Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Nimetler Karşısındaki Tutumumuz
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Genel

Nimetler Karşısındaki Tutumumuz

Genel
Paylaş
PAYLAŞ

Hepimiz isteriz, istedikçe isteriz bu Ramazan ve her Ramazan daha çok isteriz. Duaların kabul olduğu bir ay olduğu için ve Rabbimiz “dua edin cevap vereyim, gizlice içten içe dua edin” dediği için diğer aylardan daha çok Rabbimizden talepte bulunuruz. 

Hepimizin isteği farklıdır, kimimiz sağlık, kimimiz huzur, kimimiz varlık, kimimiz makam, kimimiz şöhret, kimimiz bir eş, kimimiz bir iş, kimimiz bir çocuk, kimimiz ev, kimimiz araba, kimimiz tarla arsa, kimimiz ovalara dağlara sığmayacak koyun kuzu, kimimiz şirket, kimimiz holding vb.

Ramazan ayında daha çok olmak üzere hemen hemen her gün Rabbimizden gönlümüzü hoş edecek birçok nimet isteriz.

Peki, nimet nedir? Bu kelimeyi tanımlamaya çalışalım. Nimet kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup “ikram”, “lütuf”, “hediye”, “bereket” anlamlarına gelir. 

Nimet kelimesi genellikle hayatımızdaki değerli ve güzel şeyleri temsil eder; bir kişinin hayatında görülen iyiliklerin, güzelliklerin, kazanımların tamamıdır, diyebiliriz.

Peki, bize verilen bin bir türlü nimetler ne zaman gerçek manada nimet olur?

Ne zaman bu nimetler nikmet olmaya başlar hiç düşündünüz mü?

Peki, nikmet nedir?

Nikmet, bize verilen nimetin yerli yerince kullanamamak yük ve ağırlığın, büyük sorumluluğun altında ezilmek, cezayı hak etmektir.

Nimetlerin nimet olarak kalması ve nikmete dönüşmemesi için bizlere düşen bazı görevler vardır. Biz bu görevleri hakkıyla yerine getirdiğimizde, o aşkın düşünme ve eylem tarzına ulaştığımızda verilen nimet bizde kalır, daha çok nimet bizi bulur. Eğer verilen nimetin hakkını vermez,  bu görevleri yerine getirmez, o bilince ulaşamazsak da nimetler bizden uzaklaşmaya başlar. Verilen alınır, giden gelmez, verilecek olan verilmez, yağan yağmurun tarlaya faydası olmaz, fırsatları gören gözlerimiz kapanır, bir zamanlar çok çabuk bizi bulan rızık, şifa bizi bulmamaya başlar.

Beş madde halinde yazmış olduğum unsurları eyleme dökerek bize verilen nimetleri sigortalar,  daha çok nimetin gelmesini sağlayabilir, Rabbimizin hoşnutluğunu ve yardımını kendimize çekebiliriz.

Nimetin arkasındaki nimet veren Rabbimizi görmek.

Nimete hakkıyla şükretmek.

Nimetin imtihan için verildiğinin farkında olmak.

Verilen nimeti paylaşabilmek.

Verilen nimetle hava atmamak, verilen nimeti her yerde dillendirmemek, haset hastalığını hortlatmamak, riyadan kaçınmak, gizlemek, mütevazı olmak, kibirden uzak durmak.

Verilen nimetin arkasındaki nimetin gerçek sahibini görmek, bilmek maddeperestlikten, kendimizi asıl mal sahibi zannetmekten kurtarır, gerçek mal sahibine Rabbimize yöneltir.

Bakara Sûresi 3. ayetinde Rabbimiz nimetin sahibinin kendisi olduğunu söyler.

“Onlar ki, gayba iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infak ederler.”

Bize verilen sayısız nimete hakkıyla şükretmek bizleri iki dünyada da izzetli kılar. Zira şükür, her an yerin göğün sahibini gündemde tutmak, zikretmek, anmak, hatırlamak demektir. Şükür nimeti devamlı kılar, farklı rızık kapılarının yollarına vesile olur.

İbrâhim Sûresi 7. ayetinde Rabbimiz şükredenler üzerinde nimetini arttıracağını söyler:

“Rabbiniz şöyle buyurmuştur:  Celalim hakkı için eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım; ama nankörlük ederseniz, şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”

Neml Sûresi 38,39, 40 ayetlerinde Hz. Süleyman Peygamberin şahsında verilen nimete bakış açımızın nasıl olması gerektiğini bizlere öğretir.

“Süleyman, ‘Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?’ Cinlerden bir ifrit, ‘Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim’ dedi. Kitaptan bilgisi olan biri, ‘Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm’ dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.”

Yaşanmış bir dua örneği konumuza açıklık getirir.

