Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Dirilere Mi Yakınız Yoksa Ölülere Mi?
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Genel

Dirilere Mi Yakınız Yoksa Ölülere Mi?

Genel
Paylaş
PAYLAŞ

Daha önceleri bir yolculuk esnasında tanıştığımız, muhabbet etme imkânımız olan bir delikanlıya sormuştum, gece kaçta yatıyorsun?

 03.00 gibi yatıyorum, demişti. 

Kaç gibi kalkıyorsun? 

10.00, 11.00 gibi demişti. 

Çalışıyor musun, dedim.

Çalışmıyorum, babamın parası bana yetiyor, dedi.

Saat on yatağa kon, saat üç yataktan uç, derdi büyükler. Biz ise yataktan bir süreliğine kalkılması gereken zamanda, üçte yatağa girmeye başladık; hazırı yemek ise çalışmaktan daha değerli olmaya başladı.

Bazen yerin üstünde gezip dolaşan ama yerin altındakilere çok benzeyen insanlara rastlarım. Üç beş kelam edip yakından bir süre tanıyınca ölülere çok yakın bir hayat derecesinde yaşadıklarına kanaat getiririm.

Yerin üstünde dik dolaşan, henüz yerin altına girmemiş ama bir gün zamansız yerin altına girerek yatay konuma geçecek olan bizler, bazı kazanımlara sahip değilsek ölülerden çok da bir farkımız olmayacağını düşünüyorum.

Ölülerin belirli bir amaç belirleme, bir vizyon çerçevesinde harekete geçme düşünceleri yoktur.

Ölülerin güzel işler ortaya koyma, salih amel işleme gibi bir imkânları yoktur.

Ölüler sorumluluk almak, belirli bir yükün altına girmek isteseler bile bunu başaramazlar.

Ölüler, yerin altında tahkiki imana sahip olayım imanla Rabbime intisap edeyim, yeniden iman edeyim inançlı, ahlaklı, temiz bir hayat yaşayayım diye düşünmezler.

Ölüler, yerin altında kitap okumaz, yaptıkları işi en iyi konuma taşımak için mücadele vermezler.

Ölülerin, yerin altında konforumu nasıl arttırabilirim, daha çok nasıl tembellik yapabilirim, diye bir gayretleri yoktur. 

Ölülerin, yerin altında zaman yönetimi ile ilgili bir planları yoktur. 

Yerin üstünde yaşayan bizler mezardakilerden farklı olarak şu önemli noktalarda kendimize, sevdiklerimize, ülkemize ve insanlığa yatırım yapmazsak yerin altındakilerden ne farkımız kalır?

Belirli bir hedef, amaç, gaye, vizyon vb.

Güzel işler ortaya koyma, iyilik tohumları saçmak

Elimizi taşın altına koymak sorumluluktan kaçmamak

İnançlı olmak, yeniden iman etmek, imanımızı tahkikiye ulaştırmak

Her gün az da devamlı okumak, işimizi sağlam yapmak

Konfordan yılandan akrepten kaçar gibi kaçmak

Zamanı iyi yönetmek, planlı ve programlı olmak

Yaşım kırk beş ve bu yaşa kadar elde ettiğim gözlemlerin en önemlisi de şudur: 

Belirli bir vizyonu olan kişilerin bu dünyada daha anlamlı bir hayat yaşadıkları gerçeğidir. Biz diriler hedefle belirli, anlamlı bir gayretle iyileşir, güzelleşiriz; ölüler hedef belirleyemez.

Hedefsiz insan, sürüklenen insandır.

Hedefsiz insan, tozu dumana katan değil, tozu dumanı yutan insandır.

Hedefsiz insan, sorunlu, sıkıntılı, başkalarına yük olan insandır.

Hedefsiz insan, “ene”sini ve hazlarını kutsallaştıran insandır.

Hedefsiz insan, fikirleri değil, daha çok kişileri konuşan insandır.

Hedefsiz insan, bir mirasyedi gibi ucuz bir şekilde zaman harcayan, ekranların karşısında, sosyal paylaşım sitelerinde, eğlence merkezlerinde geleceğini yok eden insandır.

Hedefsiz insan uykusu derin, gafleti büyük, ufku dar olan insandır. Kabir ehlinden farksız, eylemsiz insandır. 

Yine okumalarımdan, gözlemlerimden elde ettiğim bir gerçekte şudur:

Dünyanın en mutlu insanı, bir başkasının hayatına dokunabilmek, yakın uzak çevreye iyilik, güzellik tohumları saçabilmek için mücadele veren insandır. Dünyanın en mutsuz insanı ise zihni, özü dar; sadece kendi midesini, çıkarını düşünen bir yaralı parmağa işemeyen insandır.

