Geçen hafta daha önceden tanıştığımız bir genç geldi. Muhabbet arasında evlenmeyi düşünmüyor musun, dedim. Hocam, evlenmeyi düşünüyorum; ama kızlar, önce paraya bakıyor. Ne iş yapıyorsun diye soruyorlar, üniversiteyi bitirdim; ama şu an fabrikada çalışıyorum, deyince birden gönülleri yerine yüzleri düşüyor.
*
Biraz önce elli beş altmış yaşlarında bir kadın geldi. İndirim yap, başımda adam yok, dedi. Ben de başında adam olması mı iyi yoksa olmaması mı, dedim. Kadın da tabi ki olması iyi, dedi. Herkes öyle düşünmüyor, ama dedim. Yeni nesil bir çeşit; saygı yok, vefa yok, dedi.
*
Rızkın gelmesini sadece çalışmaya ve kendi yeteneklerimize, gücümüze bağlamak, ne büyük bir yanılgı! Elmayı ağaçtan, yumurtayı tavuktan, balı arıdan, sütü inekten bilmek gibi bir şey. Sebeplere amaçlara tapmak, bizi bizden ediyor. Zihin ve gönül hapishanesinde bir ömür yaşarız da haberimiz olmaz. Bilmek ama kimden? Tabi ki, çok çalışmak ama yine rızkı genişletecek olan son merci Rabbimiz (cc) dir.
*
Çocuklarınızı bir an önce, ekranların hâkimiyetinden kurtarıp temiz arkadaş çevresi, zihne ve ruha iyi gelen hobiler, kitaplar, toprak, orman ve gökyüzüyle buluşturmazsanız egoizm ve hedonizmin bataklığına teslim etmiş olursunuz. Bir ömür zihninize, gönlünüze, sırtınıza yük olur. Bir an önce hem de bugünden başlayarak ekran yangınından kıymetli hazinemiz olan çocukları kurtarmamız gerekiyor. Aşırı şefkat, ciddiyetsizlik, hayır diyememe, ekranlara alternatif bulamama çocuklarımızın gönül ve zihin dünyasını bozuyor, değerli zamanlarını çalıyor.
*
Geçim için hırsla çalışırken maneviyatınıza, ailenize, huzur, sağlık ve sosyal sermayenize yeterli düzeyde yatarım yapmayı ihmal ederseniz o kazandığınız maddi gelir, size sadece baş ağrısı olur. Denge, her şeyde denge şart. Birinden çalıp diğerine eklemek ne büyük bir kayıp!
*
Acaba ülkemizde kaç aile vardır ki, akşam ezanından sonra TV, telefon ve tableti bir kenara bırakıp ayrı bir odada çocukları ile bir saat de olsa göz göze gönül gönle vererek muhabbet edebilen, kitap okuyan, ilim sohbeti yapan. Ne yazık ki, ekranlara ayırdığımız zaman çok fazla.
*
Dünyada kimseye muhtaç olmayan insanların en önemli özelliği çalışmaya kendilerini alıştırmaları ve eline geçen parayı iyi yönetmeleridir. Çalışmayı sevmeyen ve elindeki imkânları iyi değerlendiremeyen insanlar, bir ömür borçlu, sıkıntılı ve beklenti içinde bir hayat sürerler.
*
Bir an önce finans yönetimi, küçük yaştan itibaren çocuklara okullarda, ailede öğretilmeye başlanmalıdır. Yoksa tuvalete, gübreye hizmet eden bir insan tipi yetişecek. Eline geçeni harcayan bulamayınca da yakıp yıkan, yakınlarına dünyayı dar eden yok nedir bilmeyen bir insan modeli.
*
Duygusal bağ aktarımı nesilden nesle devam ediyor. Dedem babamla babam bizle biz de gerçek manada çocuklarımızla duygusal bağ kuramamıştık. İnsan kendinde olanı verir, olmayanı vermekte zorlanır. Çocuklarınıza sımsıkı sarılın, gözünün içine bakın, gönlüne dokunun, kalbine girin.
