Bu ayı en iyi şekilde nasıl değerlendirirsek maksimum sevap elde edebiliriz diye bir soru aklıma geldi. Dünyevi kazançlarda, küçük bir dünyalıkta bile maksimum kârları araştıran bizler Ramazan ayının manevi kazançlarına giden yollarda da uyanık olursak büyük uhrevi kârlara ulaşabiliriz.
Biraz araştırayım, dedim. Her zamanki gibi hakikatin kaynağı olan iki değişmeyen (Kuran sünnet) imdadıma yetişti. En büyük nimet olan İslam nimeti, iman nimeti, Peygamber (sav) nimetinden dolayı Rabbimize ne kadar şükretsek az.
Peki, bu Ramazan ayını ve ömrümüz olursa diğer Ramazan aylarını nasıl değerlendirirsek istenilen sonucu Rabbimizin yardımıyla elde edebiliriz, kafa yormaya çalışalım.
- Oruç tutmak.
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. (Bakara Sûresi 183)
- Sadece midemizle değil; göz, dil, kulak, akıl, kalp, niyet yönüyle de şuurlu bir şekilde oruç tutabilmek.
Ekranlara ara vermek, akıllı telefonları bir aylığına da olsa tatile teneffüs ettirmek. Gözümüze girenlere ve dilimizden çıkanlara azami dikkat etmek. Hem oruçluyuz hem de uzun süre sosyal medya, ekran karşısında zaman öldürüyoruz, bu orucun ruhuna aykırı olsa gerek.
Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:
“Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)
- Cana yakın olmak, hal hatır sormak, kaynaşmak, dert dinlemek, çözüm yolu göstermek.
İnsanlar git gide yalnızlaşıyor. Bir insana zaman ayırmak özellikle de akraba ve komşularımızla görüşmek, konuşmak hem onlara hem de bizlere iyi gelir. Bir insanla konuşmak, buluşmak, arayıp sormak ona değer verdiğimizi gösterir. Bir insanın değerli olduğunu hissetmesi ise onu psikolojik hastalıklardan korur. Sosyal iletişimin, desteğin, manevi birikimin çok olduğu toplumlarda intihar olayları yok denecek kadar azdır.
Kutlu Nebi (sav) şöyle buyurur:
“Mümin cana yakındır. İnsanlarla yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.” İbn Hanbel, II, 400.
- Bir an önce küslüklere son vermek, küsmemek araya duvar örmemek.
Küslükler, kırgınlıklar genellikle ufak bir meseleden ortaya çıkar; ama yıkımı büyük olur. Bir insana küs olmak, uzun süre iletişimi kesmek bir kıssada anlatıldığı gibi çürük patates torbasını elinde uzun süre taşımak, gittiğin her yere götürmek gibi bir şeydir. Yani küslük ilk önce bize yani küs durmayı tercih edene zarar verir.
Bir toplumda birbirine küsen, kırılan insan sayısının çoğalması işleri zorlaştırır; kin, nefret, dedikodu ve düşmanlığı çoğaltır. İnsanalar yalnızlaşmaya, küçük bir problem karşısında bile ruhsal olarak çökmeye başlarlar.
Kolay kolay küsmeyen insan dinin özünü iyi bir şekilde anlamış, zihinsel ve kalbi genişliğe ulaşmış aşkın ruhlu insan demektir. Yaşadığımız bu zorlu dönemde, bu karakterdeki insanlara her zamankinden daha çok muhtacız.
Kutlu Nebi (sav) şöyle buyurur:
“Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız ve haset etmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir.” (Buhârî, Edeb 57, 58, 62; Müslim, Birr 23, 24, 28, 30-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 47; Tirmizî, Birr 24; İbni Mâce, Duâ 5)
- İftar ettirmek.
Ramazan ayında evimize anne babamızdan başlayarak misafir çağırmak rızkımızı genişletir, evlerimize bereket ve huzur getirir.
Bir an önce” çok çeşit, masraflı sofra” anlayışından vazgeçerek evimize misafir alarak oruç açtırmamız gerekir. Bir mercimek çorbası, makarna da olsa evimize acilen akrabalardan başlayarak misafir almamız gerekiyor.
Maddi durumum iyi değil, ben ona küsüm, bu yemekle onların karşısına çıkamam gibi dillendirmeleri artık yapmamız gerekiyor.
Misafir bereketiyle geldiği için ev sahibine daha çok güzellik, rızık genişliği bırakıp gidiyor.
Önemli olan bol çeşitli sofralarda buluşmak değil; kalbin, özün, zihnin, ruhun buluşup bayram etmesidir. Günümüzde israfa kaçan bol çeşitli sofraların başında kaybettiğimiz de budur.
Ukbe b. Âmir’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
“Misafir ağırlamayan kimsede hayır yoktur.” (İbn Hanbel, IV, 157)
Abdurrahman b. Ebû Bekir anlatıyor: Suffe ashâbı fakir insanlardı. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştu:
“Kimin yanında iki kişilik yemek varsa üçüncü bir kişiyi, dört kişilik yiyeceği olan beşinci ya da altıncı bir kişiyi misafir etsin!” (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 41)
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
“Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.” Bunu işiten sahâbîler: “–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.” dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: “–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)
- Diğer aylardan Ramazan ayında daha çok cömert olmak.
