Gerçek huzur ve mutluluğun sırrı sahip olmak da mı yoksa olmakta mı? Biz insanlar maddenin bin bir türüne sahip olarak gerçekten var olabilir miyiz, yaşamanın sırlarını çözebilir miyiz? Gerçek sahip kim, ben bana ait miyim? Bana verilen paha biçilmez, düzenli ve ahenkli bir şekilde vücuduma yerleşmiş organlar kime ait? Bizim için işleyen bu muazzam sistem kainat, dünya ve içindeki sayısını kestiremediğimiz varlıklar kime ait? Ben bana ait değilsem gerçek sahibim kim? Bana verilenler gerçekte benim değilse boşa kürek mi çekiyorum? Her şeyin sahibi Yaratıcı ise ben niçin olma, bulma, anlama, kavrama yolculuğunu kendi içimde başlatamıyorum?
Doğumla ölüm arası kısa ve meşakkatli bir hayata sahibiz. Bu kısa hayat filminin sadece fragmanı bize gösterilmiş. Elimizde biraz birikimimiz olsa inceden inceye araştırırız, uzman birden çok kişiye sorarız, nereye yatırım yapsak dönüşü bize daha kârlı olur diye. Dünyalık az bir menfaat için hepimiz kafa yoruyoruz, kafa yormaktan uykularımız kaçıyor, başımıza ağrılar duruyor. Sonsuz hayatımızı ilgilendiren ve dünyada kaldığımız sürece de daha anlamlı, huzurlu, faydalı, doyumlu yaşamamızı sağlayan bu iki konuda bugün kafa yoralım:
Sahip olmak
Olmak (kıvama gelmek)
Sahip olmak ister insan, hedeflerinin peşinde koşar. Çocukken farklı türde yüzlerce oyuncağa sahip olmak ister, bisikletim, tabletim olsun ister. Genç olur istekleri artar, bilgisayara sahip olmak, onu onaylayan, anlayan aile ve arkadaş çevresine sahip olmak ister. Girdiği sınavları kazanmak, hedeflerine doğru akmak ister. Belirli yaştan sonra evlenmek ister, evlenir çocuk sahibi olmak ister. Çocuk sahibi olur, kaliteli arabam geniş evim olsun ister. Arsa, yat, kat alayım yatırım yapayım ister. Daha sonra çocuklar büyüdüğünde helal süt emmiş birisiyle evlendirmek ister, toruna sahip olmak ister. Emekli olmak rahata kavuşmak ister. Sahip olduğu maddeyi, imkanı her geçen gün, hafta, yıl genişletmek ister. Son nefese kadar ister de ister.
Meşru dairede istemek, çalışmak, üretmek, anlamlı bir hedef için ömür tüketmek güzeldir. Güzel olmayan, insanın kendi özünde ve beyninde Hak ile doğru ilişki kurarak marifetullaha götüren bilgiye, irfana, basirete uzak kalıp gerçek mal sahibini unutmasıdır. Güzel olmayan, bir insanın ölçüsüz sahiplik davasından vazgeçmeyip canı ve cananı gerçek sahibine vermeyerek “olmak, kıvama gelmek, olgunlaşmak” için uğraş vermemesidir.
Dünyaya gönderilmiş insanların çoğu “sahip olmak” için zamanını, aklını, enerjisini harcadı. Sadece az sayıdaki aşkın ruhlu, şuurlu, farkındalı, âlim, ârif insanlar “insan-ı kâmil olmak” için bilme, anlama, kavrama yolculuğunu tefekkürde derinleşmekle başlattı.
“Olmak” için yaşayan insanlar;
İlme yatırım yaparlar, söylediklerini yaşarlar, yaşadıklarını söylerler.
Okumak, yeni bilgiler elde etmek onlar için yeme içme gibi zaruridir.
Dünyayı ve cazibelerini gözlerinde küçültürler.
Merhametli, şefkatli, ince ruhludurlar.
Dürüstlük ve vefada zirvededirler.
Manevi hastalıklarını tedavi etmeyi bilmişlerdir. İçleri, özleri dışlarından daha güzeldir.
Kaliteli insan olmaya çalışırlar, kaliteli insan yetiştirirler ve kaliteli insana değer verirler.
Hak ve halk ile sağlıklı ilişki kurarlar.
Zaman kavramı üzerinde düşünürler, balını almadan geçip gitmesine izin vermezler.
Huzur yönüyle zengin bir iç dünyaları vardır.
Birlik ve beraberliğe önem verirler, yıkmak için değil yapmak için mücadele verirler.
Gerçek özgürlüğün maddenin köleliğinden kurtulmakla Hakka yönelmekle olacağını unutmazlar.
Asıl mal sahibinin Yaradan olduğu bilincinde yaşadılar. Verilenlerle şımarmadılar; aksine şükür, zikir ve ibadete yöneldiler.
“Sahip olmak” için yaşayan insanlar;
Mal mülk yönüyle iyi konumda olmalarına rağmen huzur, dinginlik yönüyle fakirdirler.
Kendi çıkarları için başkalarının çıkarlarını hiçe sayarlar, hak ve adaleti kendileri için isterler.
Akrabaları ve yakın dostlarıyla araları menfaat, mal mülk yüzünden çoğu zaman bozulur.
İlim irfan yerine mal mülk, şan şöhret, statüyü ilahlaştırırlar. Gücü ele geçirince doğru yoldan şaşarlar.
Hüda’ dan uzak heveya yakın bir hayat tarzını benimserler.
Çevrelerinde gerçek dost yerine kıskanç, çıkarcı menfaatçi dostlar bulunur.
Yarına kalma, sonsuz yaşama, toplumun yararına iş yapma gibi erdemli düşünceleri zihinlerine genellikle almazlar.
Bir gün öleceklerini ve hesap vereceklerini, dinin emirlerini ya hiç düşünmek istemediler ya da çok az düşündüler.
Cömertliği unuttular, gerçek muhtaç olana vermek yerine biriktirmeyi tercih ettiler.
Maddenin, eşyanın kölesi oldukları için gerçek özgürlüğü tadamadılar.
“Sahip olmak, daha çok sahip olmak” hayat felsefesiyle yaşayanların çoğunun malları varislerine kaldı. Varislerin çoğu da mal paylaşımında problem çıkardı. Bir ömür nasıl güzel bir insan olabilirim; olgun, temiz, imanlı, şuurlu, ilim ehli, insanlığa faydalı diye düşünmeyen sadece “sahip olmak” için yaşayan zihniyetin, diğer tarafta görülecek büyük hesabı kaldı.
Sadece ve sadece sahip olmak için yaşayan, insan-ı kâmil olma düşüncesinden yoksun insanlar için Neyzen Tevfik ne güzel söylemiş:
Öleceğiz bir gün, gömecekler.
Birkaç gün övecekler,
Sonra kalan malını bölecekler,
Hatta memnun kalmayıp
Üstüne bir de sövecekler.
Ali Altaylı