İnsan, en fazla hangi ayda daha çok insan olur? Ben Müslümanım diyen bir insan, en çok ne zaman ekmek, yemek, su gibi bir nimetin kıymetini hakkıyla anlamaya başlar, merhamet ve şefkat sahibi olur? Şeytanların bağlandığı, suç oranlarının büyük ölçüde azaldığı ve nefsani arzuların vücudumuz üzerinde etkisinin azaldığı ay hangi aydır? Ruhun en çok özgürleştiği midenin, bağırsakların teneffüse çıktığı ay hangi aydır gibi birden çok soru çalışma masamda otururken zihnimi tırmaladı ve iki güzel insanın sözü zihnimde canlandı.
Birincisi Sezai Karakoç’a ait:
“Gece sahurda evlerin ışıkları bir bir yanınca şehir bir şölen hazırlığındaymışçasına uyanır. Oruç ruhların şölenidir.”
Biz insanları en çok yoldan çıkaran şeytan ve nefistir. Ramazan ayında şeytanlar zincire vurulduğuna göre bizi rahatsız eden bir nefis kalıyor. Nefis de açlıkla terbiye edilerek vücut fabrikamız üzerinde etkisi azalıyor, ruhlar özgürleşerek şölen yapıyor.
İnsan vücuduna Ramazan ayında gözden, kulaktan, ağızdan mideye girenler azalınca ruhlar özgürleşiyor, seviniyor, bayram ediyor; nefis ve şeytan ise bir aylığına da olsa vücut üzerinde hâkimiyetini kaybediyor; insan uslanıyor, melekleşiyor.
Necip Fazıl Kısakürek, nefsin insan üzerindeki etkisini şöyle anlatır:
Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem;
İnsandan kaçmak kolay; kendimden kaçabilsem
Ramazan ayı insanın kendisini sorguya çektiği, bir iç muhasebe yaptığı, kendisiyle yüzleştiği, kendinden kaçtığı bir aydır. İnsana en büyük zararı veren kendisidir, Ramazan ayında insan kendisini, kendinden korur oruç tutarak dua ve yakarışla Rabbine yönelerek. Ramazan ayında Kadir gecesi neyse insan ömründe de Ramazan ayı odur.
İkincisi Aliya Izzetbegoviç’e ait:
“Hayvan, aç ve hayatı tehdit altında olduğu zamanlarda tehlikelidir. İnsan ise tok ve güçlü olduğu zaman tehlikelidir.”
İnsan tokken güçlüyken tehlikeli olabiliyor. Ramazan ayında büyük fabrika olan midenin işleyişinin belirli süre durmasıyla giderinin azalmasıyla tehlikeli olmaktan çıkıyor.
Bir insan Rabbiyle bağını kestiğinde ya da zihnine, kalbine sahte sevgiler, putlar koyduğunda gerçek nimeti vereni unuttuğunda, nimete saygısızlık yaptığında hayvanlaşıyor; hatta hayvan derecesinde de kalamıyor, ondan daha aşağı düşüyor.
Bir restoranda çekilmiş fotoğrafta “lavaş ekmeğin küllük olarak kullanılmış şeklinin görüntüsü” gözüme ilişti.
Allah inancı olan bir insan lavaş ekmeği küllük yapabilir mi?
Oruçla güzelleşen bir insan bir kuru ekmek de olsa ona saygı göstermez mi?
Nimete saygısızlık, edepsizlik yaşayışımızdaki taşkınlık bizi büyük imtihanlarla karşı karşıya getirmez mi?
Aslında Ramazan ayı bizlere şükür, edep öğretir. Bize verilen nimetlerin aslında ne kadar da çok olduğunu öğreterek sıradanlığı yıkar, gözümüzün önüne getirir bu nimetleri, bizleri hesapsız Verene iletir.
Mevlâna Hazretleri açgözlülük, hırs, tamahkârlık, taşkınlık ve edepsizliğin önceki nimetleri aratacağına, gidereceğini söyler:
“Tanrı sofrası, alış-verişsiz, pazarlıksız, parasız pulsuz gelip durmadaydı. Musa’nın kavmi içinden birkaç kişi, edepsizcesine, nerede sarımsak, hani mercimek dediler.
Gökten sofra gelmez oldu, ekmek kesildi; bize de ekin ekmek, bel bellemek, orak sallamak zahmeti kaldı. Sonra İsa şefaat etti; Tanrı gene sofra yolladı; tabak tabak ganimetler gönderdi. Küstahlar gene edebi terk ettiler; dilenciler gibi sofradan artanları aşırdılar.
İsa onlara yalvardı; bu, boyuna gelir, yeryüzünden eksik olmaz; Ulu bir kimsenin sofrası başında, ona karşı kötü zanda bulunmak, harisliğe kalkışmak küfürdür, dedi.
O rahmet kapısı, bu görmedik yoksul suratlıların tamahları, hırsları yüzünden gene kapandı onlara.
Şu gök, edep yüzünden ışıklarla dopdolu bir hâle gelmiştir; melek, edep yüzünden suçtan arınmıştır, tertemiz olmuştur.”
Yine Mevlâna Hazretleri, edepsiz olan kimsenin Allah’ın lütfundan uzak olacağını ve herkese zararının dokunacağını söyler:
Edebe uygunluk dile Hüdâ’dan
Lütfundan uzaktır edepsiz olan
Zararı kendine değildir yalnız.
Dünyayı ateşe verir edepsiz.
Oruç bize önce insan olmayı ve insan kalmayı öğretir. İnsana ise en çok lazım olan iman, itaat, edep, şükür ve tevekküldür. İşte Ramazan ayında tuttuğumuz oruçlar bize bunları hatırlatır.
Oruç tut, hayat bul; can ol, canan ol; yâr ol yâren ol.
İnsanı iyileştiren oruçtur.
İnsanın sabır kuvvetini arttıran oruçtur.
İnsanın manevi olarak ilerlemesini sağlayan oruçtur.
İnsanın içsel yönden zenginleşmesini sağlayan oruçtur.
Kuru bir ekmeğin kıymetini bildiren oruçtur.
Allah’a itaat duygusunu geliştiren oruçtur.
Çöp kenarlarına ekmek koymayı azaltan oruçtur.
İnsanı uslandıran, olgunlaştıran, güzelleştiren oruçtur.
Oruçlu insan belirli süreliğine yemeye içmeye ara veren insandır. Eğer bir insan hem midesine hem gözüne hem diline hem kulağına hem de diğer latifelerine oruç tutturabilirse Ramazan ayı onun için temizlenme ve Rabbine yakınlaşma ayı olur.
Haydi, artık uyuyan destanını uyandır, diyor şair. Ramazan ayı en büyük bir fırsat sana bana. Hem hayat yolculuğumuz da çok uzun değil. Yazanın da okuyanın da ömür sermayesi bitmek üzere toprak bize hasret ve dört gözle beklemekte. Hem yumurta içten kırılırsa ömrüne ömür katar, yoksa gübre olur. Ramazan ayı bir insanın özüne fıtratına dönmesi için, içten kırılarak kısa hayatı sonsuzluğa taşıması demektir. Haydi, artık sen de uyan ve uyandır. İçini temizle, kendine dön.
Nimetin kadrini bilmekle ve ona saygı göstermekle güzelleş.
Oruçla güzelleş.
Şükürle güzelleş.
Edeple güzelleş.
Dua ile güzelleş.
Ayetlerle güzelleş, insan ol ve insan kal.
ALİ ALTAYLI