Ahmet Hamdi Tanpınar’ı vefatının yıldönümü haftasında anmadan kitaplarındaki birkaç alıntı üzerinde düşünmeden geçmeyelim.
Zira büyük insanlar unutulmamalı, unutturulmamalıdır. Zaman sadece bir buldozer gibi davasız, esersiz, isimsiz, gayretsiz insanların üzerinden geçer ve onları unutturur. Himmeti davası ve milleti olan, aşkın bir ruhla dertli bir gönülle temiz bir zihin ve kalple kısa hayat yolculuğunu tamamlayanları zaman kolay kolay unutturamaz; hatta zamanın ihtiyarlaması onları gençleştirir, kıymetleştirir.
Sözlerinin hemen hemen hepsi kıymetli ama “Oğlum Behçet!” diye başlayan şu sözü günümüzdeki bizlerin durumunu gözler önüne serer:
“Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflâsı nedir, bilir misin? dedi. İnsan bozulur, insan kalmaz; bir medeniyet insanı insan yapan manevî kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü?… Cahilsin okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. Bizde insanoğlu şirazesiz kalmış…”
Ahmet Hamdi Tanpınar, her şeyin bir çaresi var; ama insan bozulursa bunun çaresi yoktur, diyor. Peki, biz insanlar nasıl düşeriz, nasıl yükseliriz; nasıl bozulur, nasıl iyileşiriz?
Avrupalı bir insan süte benziyor, bozulursa peynir ve yoğurt olarak hayatına devam edebiliyor. Müslüman bir insan ise yağa benziyor bozulursa dönüşümü olmuyor hem kendini hem yakınlarını hem de toplumsal hayatı zehirliyor; değerli olamıyor, değer kazandıramıyor.
Bir insan dininin emirlerine sıkı sıkıya sarılır, izzet ve şerefi inancında ararsa iyileşir; dinini bırakır, felsefi akımlara sarılır, izzet ve şerefi dünyalıklarda ararsa bozulur.
Hak ve Kur’anı dinlerse iyileşir; hazlarının peşinde gider, aklına taparsa bozulur.
Peygamberin (sav) sünnetine göre yaşarsa iyileşir; medeniyetin, modanın, dizilerin istediğine göre yaşarsa bozulur.
Özgürlüğü evinin ve dininin içinde ararsa iyileşir; özgürlüğü dışarda ararsa bozulur.
Çalışmayı ve üretmeyi severse iyileşir; konfor ve tembellikten kurtulamazsa bozulur.
Özünü güzelleştirirse iyileşir; kin, haset, inat, bencillik, gösterişle zehirlese bozulur.
Zihnini vahiyle bilimsel teknolojik çalışmayla güzelleştirir, okuma öğrenme aşığı olursa iyileşir; dini hayatından çıkarır, bir ömür dünyalıklar ve sahte sevgililer peşinde koşarsa bozulur.
İnsan, Allah’ın şerefli bir kulu olduğunu idrak eder, her şeye gücünün yetmeyeceğini anlar, yaratıcısına teslim olursa yücelir, iyileşir; kendisini ilahlaştırır, kulluktan ibadetten yüz çevirir, kendisiyle olan güce değil de sadece kendi gücüne dayanır ve inanırsa düşer, bozulur.
Dünyadaki iyilikleri, güzellikleri, imkanları, nimetleri, adaleti, edebi, ahlakı herkes için istersek iyileşir, yüceliriz; sadece kendimiz ve yakınlarımız için istersek düşer, bozuluruz.
Biz insanlar çift dünyalı yaşar, başka bir dünyanın varlığına inanır, ona göre hayatına çeki düzen verirse iyileşir, tek dünyalı yaşarsak manevi olarak hastalanır, bozuluruz.
*
“Gelenekler, arkasından başkaları geldiği için veya kendilerine ihtiyaç kalmadığı için giderler.”
*
“Saatin kendisi mekân yürüyüşü zaman ayarı insandır. Bu da gösterir ki zaman ve mekân insanla mevcuttur.”
*
“Newton başına düşen elmayı, elma olmak haysiyetiyle mütalaa etseydi belki çürümüş diye atabilirdi. Fakat o böyle yapmadı. Şu elmadan nasıl istifade edebilirim, diye kendine sordu. Azami İstifadem ne olabilir, dedi. Siz de öyle yapın!”
*
“Görüyorsunuz ki, her şeyin bir çaresi vardır. Biraz refah değişikliği biraz teşebbüs ve gayret her şeyi ıslah edebilir.”
*
“İnsanların saadet anlayışları da gariptir. Kitaplara bakarsanız, kendilerini dinlerseniz, insanoğlunun esas vasfı akıldır. Onun sayesinde diğer hayvanlardan ayrılır. Beylik sözüyle, hayata hükmeder. Fakat kendi hayatlarına teker teker bakarsanız bu yapıcı unsurun zerre kadar müdahalesini göremezsiniz. Bütün telakkileri, hususi bağlanışları hep bu aklın varlığını yalanlar.”
*
“İnsanoğlu güzel şeye düşmandı. Nasıl bilmeden kendi saadetini, başkasının saadetini yıkmak isterdi? İnsanoğlu huzurun, iyiliğin düşmanıydı, kendi kendisinin düşmanıydı. O da biliyordu ki, sevmek, mesut olmak, sevmeden evvel tanışmak, sevdikten sonra unutmak, hatta düşman olmak olağan şeylerdi.”
*
“Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vakıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.”
*
“Yakınlarımız, sevdiklerimiz için ölümü kolay kolay kabul edemeyiz. Kendi ölümümüzle bütün meseleler hallediliyor fakat sevdiklerimizin yanımızdan gitmesiyle insan temelinden yıkılıyor.”
*
“Her şey değişebilir, hatta kendi irademizle değiştiririz. Değişmeyecek olan, hayata şekil veren, ona bizim damgamızı basan şeylerdir.”
*
“İnsanlar çalışırken ne kadar mesut oluyorlar! Yaratmanın hızı, onları içlerinde kavrayıp kurduğu zaman bu ölüm makinesi ne kadar güzel, ne temiz bir ahenkle işliyor! Sonra insanoğlu mesut olunca bütün varlık nasıl değişiyor, ölüme kadar her şey nasıl sevimli, cana yakın oluyor, hiçbir şey kendi alın teri kadar insanı tatmin edemez. Çalışan insan kendi varlığında hüküm süren bir ahengi bütün kâinata nakleder. Hayatın biricik nizamı bu ahengin kendisi olmalıdır. Böyle olunca her şey değişir, peşinde koştuğumuz muvazeneyi buluruz. Şüphesiz bugünün büyük meseleleri var. Fakat hiçbiri kanla halledilemeyecek, insan ruhu kendi gerçeklerine erişine kadar bu acıyı çekecek.”
ALİ ALTAYLI
Kapak Görseli Kaynağı: https://www.turkishliterature.net/ahmet-hamdi-tanpinar-antalyali-genc-kiza-mektup/