Toplum olarak küçük bir problemin altında bile ezilir olduk. Küçük problemler oturulup konuşulamadığı için büyük yıkımlara neden olabiliyor.
Aile içi problemler
Komşuluk problemleri
Akraba ile ilgili problemler
İş hayatı ile ilgili problemler
Sanal âlemin getirdiği sorunlar
Borç-alacak sorunları
Miras paylaşımı sorunları
Site yönetimi sorunları vb.
Dünyada sorun mu çok yoksa çözüm yolları mı diye bir soru aklımıza gelse ebetteki çözüm yolları çok cevabı çıkacaktır.
Peki, çözüm yolları bu kadar çokken niçin sorunlardan beslenir ve bir türlü çözüm yoluna giden adımları atamayız?
Çözüm yolları varken ve çokken konuşularak çözülmesi gereken bir problemi niçin küfürle kavgayla kaos oluşturarak çözmeye çalışıyoruz?
Bugünkü yazımızda bu konuda kafa patlatmaya çalışalım.
Eğitimsizlik
Darlık
Bencillik
Art niyet
Sevgisizlik
Suizan
Dedikodu mesaileri
Geçmiş kin ve nefretle karışık hesaplar
Empati yapamamak
İnancımızın gereklerini hakkıyla hayata yansıtamamamız
Yukarıda saydığımız bu maddeler saygı sınırları içerisinde iyi niyetle konuşarak sorunlarımızı çözmemizin önündeki en büyük engeldir.
Eğitimsizlik ya da alınan eğitimin hakkıyla sosyal ilişkilerimize yansımaması sorunları çoğaltır; çözümü geciktirir, zorlaştırır. Az da olsa her gün farklı kaynaklardan okumayan, bilgiye değer vermeyen, ilmin hakkıyla kıymetini takdir edemeyen geçim ve mal mülk derdiyle sarhoş bireyler, aileler, toplumlar kolay kolay iyi niyet, sevgi ve saygı sınırları içerisinde problemlerini kolay yoldan çözemezler.
Buradaki anlatmak istediğimiz darlık maddi olarak yeterli düzeyde olmamak değil, özün İslam’la imanla ilimle seyahatle sevgi ve muhabbetle iyi niyetle temiz zihinle açılmamış, temizlenmemiş olmasıdır. Zihni ve özü güzelleşmeyen bir birey, dünyayı hem kendine hem çevresine zehir eder. En büyük fakirlik zihin ve kalp fakirliğidir. Zihnimizi vahye kapatır ya da zihnimiz vahye açık olduğu halde hayata yansımış bir duruş sergilemezsek çözüm odaklı düşünemeyiz, çözüme yanaşmada zorlanırız. Yine şirk, kin, nefret, haset, riya, öfke, kendini beğenme, cimrilik, açgözlülük gibi manevi hastalıkları özümüzden söküp atamazsak çözüm bakış açısını geliştiremez, sorunlarda boğuluruz.
Bencillik birey, aile, toplumu çürüten tedavisi zor bir hastalıktır. Bencil insan sadece kendine yontan, kendini gören, kendi çıkarlarını ne pahasına olursa olsun savunan insandır. Bu tip insanlar sorunları çözmek yerine çoğaltır. Bir şartla çözümün bir parçası olabilir istediğini vermek, çıkarına dokunmamak.
Art niyet ilişkileri bozar, çözümü zorlaştırır. Art niyetli insanlarla oturup konuşmak neredeyse imkânsızdır. Gerçek niyetin arkasına gizlenmiş art niyet, sorunları çoğaltır, çözüm getirmez.
Sevebilme nimeti en büyük nimetlerden birisidir. Bütün canlıları sevebilmek özellikle de insanlara karşı şefkat ve merhametli olabilmek, onların iyiliğini istemek çözüme giden adımın atılmasını sağlar. Taşlaşmış kalp, donmuş ve fakir bir zihin sorunu çoğaltır, çözümü zorlaştırır. Sevgi, güven ve merhamet bir toplumun gıdasıdır. Suyun olmadığı yerde yaşam zorlaştığı gibi sevgi ve güvenin olmadığı yerde de çözüm güçleşir.
Hüsnü zan ile değil de suizan ile hayata ve insanlara bakmayı alışkanlık haline getirmiş bir kişi kolay kalay memnun olmaz ve çözüm sunarak insanları memnun etmez.
Rabbimizin güzel dostlarının sözleriyle konumuza açıklık getirmeye çalışalım.
Hayat içinde hayattır hüsn-ü zanda (iyi ve güzel zan) emeli.
Suizanla (kötü zan) yeistir (ümitsizlik), saadet muharribi (tahrip eden), hem de hayatın katili.
“Suizan ederek isabet edeceğine hüsnü zan edip ıskala gitsin.”
Dedikodu mesaileri yapmak dilimizi şahsın, ailenin, grubun arkasından konuşturmaya alıştırmak günahları ve sorunları arttırır, çözümü zorlaştırır. Yüz yüze konuşarak sorunların bir çözüme bağlanması güçlü bir irade, cesur bir yürek, imanlı bir kalp, eğitimli bir zihin ister.
Geçmiş kin ve nefretle karışık hesaplaşmalar çözümü zorlaştırır, sorunu büyütür. Kin, nefret, düşmanlık hisleri önce insanın kendisini sonra çevresini yakar. Sevgi, muhabbet ve konuşmanın önündeki en büyük engel olan bu zararlı duygular, affetme ile ancak sonlanabilir. Karşılaştığımız sorunlara da bu aşamadan sonra çözüm yolları bulabiliriz.
Empati yapamamak da sorunları çoğaltıyor. Acaba ben bu adamın, ailenin yerinde olsaydım, ne yapardım sorusuna verilen hakkaniyetli cevap çözüme giden yolu kolaylaştırıyor.
İnancımızın gereklerini hakkıyla yaşamamak sorunları çoğaltıyor, çözüme giden yolu güçleştiriyor. En güzel örnek olan Kutlu Nebi’nin (sav) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” mesajına kulak kesilmemek işlerimizi zorlaştırıyor.
Ne yazık ki, birçoğumuz camilerde, ibadet ilim meclislerinde göründüğümüz gibi olamıyoruz.
Miras paylaşımında, para ile ilgili çoğu meselelerde, çıkarımıza ters gelen bir durumda, alışverişlerde, evlilik hayatı sürecinde sanki ikinci bir kişiliğe dönüşüyoruz. Özellikle bazı meselelerde ne din kalıyor ne iman. Aslında bir kişinin asıl karakteri de bu gibi durumlarla karşı karşıya kalınca anlaşılıyor.
Sonuç olarak yaşlanmaya ve ölüme çare yok. Ölümden başka birçok meseleye çözüm var. Yeter ki, iyi niyetli olalım, çözüm odaklı düşünelim, yapıcı olalım, empati sahibi olalım, bakış acısından kurtulup geniş olumlu bir bakış açısına sahip olalım.
ALİ ALTAYLI