruyan aile içi çatışmalar ve boşanmalar.
TV de hangi kanalı açsan bir aile dramı.
Ne oldu bize?
Biz böyle değildik.
Eskiye göre imkânlarımız daha geniş, bilgimiz daha fazla, cahilliğimiz az; ama çatışmalar ve huzursuzluğumuz daha fazla.
“Değeri” yanlış adreste aramamız ve bunun sonucunda bozulan bizlerin, aile hayatı ve sosyal hayatı hastalıklı hale geliyor.
Otomobili çok az çizildiği için ortalığı birbirine katan bir birey “değeri” nerede arıyor?
Günlük en az beş saat akıllı telefonlarda kaydır kaydır yaparak ruhunu kirleten bir birey “değeri” nerede arıyor?
Günlük en çok kullandığı kelime “para, parra, parrra” olan bir kişi “değeri” nerede arıyor?
“Hizmet et nimet bul” yerine, “herkes bana hizmet etsin değerli olsun” diye düşünen bir birey “değeri” nerede arıyor?
Sadece “ben, ben” diyerek başka “ben”lere hayat hakkı tanımayan bir birey “değeri” nerede arıyor?
İçi kokuşmuş, ama dışını her geçen gün güzelleştirmeye çalışan bir birey “değeri” nerede arıyor?
Zengin koca, zengin damat derdine düşen ev ahalisi “değeri” nerede arıyor?
Kendi aklını Yaratıcının aklının önüne geçiren bir birey “değeri” nerede arıyor?
Hedonizm, narsisizm peşinde aklını, gönlünü nefsinin hatırına öldüren bir birey “değeri” nerede arıyor?
Moda adı altında kendi öz dinamiklerinden kopan bir birey “değeri” nerede arıyor?
Varlıklı olmayı, var olmak sanan bir birey “değeri” nerede arıyor?
Bir masa başı iş için yıllarca bekleyen bir birey “değeri” nerede arıyor?
Dayı bulmak derdiyle kendi kişisel gelişimine yatırım yapmayan bir birey “değeri” nerede arıyor?
Peygamber Efendimizin şu hadisi “değerli” olmanın şifrelerini bize gösterir:
“Kim ki, insanların en şereflisi olmak isterse Allah’tan korksun.
Kim ki, insanların en güçlüsü olmak isterse Allah’a güvensin, Allah’a dayansın.
Kim de insanların en zengini olmak isterse kendi elindekinden çok, Allah’ın nezdindekine bel bağlasın.
Kim ki, dünya ve ahiret şerefli olmak istersen Allah’tan korksun takva sahibi olsun.”
Değerlilik; Allah korkusu, tevekkül, sabır, şükür, takdire rıza, mütevazılık, hakkaniyet, erdem, Hakka ve halka hizmet, dua ve “oldum, tamamım” demeden ölene kadar öğrenci kalabilmekte ve ilim yolcusu olabilmektedir.
Evliliği ve sosyal ilişkileri sağlıklı yürütmenin “elmas insan” olmanın en önemli iki ayağı vardır:
*Manevi çeyizimizin yeterli olması, elmas insan modeli.
*Maddi çeyizimizin yeterli olması, beklentisiz insan modeli.
Manevi çeyizimizin yeterli olması baharı, kışı belli olmayan, imtihanlarla zorluklarla dolu bu dünya hayatında bizi dayanıklı, güçlü, sabırlı kılıyor; çok yönlü düşünmemizi sağlıyor. Manevi çeyizimizin sahibi Rabbimiz bize yol gösteriyor, dünya denizindeki dalgalara karşı gönderdiği kitap ve peygamberlerle bizi dayanıklı hale getiriyor.
Manevi çeyizden ve sahibinden habersiz bir insan veya bilip yaşamayan bir insan, çok hızlı bir şekilde yakıyor, yıkıyor; gönlünce ve keyfince olmayan bütün gelişmeleri kabul etmeyip depresyona giriyor. Çevresine, en yakınlarına dünyayı dar ediyor.
Manevi çeyizini donanımlı hale getirmeyen bir bireyin “adam gibi adam olması, elmas, cevher, altın, model insan” olup kendisini onarıp güzelleştirmesi çok zordur. Zira, biz bireyler güzelleşmeden, olgunlaşmadan, kıvama gelmeden ne aile hayatımız ne ikili insani ilişkilerimiz ne de sosyal ilişkilerimiz istenilen düzeyde bir gelişme göstermeyecektir.
Elmas birey, elmas aileyi; elmas aile, elmas toplumu; elmas toplum da huzurlu ve sağlıklı bir geleceği kendine çeker.
“Elmas” insan modelini, Yavuz Bahadıroğlu’nun “Biz Osmanlıyız” kitabından “Ahilik Işığında Yeni İnsan Projesi ” başlıklı bölümünden alıntı yaparak açıklamaya çalışalım.
“Osmanlı dinamiğini oluşturan birkaç unsurdan biridir, ahilik… Çünkü Ahi Evran tarafından oluşturulan bu ekolün en önemli amacı “kâmil insan” yetiştirmektir. Bir başka deyişle Kur’an’ın “insan modeli”ni hayata geçirmektir.”
“Her açıdan Asr-ı Saadet’teki muhteşem örneklere benzerdi. Zaten maksatları onlara benzemekti. Bir anlamda Asr-ı Saadet’i kendi çağlarına taşımak için çabalıyorlardı. Bu çabalarının üzerine “rahmet” indi ve büyük bir devlet ihsan edildi: Osmanlı Devleti.”