*
İnsanın insana yaptığı zulmü ancak cehennem ateşi temizler. Üvey evlatlarının etinden sütünden yararlanıp her türlü işte kullanıp sonra da umreye giden bir üvey anne, umreye değil hacca da gitse Kâbe’de de yatsa eziyet etmeyi bırakmadıktan sonra ne anlam ifade eder? Önce merhamet.
*
Çocuklar ve özürlü insanlar, büyük sorumluluklar alamazlar. Bu normal bir durumdur. Anormal olan, yetişkinlerin sorumluluklarını ihmal etmeleridir. Sadece ekran karşısında ömür geçirmek isteyen uyku, konfor ve rahatlık içinde bu dünyadan gelip geçmek isteyen ne de çok insan var.
*
Zenginlik insanı şımartır ya! Herkesin harcı değil bu imtihanı hakkıyla verebilmek. Hele hele belirli bir mirasın üzerine konmuşsa kişi. Ne vefa bilir ne baba dostu ne de eş dost. Bildiği tek şey para. O para ki, ani bir ölümle diğer tarafa ıbanla aktarılmayan geçersiz bir akçe.
*
Gel seni Allah’a götüreyim, diyen insanlara dikkat edin? Önce o kişinin, yani sizi Allah’a ulaştıracak zatın yaşantısına bakın, gözlemleyin bir süre. Güneş mi yoksa gölge mi tefrik edin. Kendi kör olan başkasına nasıl ışık olup yol gösterebilir? Allah (cc) her yerde eserleriyle görünürken elimizin altında kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim ve birden çok tefsiri varken Kutlu Nebi’nin sünneti bize rehber iken şahıslara gerektiğinden fazla değer verip kutsallaştırmayın; Allah (cc) ve peygamberin önüne geçirmeyin, egosunu okşamayın.
*
Sosyal paylaşım siteleri, diziler, sabah programları, şükürsüzlük, özenti, ahlaksızlık, model alınan şahısların ucuz konuşmaları, aşırı özgür yaşam, maddi güç şımarıklığı aile kurumunu içten içe çürütmüş, eşlerin psikolojisini bozmuş, birden çok çocuğun da geleceğini karartmıştır
*
Hem o olsun hem bu. Şundan da olsun ondan da. İkisini beraber götürelim, anlayışı bizi bizden etti. Hem günlük beş vakit namaz kılalım hem her gece dizi takip edelim. Hem Kur’an-ı Kerim’i hem de niyet okuyalım. Hem camiye gidelim hem de eğlenceli, içkili mekânlara. Ah, bu hemler!
*
Utanmak, utanabilmek bir insan için en büyük kazanım en değerli rızıktır. Utanma hissini kaybeden bir kişi, dünyanın sultanı da olsa ne yazar! İman ve edep iki büyük nimet. Bir harama bakarken basar ve âlim olan Rabbim beni görüyor, diyebilmek ne büyük bir başarı ve güçlü bir iman.
*
Çocukların yanında nefsimizin istediği dizilere, şarkılı türkülü açık saçık eğlencelere, sosyal paylaşım sitelerindeki bozucu, hazza ve ayartıya yönelik görsellere pervasızca bakmak, onları takip etmek çocukları ruhen, zihnen, kalben öldürmektir. Ah biz büyükler, büyüyemeyen büyükler!
*
Hayatın bizim için kolay olmasının sırrı anne baba duası, eş çocuk memnuniyeti, hısım akraba ziyareti, komşu ve dostlarımızla sevgi, muhabbet ve yardımlaşma içinde olmaktı. Kendimiz için istediğimiz dünyalıkları onlar için de isteyebilmekti. Haset ve bencillik hayatı zorlaştırdı. Artık çoğumuzun kendinden daha iyi olana tahammülü bile yok.
ALİ ALTAYLI