Cömert ve ahlaklı olabilmek Rabbimizin yardımını daha çok kendimize çekmemiz demektir. Rabbimiz Cevat, Latif, Kerim’dir. Bizim gibi cimri ve aciz kulların verdiği bir simide karşılık olarak iki, üç, beş, elli, eli bin ve daha çok simit vermeye muktedirdir. Bitkilere, hayvanlara ve biz akıl sahiplerine cömertçe rızık gönderen, bakan kim bir düşünelim.
Sadaka, infak, zekât ile kendimizi iyileştirmeli, güzelleştirmeli bir gönül almalı bir gönle girmeli, bir ihtiyaç sahibinin yanında olabilmeliyiz. Şunu kesinlikle bilmeliyiz ki bizim verdiğimizden daha çok Rabbimiz bize verecek. İnançsız bir insan bölündü, azaldı sanır; inançlı bir insan ise verdiklerinin çarpılıp geri döneceğine inanır, cennete yatırım yapar.
İbni Abbâs (r.a.) şöyle demiştir:
“Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” (Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)
- Çok, daha çok, her zamankinden çok Kur’an-ı Kerim okumak, anlamaya çalışmak, tefsir dinlemek, ayetlerin üzerinde hakkıyla düşünmek.
Bize çocukluğumuzda Kuran’ ı Kerim’de 6666 ayet var, diye öğretmişlerdi.
6. 236 ayetten sahi kaç ayet hayatımızın içinde var.
Kaç ayet aile hayatımızda var.
Kaç ayet iş, ticaret hayatımızda var.
Kaç ayet sosyal ilişkimizde var.
Kaç ayet ahlakımıza, duruşumuza, hal ve hareketlerimize yansımış; sahi kaç ayet kalbimizin derinliklerinde aklımıza yön veren durumunda hiç düşündük mü?
Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışması düzenlenmesi gerçekten güzel; Kur’an-ı Kerim’i hakkıyla anlama yarışmasını da biz iç dünyamızda bu Ramazanda başlatabiliriz. Belki de gün gelir Kur’an-ı Kerim’i hakkıyla anlama yarışması da düzenlenir güzel ülkemizde.
Biz müminlere maksimum kazanç yollarını göstermesi bakımından Bediüzzaman Said Nursi’nin “Ramazan Risalesi”ndeki şu tespitleri çok önemlidir.
“Ramazan’ın sıyamı dünyada ahiret için ziraat ve ticaret etmeye gelen nev-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mâl, bire bindir. Kur’ân-ı Hakîm’in, nass-ı hadis ile, her bir harfinin on sevabı var, on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir.
Ramazan-ı Şerifte her bir harfin on değil, bin; ve Âyete’l-Kürsî gibi ayetlerin her bir harfi binler; ve Ramazan-ı Şerifin cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir’de otuz bin hasene sayılır.
Evet, her bir harfi otuz bin bâkî meyveler veren Kur’ân-ı Hakîm, öyle bir nurânî Şecere-i Tûbâ hükmüne geçiyor ki milyonlarla o bâkî meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü’minlere kazandırır.
İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla.
İşte Ramazan-ı Şerif, âdeta bir ahiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hâsılat için gayet münbit bir zemindir. Ve neşv ü nema-i a’mâl için bahardaki mâ-i nisandır. Saltanat-ı rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resmigeçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hâcâtına ve malâyani ve hevaperestâne müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut ahiret ticaretine girdiği için dünyevî hâcâtını muvakkaten bırakmakla uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek, savmı ile Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir.”
Diğer yapmamız gerekenleri de çoğunuz biliyor zaten. Rabbimiz bildiklerimizi eyleme dökmeyi bir an önce bizlere nasip etsin. Ramazan ayının ülkemize ve insanlığa huzur bereket getirmesini isterim. Bilgi çokluğunda ve kirliliğinde hakikatin kaynağı olan Kur’an ve sünnetle dirilmeyi Rabbim bizlere nasip etsin.
ALİ ALTAYLI
LÛGATÇE:
hasaret: hasar, zarar.
hasene: hayırlı iş, iyilik.
hurufat: harfler.
Leyle-i Kadir: Kadir Gecesi.
ma-i nisan: nisan yağmuru.
meşher: sergi, teşhir yeri.
nass-ı hadis: hadisin açık ve kesin şekilde bildirmesi.
neşv ü nema-i a’mâl: amellerin, yapılan iş ve ibadetlerin yeşerip büyümesi.
saltanat-ı rububiyet-i İlâhiye: idare ve terbiye edici Allah’ın saltanatı, hâkimiyeti.
Samediyet: her şeyin Allah’a muhtaç olması, Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmaması.
savm: oruç.
sevab-ı a’mâl: amellerin sevapları.
sıyam: oruç.
Şecere-i Tûbâ: Cennetteki Tûbâ ağacı.
tecessüden: beden hâline gelerek.
ubudiyet-i beşeriye: insanların ibadet ve kullukları.
uhrevî: ahirete ait, ahiret hayatıyla ilgili.
ziraat: ekip biçme, çiftçilik.