“Acaba bu büyük oluşu hak eden “insan”ın özellikleri nelerdi? Bu sorunun cevabını, “Ahilik Şartnamesi”nden bulabiliriz. Çıraklıktan ustalığa giden yolda bireyi olgunlaştırmayı hedefleyen ahilik teşkilatının temel ilkeleri özetle şunlardı:
*İyi huylu, güzel ahlaklı ve herkes için sevgi dolu olmak.
*Kini, hasedi, düşmanlığı ve dedikoduyu hayatından çıkarmak.
* Ahdinde, sözünde ve sevgisinde vefalı olmak; gözü, gönlü, ve kalbi tok olmak.
*Şefkatli, merhametli, adaletli, faziletli, iffetli, dürüst ve kerem sahibi olmak.
*Büyüklere sevgi ve saygı göstermek.
*Başkalarının ayıp ve kusurlarını örtmek, gizlemek ve affetmek, hataları yüze vurmamak.
*Tatlı dilli, güler yüzlü, samimi ve güvenilir olmak.
*Gelmeyene gitmek, dost ve akrabayı ziyaret etmek.
*Herkese iyilik yapmak, iyiliklerini istemek ve yapılan iyiliği asla başa kalkmamak.
*İnsanların işlerini içten, gönülden ve güler yüzle yapmak.
*Daima iyi komşu olmak, cahil komşuların verdiği sıkıntıya katlanmak.
*İnsanların arasında din, dil, mezhep, ırk, renk farkı gözetmemek.
*Hata ve kusurları daima kendi nefsinde aramak, iyilerle dost olup kötülerden uzak durmak.
*Fakirlerle dostluktan oturup kalkmaktan çekinmemek.
*Zenginlere zenginliğinden dolayı itibardan kaçınmak, Allah için sevmek.
*Hak için hakkı söylemek ve hakkı söylemekten korkmamak.
*Emri altındakileri ve hizmetindekileri korumak ve gözetmek.
*Açıkta ve gizlide Allah’ın emir ve yasaklarına uymak; içi, dışı, özü, sözü bir olmak.
*Kötü söz ve hareketlerden sakınmak, hakkı korumak, hakka riayetle haksızlığı önlemek.
*Kötülük ve kendini bilmezliğe iyilikle karşılık vermek.
*Bela ve kötülüklere karşı sabretmek.
*Düşmana, düşmanın silahıyla karşılık vermek.
*İnanç ve ibadetlerinde samimi olmak ve fani dünyada kalacak şeylerle övünmemek.
*Yapılan iyilik ve hayırda Allah’ın rızasından başka amaç gözetmemek.
*Âlimlerle dost olup onlara danışmak ve sır saklamak.
*Her zaman ve her yerde yalnız Allah’a güvenmek; doğru örf, adet ve törelere uymak.
*Aza kanaat, çoğa şükrederek dağıtmak.
*Feragat ve fedakârlığı daima kendi nefsinden yapmak.
Bir insanın manevi çeyizi, maddi çeyizine göre daha üst seviyedeyse o insan değerli, dayanıklıdır. Ne zaman anne babalar, çocuklarını yetiştirirken manevi çeyizlerine daha çok dikkat etmeye başlarlarsa ülkemizde kafa ağrıları, boşanmalar ve suç oranları azalacaktır.
Maddi çeyizimizin yeterli olması ne demek ilk önce bunu açıklayalım. Bir erkeğin yakışıklı, bir bayanın güzel olması, ekonomik özgürlük, mal varlığı olarak çiftlerin iyi konumda olması demektir. Dış görünüşlerinin istenilen düzeyde ve ceplerinin güzel olması da maddi çeyiz kapsamına girebilir. Evli çiftlerin kimseden bir şey ummadan evliliklerini yürütmeleri evliliğin uzun ömürlü olmasına katkı sağlıyor. Tam anlamıyla ekonomik özgürlüğünü kazanamadan evlenen çiftler, yakınlarına baş ağrısı oluyor. Beklenti karşılanmayınca akraba ilişkileri ve ikili ilişkiler sıkıntıya giriyor ve bireyler yalnızlaşmaya başlıyor. Daha sonra eşler arasındaki çözülmeler baş gösteriyor. Özellikle evin en büyük sorumluluğunu yüklenen erkeğin, maddi olarak istenilen düzeyde olmaması evliliği çıkmaza sokabiliyor.
“Elmas insan modeli”, beklentisi sadece Hak’tan olan ve Hak’la olan, manevi çeyizine her geçen gün bir şeyler ekleyen insandır. İçten dışa doğru güçlenen “ideal insan, kâmil insan” hem kendine, hem ailesine, hem çevresine, hem ülkesine hem de dünyaya huzur getirecektir. Geçmişte bunu başaran bizler, bugün kaht-ı rical(adam kıtlığı) yaşıyorsak bunun sorumlusu yeterince geçmişin dinamiklerinden, değerlerinden beslenemeyen bizleriz. Ümitvarız. Zihinler ve özlerimiz güzelleşince dayanışmamız, Rabbimize güvenimizle buluşunca “elmas insanlar” her geçen gün çoğalacak ve dünya güzelleşecek inşallah.
ALİ ALTAYLI