Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Herkesin Bir İneği Var Durur İçerisinde
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Aile

Herkesin Bir İneği Var Durur İçerisinde

Aile
Paylaş
PAYLAŞ

Dünyaya gelen her insan,  birilerine bağlanır. Anne karnındaki bir çocuk önce annesine sonra da babasına bağlanmaya başlar. Daha sonra da evin büyüklerine, alınan rengârenk oyuncaklara bağlanmaya ve onları sevmeye başlar. Okula başladığında öğretmenlerine, alınan kitap, defter, tablet, bisiklet ve diğer araç gereçlere bağlanmaya ve onları sevmeye başlar. 

Gençlik yıllarında arkadaş çevresine ve karşı cinse bağlanmaya ve onları sevmeye başlar. Nesilden nesle farklılık gösterse de her gencin iç, dış dünyasında bağlandığı ve çok sevdiği farklı farklı birden çok canlı cansız bulunur.

Yıllar geçer evlenir, eşine ve çocuğuna bağlanır ve onları çok sever. Belirli bir süre sonra hayalini kurduğu evini ve arabasını alır, onlara bağlanmaya ve sevmeye başlar.

Biz insanların orta yaş ve yaşlılıkta bağlandıkları, sevdikleri değişiklik arz edebilir. Torun sevgisi, bahçe sevgisi, var mı benim gibi sevgisi, tarla tapan sevgisi, koyun kuzu inek dana yat kat sevgisi, baş olma sevgisi vb.

Yaşanmışlık arttıkça geçen yıllar, sevgiyi sarf etmedeki yanlış seçimler yüzünden pişmanlıkları da beraberinde getirebilir. Hatta ben gençliğimde çok büyük hatalar etmişim, sevgi ve muhabbetimi yanlış yerlere vermişim, diyen çok sayıda insanı dinleme fırsatı bulmuşuzdur.

Hatta bir ömür bağlanıp sevdiklerinden vefa görmeyen insanların feryatları şiirlerde, şarkılarda, araba arkası yazılarında, çeşitli eserlerde, filmlerde, sosyal medyada yerini fazlasıyla almıştır.  

Biz insanlar, doğumdan ölüme kadar bir şeyleri sevecek ve bağlanacak. İnsan sever ve bağlanır; bu yemek içmek, nefes alıp vermek gibi normal bir durumdur. Anormal bir durum ise -belaları üzerimize çekecek, anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirecek- bu sevginin olması gerekenden çok daha fazla olması, Rabbimizin sevgisinin önüne geçmesi ve O’nu (cc) unutturmasıdır.

Eğer sevdiğimiz şeyler kalbimizin derinliklerinde bir yerde ise dışarda bir yerler de değilse ve Rabbimiz bizden ümidini kesmemişse başımızdan bela, özümüzde sıkıntı eksik olmaz. Aslında biz insanlar bile isteye belayı, musibetleri, huzursuzluğu üzerimize çekeriz.

Nasıl mı?

Baki olanın sevgisini kalbimizden çıkartıp fanilerin sevgisini yerleştirerek.

Bu nasıl olur?

Taştan örülmüş duvarın ayağını öpen suyun bir müddet sonra duvarı yerle bir ettiği gibi sinsice ve yavaş yavaş.

Bakara Suresi 93. Ayeti bize ne söyler?

“Bir zamanlar Tūr dağını üzerinize kaldırarak, Tevrat’a göre yaşayacağınıza dair sizden söz almış ve “Size verdiğimiz kitaba bütün gücünüzle sarılın ve ona kulak verin” demiştik. Onlar ise: “Duyduk, ama itaat etmiyoruz” dediler. Çünkü inkâr etmeleri yüzünden kalplerindeki buzağı sevgisi iliklerine işlemişti. Onlara de ki: Eğer iddia ettiğiniz gibi mü’minseniz, bu inancınız size ne kötü şeyler emrediyor!”

İslam’a hizmet uğrunda gecesini gündüzüne katan değerli bir hocamızın tespitleri konumuza açıklık getirir:

“İsrâiloğulları’nın altından bir buzağı yapıp onu ilâh edinmeleri, onların âhireti terk edip tamamen dünyalık toplamaya yöneldiklerini göstermektedir. Bir müddet sonra, âdeta parayı ilâh edindiler. Bu yanlış yolda o kadar ileri gittiler ki, sonunda altından bir put yapıp ona tapınmaya başladılar ve böylece içlerindeki duyguyu herkesin göreceği şekilde müşahhaslaştırdılar.” 