Hz. Ömer’in yanında bir kişi;

– Ya Rabbi! Beni azlardan eyle, diye dua etti. Hz. Ömer,

– Bu nasıl dua? diye sordu. O kişi de,

– Duydum ki Allah Teâlâ, “Kullarımdan şükredenler azdır” buyurmuş. Ben,  beni işte o “azlar”dan kılmasını istiyorum, diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer,

– Herkes Ömer’den daha  bilgili, diyerek duanın önemini vurguladı.

Verilen her nimetin bir imtihanının olduğunu bilmek ve bu imtihanlara hazırlıklı olabilmek ve imtihanı hakkıyla vermek nimeti güzelleştirir, kalıcılaştırır.

Bakara Sûresi 155 ve Teğabun Sûresi 15. ayet gibi birçok ayetler imtihan gerçeğini bizlere hatırlatır.

“Sizi mutlaka biraz korku ve açlık ile biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden noksanlaştırmak sûretiyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!”

 “Mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir. Allah’ın sevgi ve taatini mal ve evlat sevgisine tercih edenleri Allah katında büyük bir mükâfat beklemektedir.”

Rabbimizin bize verdiği nimetler noktasında cömert olmak, bizi verilenden verebilmek nimetin artmasına vesile oluyor. Verebilmek güçlü bir iman, ihlas ve yakin gerektirir. Vermek zor iştir, birçoğumuz bu imtihanı kaybederiz. Elde ettiği imkanları sadece kendi çalışmasına bağlayan Allah’ın yardımını görmeyen bir kişi kolay kolay veremez.

“De ki: “Siz, Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman bile, harcamakla tükenir endişesiyle elinizi sıkı tutardınız; insanoğlu zaten daima cimridir.” (İsrâ sûresi, 100)

Ebû Hüreyre (r.a) rivâyet edildiğine göre kendisi, Nebî (sav) şöyle buyurduğunu işitmiştir:

İsrâiloğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.

Melek ala tenliye geldi:

– En çok istediğin şey nedir, dedi. Ala tenli:

– Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu hâlin benden giderilmesi, dedi. Melek onu sıvazladı ve ala ten gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa:

– En çok sahip olmak istediğin mal nedir, dedi. Adam:

– Deve (yahut da sığır) dır, dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi.

Melek:

– Allah sana bu deveyi bereketli kılsın, diye dua etti. Sonra kele gelerek:

– En çok istediğin şey nedir, dedi. Kel:

– Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi dedi. Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu:

– En çok sahip olmak istediğin mal nedir? Adam:

– Sığır, dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek:

– Allah sana bunu bereketli kılsın, diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve:

– En çok istediğin şey nedir, dedi. Kör:

– Allah’ın gözlerimi bana geri vermesini ve insanları görmeyi çok istiyorum, dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iade etti. Bu defa Melek:

– En çok sahip olmak istediğin şey nedir, dedi. O da:

– Koyun, dedi. Bunun üzerine ona döl veren bir gebe koyun verildi.

Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin vadi dolusu develeri, diğerinin vadi dolusu sığırı, ötekinin de bir vadi dolusu koyun sürüsü oldu.

Daha sonra melek ala tenliye, eski kılığında geldi ve:

– Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere önce Allah sonra senin yardımın ile ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum, dedi.

Adam:

– Mal verilecek yer çok, dedi. Melek:

– Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin, dedi. Adam:

– Bana bu mal atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek:

– Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski hâline çevirsin, dedi.

Sonra melek, eski kılığına girip kelin yanına geldi. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da:

– Yalan söylüyorsan, Allah seni eski hâline çevirsin, dedi. Körün kılığına girip bu defa da onun yanına gitti ve:

– Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın sonra senin yardımınla yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör:

– Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iade etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım, dedi.

Melek: Malın senin olsun. Bu sizin için bir imtihandı. Allah senden râzı oldu, arkadaşlarına gazap etti, dedi (ve oradan ayrıldı). (Buhârî, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10)

Rabbimiz bizlere er geç istediklerimizi vermesine verir de asıl sorun şu: Biz bu nimetlerin her daim Allah’tan geldiğini hatırlayabilecek miyiz, şükürle karşılık verebilecek miyiz ve bu nimetler üzerinde cömert olabilecek miyiz, son nefese kadar cömert kalabilecek miyiz nimetle olan imtihanı kazanabilecek miyiz? 

                                                                                                                                         ALİ ALTAYLI

You Might Also Like

Gerçek Özgürlük ve Özgünlüğün Ezeli Adresi

Bu Ayda Maksimum Sevap

İnsanın Güzelleştiği İnsan Olduğu Ay

İyi Ki Bu Dünyada Yalnız Değiliz

Şartlara Değil Kendi Gelişimine Odaklan

Ali Altaylı 26 Şubat 2026
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Bu Ayda Maksimum Sevap
Sonraki Yazı Gerçek Özgürlük ve Özgünlüğün Ezeli Adresi
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?