Allah (cc) dünyayı yaratmış içine insanı koymuş. Kanmaması, azmaması, sapmaması için de bitki ve hayvanlardan farklı olarak ona akıl vermiş, kitap ve peygamberler göndermiş. Ne zaman insan denen varlık, ilahi olanı dinlemiş dünyaya huzur gelmiş ne zaman aklını, başarısını, şehvetini, şöhretini, zenginliğini ilahi olanın önüne geçirmiş, adeta ona tapmış dünya bir çıkmaza yuvarlanmış. İlahi olanı sapkın akımlara ve sapıklığa tercih eden her bir insan, dünyanın mükemmel işleyişini bozuyor, fıtrata müdahale ediyor. Bütün medeniyetler İslam medeniyetinin önünde diz çökmeye mahkûm. Dünyanın iyi bir gidişata evrilmesi önce çocukların ve tüm insanların güvende ve huzurda olması ancak bu yolla mümkün.
*
İnsanın bu kadar düşüşünden zulmün, ahlaksızlığın artmasından ve mahremiyetin istenilen seviyede korunmamasından yerdeki karınca, ağaçtaki kuşlar, denizdeki balıklar, topraktaki tohumlar yer ve gök arasındaki her bir yaratılmış rahatsız.
“İşte, envâ-ı dalâlet, derecâtına göre az çok kâinatın yaratılmasındaki hikmet-i Rabbâniyeye ve dünyanın bekasındaki makasıd-ı Sübhâniyeye zarar verdiği için, ehl-i isyana ve ehl-i dalâlete karşı kâinat hiddete geliyor, mevcudat kızıyor, mahlûkat öfkeleniyor.
Ey cirmi ve cismi küçük ve cürmü ve zulmü büyük ve ayıp ve zenbi azîm biçare insan! Kâinatın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi: Kur’ân-ı Hakîmin daire-i kudsiyesine girmektir ve Kur’ân’ın mübelliği olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnet-i seniyyesine ittibâdır. Gir ve tâbi ol.”
*
Sen bu dünya toprağına bilinçli bir irade tarafından mükemmel ve kıymetli bir çekirdek olarak atıldın. İster o çekirdeği çürütürsün istersen de o çekirdeği meyve veren bir ağaç haline getirirsin. Sen de bilirsin ki, ağaç derdinde olmayan çekirdek, her zaman çürümeye mahkûmdur. Sen bir an önce ağaç ol ve meyve ver. Ey bir türlü hakkıyla değerleriyle dirilemeyen Müslüman! Dünya insanı senin meyvene her zamankinden daha çok muhtaç.
*
Dünya artık sırtında taşımakta zorlanıyor. Allah (cc) her yönüyle bilinip tanınırken bizlere kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim, Peygamberi Hz. Muhammed (sav) ve büyük kainat kitabıyla kendisini gösterirken gösterdiği yol en doğru yolken O (cc) sanki yokmuş gibi davrananları, yaşayanları, taşkınlıkta, azgınlıkta, bozgunculukta sınır tanımayanları dünya sırtında taşımakta artık çok zorlanıyor.
*
Görüştüğünüz insanlar, aileler izlediğiniz programlar, diziler, takip ettiğiniz kişiler eğer size şöyle fısıldıyorsa sen onlardan her yönden kötü durumdasın. Bir an önce bırak görüşmeyi ve takibi. Neden mi? Çünkü şükür, kanaat, takdire rıza, iç dış huzurdan uzaklaşırsın da ondan. Dünyadaki birçok insan ve aileden daha iyi konumda olduğunu unutursun da ondan. Rabbin (cc) ve insanlarla aran bozulur, haset hastalığını yakalanırsın da ondan.
*
Sanal dünyada Rabbimizle nasılız? Bütün gözlerin sahibi ve bütün gözleri gören Allah (cc) yanlıştan, haramdan gözlerimizi çekmemizi istiyor. Gözlerimizden giren her bir yanlış zihnimizi, kalbimizi bütün latifelerimizi bombardımana tutuyor. Gözümüzden vuruluyor, zihnimizin haramla iştigali ile zamanla şehvetimizi ilah haline getiriyor, sonra da her istediğini ne pahasına olursa olsun yapmaya çalışıyoruz. Göz ve midedeki haram ateş olup yakıyor hem bizleri hem çocuklarımızı hem de gelecek güzel günleri.