“Burada, sevgi cevherini yerinde kullanmanın önemi bir kez daha kendini göstermektedir. İnsan, sevgisini lâyık olan şeye yöneltirse yükselir; lâyık olmayan şeye yöneltirse zelil olur. Yani sevgi, ilâhî bir sermayedir. Mü’min, sevgisini nereye sarf edeceğini ve nerede kullanacağını çok iyi bilmelidir. İlâhî iradenin bu lûtfunu ziyân etmemelidir. Yahudiler Allah’ı ve peygamberlerini sevmeleri gerekirken, dünyalığı ve putları sevdiler, böylece “duyduk ama itaat etmiyoruz” (Bakara 2/93) diyecek kadar dipsiz bir alçaklığa düştüler. Bile bile isyân etmek, nesiller boyu devam eden tabiatları hâline geldi.”

Divan edebiyatının seçkin şairi Fuzûli’ye kulak verelim.

Nakd-i ömrün bir sanem ışkında sarf ettin temâm

 Ey Fuzûlî âh eğer senden sorulsa bû hisâb

(Ömrünün varını, ömür sermayeni put gibi güzel bir sevgilinin aşkı uğruna harcayıp bitirdin. Ey Fuzûlî, yarın senden bunun hesabı sorulursa vay haline.)

Bu gün soralım kendimize bizim sanemimiz, yani en çok sevdiğimiz, zihnimizi gönlümüzü sarıp sarmalayan ne, hangi fani sevgililer?

Bu fani sevgiden elde ettiğimiz kâr ne?

Sonsuzluğun, her şeyin sahibi Rabbimizin sevgisinin önüne geçen dünyalıklar neler?

Tevbe Suresinin 24. ayeti üzerinde birazcık tefekkür etsek ne kaybederiz?

Rasûlüm de ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin!

Bir zamanlar İran yapımı “The cow (inek)” filmini izlemiştim. İzlemeyenlere muhakkak izlemelerini tavsiye ederim. Filmin başrol oyuncusu Hasan, bir ineğine öyle bakıyor, öyle seviyor, öyle bağlanıyor ki her şeyden daha çok. Hatta inekle ahırda beraber yatmaya bile başlıyor, hırsızlar tarafından çalınmasın diye. Meradan özel otlarla besliyor, nereye gitse yanından ayırmıyor. Bir gün inek aniden ölünce Hasan’ın ona olan psikolojik bağlılığı deliliğe sürükleniyor ve kendisini inek sanmaya başlıyor. İnek gibi köyün civarında dolaşmaya başlıyor.

Kısaca bağlandıklarımız, sevgimizi olması gerekenden fazla verdiğimiz fani şeyler dengemizi, sağlığımızı, diğer insanlarla ilişkilerimizi bozuyor, huzurumuzu gideriyor, musibetleri yanı başımıza getiriyor.

Bağlılığımızın, sevgimizin yüzdelik dilimi en fazla hangi fanilerdeyse imtihan oradan. Ya geçmişte imtihanı verdik ya şimdilerde veriyoruz ya da gelecekte vereceğiz, beklemeye alınmış.

Bu gerçek su götürmez. 

Herkesin yüzdelik diliminin fazlalığının yönü farklı farklıdır:

Kimimiz için kadın,

Kimimiz için işi,

Kimimizin çocuğu.

Kimimizin tarlası, bahçesi

Kimimizin şirketi

Kimimizin makamı

Kimimizin ilmi

Kimimizin bir türlü vazgeçemediği kötü alışkanlıları.

Kimimizin ineği, keçisi, koyunu.

Sözlerin büyüğü büyüklerin sözleridir, demişler:

Ey nefsim! 

Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: 

Fâniyim, fâni olanı istemem.

Acizim, aciz olanı istemem. 

Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. 

İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. 

Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. 

Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.’’

                                                                                                                                              ALİ ALTAYLI

You Might Also Like

Evlenmeden ve Boşanma Kararını Vermeden Önce Kendinle Yüzleşebilmek

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-7

Terapiste Gitmeden Önce Kendimize Bir De Bu Yönden Bakabilmek

Çağrısı Çağını Aşan Dava Adamları Unutulmamalı, Unutturulmamalı

Kurban Bayramı Öncesi ve Etme Bulma Dünyasında Paylaşabilmek

TAGGED: ali altaylı, evlilik, gençler, insan, iş güç, karaman, karamanoğlu mehmetbey üniversitesi, kuranıkerim, psikoloji, quran
Ali Altaylı 5 Haziran 2025
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Karaman’da Bir Apartman Bahçesi ve Bir Şey Yap Güzel Olsun
Sonraki Yazı Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-3
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?