*
Bir çocuk ergenlik çağına kadar anne babasını, öğretmenlerini; ergenlik çağından sonra ise nefsini, egosunu, arkadaş çevresini dinler. Eğer anne baba çocuğunu evin sıcak yuvasına çeker; Rabbine, ilme, temiz arkadaş çevresine ve güzel alışkanlıklara yönlendirebilirse kurtarır. Yoksa çocuğunu kaybeder.
*
Mal mülk şan şöhret makam mevki ister dururuz Rabbimizden çoğu zaman. Zengin, bilinir, görünür, tanınır olmak bir ayrıcalık diye düşünürüz. Aslında imkânları elde etmek çoğu zaman imtihanı unutturur, iç huzuru giderir, haset ve dedikoduyu çoğaltır. Zenginlik, makam şan ve şöhret kaygan bir zemin, kendisini koruyabilen ise Allah’ın lütfuna, korumasına mazhar kişiler.
*
Yaşlı adam anlatıyor, eskiden genellikle bir çeşit yemek yerdik. Misafirler gelince iki çeşidi ancak görürdük. Hanımı ise en son içinde bulunduğu durumu şöyle özetliyor: Daha sonra Rabbim bize çok nimet verdi, gece bazen kalkar, Rabbime çok şükrederim. Peki, biz neyi unuttuk çok çeşitli sofraların başında? Şükrü ve hesapsız nimet veren Rabbimizi. Peki, başköşeye neyi koyduk? Konfor, haz ve gösteriş.
*
Yol, yolcu, yoldaş. Ölüme kadar yürünmesi gereken bin bir türlü gizemle dolu bir yol var önümüzde. Yolcu ise bizleriz. Yolu güzelleştiren yoldaşlar. Eğer yoldaşlarınız sizi seven, size saygı duyan, destek olan ve güvenen birileriyse yol güzelleşir ve kolaylaşır. Yoksa yürünen yol, her gün zorlaşır ve diken olur, size batar.
*
Kadın soruyor canlı yayında hocam televizyon izlerken zikir çekilir mi? Yani dilim Allah, Rahman, Rahim, Cemil, Fettah, Basar, Semi, Rauf, Nur, süphânallâh, elhamdülillah, lâ ilâhe illallah derken gözüm TV de olacak. Ekranlar bizi kendisine ipsiz bağlamış, ekranları bırakıp ibadet etmek bile zor gelmeye başladı. Rabbimize yaklaşma, anma ve huzur bulma vesilesi olan zikirde yalnız kalarak özümüze, kalbimize dönüp ekranları bırakamıyorsak vay halimize!
*
Her gün az da olsa okumuyorsan alışkanlıklarını ve çevreni daha iyiye taşımıyorsan bir dava uğruna mücadele veremiyorsan şükür duygusu içinde değilsen sabah erken yola koyulmayı hâlâ başaramamışsan zihni ve kalbi genişliğe, gürlüğe, olgunluğa sahip değilsen en çok sevdiğin konfor en sevmediğin iş güç çalışmak, üretmek ise yüksün insanların ve bu dünyanın sırtında.
*
Bedelini ödemediğiniz, emeğini çekmediğiniz bir malın gözcüsü, muhasebecisi olmayın. Öyle insanlar tanıdım ki, mal mülk derdiyle sarhoş. Allah’ın kendilerine verdikleri ve başkalarına vermediği birçok nimeti unutup akrabasının, komşusunun kümesindeki tavuğunun yumurtasının sayısını bile öğrenmeye çalışan casus tipli insanlar.
*
Öyle insanlar tanıdım ki, başkalarına verdiği dağlar büyüklüğündeki zararı unutup kendilerine verilen kum tanesi kadar bile olmayan zararı gündemde tutan, asla unutmayan. Bu tip insanlar, empati yapamazlar. Egoist, narsist, sadisttirler. İnsanoğlu, acımasız ve yıkımı çok büyük. Testere gibi değil de keser gibi hep bana hep bana demeye başladığı, nefsine ve kazanımlarına, gücüne ve imkânlarına taptığı ilahi olandan yüz çevirdiği zaman dünyayı cehenneme çevirir.
*
Yazık, çok üzüldüm adamcağıza. Niçin mi dersiniz? Yarınlara kalacak hiçbir anlamlı gayretin içinde değildi. Yolculuğu içine değil dışınaydı. Kendisini unutmuş hep yanlışı başkalarında arıyor, bir kez dönüp kendine bakamıyor, kendini sorgulayamıyordu. Günleri geçici olanın peşinde koşturmakla gelip geçiyordu. Tek düşündüğü nefsi, maaşı ve midesiydi. Unutulacaktı. Hem de kefeni bozulmadan çürümeden.
*
Ev dediğin nedir ki? Taş, duvar, tuğla, demir; koltuk, halı, dolap, yatak; can, canan. Eğer, can ve canının içine iman, Kur’an, ibadet, dua, huzur, sevgi, saygı, muhabbet, şükür girmemişse o evin altın kapısı, el pençe duran hizmetçisi de olsa o ev huzura, dinginliğe, cennete açılan bir kapı değildir.
*
Bir insan, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendi iç dinginliğini, huzurunu, neşesini yavaş yavaş nasıl kaybeder? Her şeyin en kötüsünü görme alışkanlığı ve iyi olanı kaçırmak, hırs, haset, şükürsüzlük, şikâyet, yalnızlık, beklentinin yüksekliği, inançsızlık, hedefsizlik ve konfor nedeniyle biz insanlar kendi küçük dünyamızı stresli, sıkıcı, boğucu hale getiririz.
*
Size bir adım yaklaşıp yüz adım olarak isteyen, bir bardak çay verip bir çaydanlık dolusu olarak geri isteyen, az emeğini yüzle binle çarpıp kendisine dönmesini isteyen, küçük birfedakârlığına karşı çok daha fazlasını isteyen insanlardan hiç vakit kaybetmeden uzaklaşın.
*
Bir hedefin, yapacak bir işin, dünyaya sunacak bir eserin, söyleyecek bir sözün varsa sabah kalkar işinin, masanın başına geçersin. Yoksa boş ve nahoş işlerle uğraşır, durursun. Hiçbir şey seni memnun etmez. Tüketen insan doyumsuz, mutsuz, sağlıksız; üreten insan ise mutlu ve anlamlı bir hayat yaşar.
*
Çocuklarınızın yapabileceği işleri kendiniz yapar ve onlara yaşına göre sorumluluk vermez, disiplin ve ciddiyetten uzak yetiştirir, aşırı şefkat ve merhametle muamele eder şımarttıkça şımartırsanız o çocuk, gerçek manada kendi olamaz, kendi yolunu bulamaz, o yolda yürüyemez.
*
Geçmiş travmalarından uzaklaşamayan ve şüphe denizinde yüzmeye çalışan ve zihnine bir türlü dur diyemeyen bir birey kolay kolay şimdiyi yaşayamaz. Bugünü, anı, şimdiyi travmalarına ve paranoyaya ucuzca satar. Geçmişte yaşamak, şimdinin canlılığını ve gelecek güzel günleri bozar.
*
Sonsuzluk hayatına yönelik en yüce en ulvi en kıymetli amellerde haset olmazken dünyanın en kıymetsiz işlerinde bile haset görülür. Haset ve nazar, nimeti bozar. Görünmezlik, imtihan için verilen nimetleri gözlere servis etmemek, gelecek günleri güzelleştirir. Dünyadaki nimetler ve makamlar sınırlıdır, bu nimetlere ve makamlara uzanan eller sayısız olabilir. İşte haset ve nazar burada kendini gösterir. Sonsuzluk hayatına yönelik işler ve sonsuzluk hayatının kendisi ise sınırsızdır, herkese yer vardır.
*
Nasıl ki kundaktaki bir bebek, anne babasının yardımına muhtaçsa biz büyükler de Rabbimizin yardımına, korumasına, şefkatine muhtacız. Bizlere kendi ruhundan üfleyip bizi şerefli kılan iman, İslam nimetiyle buluşturan Müslüman bir ülkede gözlerimizi dünyaya açtıran Rabbimize hamdolsun. Kurtuluşumuz, şan ve şerefimiz Rabbimize ve Resulünü hakkıyla itaat etmekle mümkün ve dünya İslam’a gebe biz ise gür bir imanla yeniden diri ve cesur olmaya.
ALİ ALTAYLI