Ölüler, dünyaya iyilik tohumu saçmak için bir mücadelenin içine giremezler. Eğer biz diriler de ölüler gibi eylemsiz olursak çocuklarımızın ayağına batan dikenleri kim söküp atacak, mayınları kim temizleyecek? Zalimlerin zulmüne kim engel olacak?  Dünyada merhamet, barış, adalet isteyen çığlıklara kim ses verecek?

Divan şairinin dediği gibi bize ömürden ayrılan pay henüz elimizden alınmamışken bir şeyler yapmak, salih amellerimizi çoğaltmamız gerek.

Bir amel kıl dest ü pâyın var iken 

Ömrden destinde payın var iken

                                                                Lâedri

(Elin ayağın tutuyorken ve hayatından sana ayrılan payın (hissen) duruyorken, sana faydası olacak bir şeyler yap. )

Konuşan, bizler gibi yazan çizen masa başında dünyayı kurtaran çok ama gerçek manada küçük, büyük sorumluluklar alarak sahada olan çok az. Yerin altındakiler sorumluluk alamaz, biz dirilerde elimizi taşın altına koyup bir sivil toplum kuruluşunda, vakıfta, dernekte görev alıp anlamlı bir mücadelenin içine girmezsek “diri” olduğumuzu nasıl ispat edeceğiz?

Yerin altındakilerin yeniden imanını yenileme, güçlü imana, inanca sahip olma gibi bir gayeleri yoktur. Onlar için verilen süre dolduğu için dünyadaki imtihanları sona ermiş, hesap zamanı başlamıştır. 

Hazret-i Ali (ra) şöyle demiştir:

“Dünya arkasını dönmüş gidiyor. Ahiret ise yüzünü dönmüş geliyor. Her birinin kendine has evlâtları (tâlipleri) vardır. Siz ahiretin evlâtları olun, dünyanın evlâtlarından olmayın! Bugün amel işleme günüdür, hesap yoktur. Yarın ise hesap vardır, amel işleme imkânı yoktur.” (Buhârî, Rikàk, 4)

Yerin üstündeki biz diriler ise daha verilen süre dolmamışken Rabbimize hakkıyla kul olmak, imanımızı güçlü kılmak, sağlam bir inanç ve akide ile var gücümüzle çalışmamız gerekir. Rableriyle bağı kopan toplumlar, bu dünyada anne babasız çocuktan daha vahim durumdadırlar. Güçlü iman bağı ve tohumuyla Rabbine doğru yol olan bir birey, en büyük güce bağlanmış özgünleşmiş, özgürleşmiş; kula, eşyaya kulluktan kurtulmuştur.

Bediüzzaman Hazretleri iman insanı sultan eder, der.

“İmân, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi, îmân ve duadır. Küfür, insanı gayet aciz bir canavar hayvan eder.”

Mehmet Akif Ersoy,  imansız paslı yürek sinede yüktür, der.

İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.

Ölüler kitap okumaz, yerin altında ölülerin kitapla defterle işi olmaz. Sadece bu dünyada yapıp ettiklerinin hesabı kitabı olur. Dinimizde okumanın önemi çok büyüktür, ilk emri oku olan bir kutsal kitabın muhatabıyız. Ne yazık ki çok okuyan bir toplum değiliz. Ölüler kitap okumaz, demiştik. Peki, biz diriler hakkıyla okuyor muyuz yerin üstündekiler olarak? Okumuyorsak zihnimizi ve kalbimizi güzelleştirmeye çalışmıyorsak darlıktan, cahillikten kurtulmaya çalışmıyorsak ölülerden farkımız ne?

Yerin altındakilerin konfor, tembellik derdi yoktur. Biz diriler ne zaman tembellik gösterdik; konfor derdine düştük, uyuştuk, uyutulduk. 

Mühim bir işi bitirince başka bir işe koyul, diyerek bizleri uyaran kitabımız konfor arayışlarının bize iyi gelmeyeceğini söyler.

Kadim bir ses bizleri uyarır. Varlık ve rahatlığın hastalığa ve gaflete sebep olduğunu söyler:

Biz sanırdık varlık ile rahat artar.

 Zannederdik rahat ile taat artar.

 Bulduk bir ehli tahkik sorduk; hakikatini, 

Dedi ki; varlık ile illet artar, rahat ile gaflet artar.

Yerin altındakilerin nasıl zamanı daha iyi değerlendirebilirim, diye bir düşünceleri yoktur.   Eğer biz hakkıyla zaman konusunda kafa yormaz ve zaman yönetimini başaramazsak ölülerden farkımız ne? Yirmi dört saati Rabbimiz bedava ve eşit olarak hepimize dağıtmış. Eğer zamanımızı iyi yönetir, zaman cebine hayırlı işler koyabilirsek kazanacağız. Hepimizin bu dünyada sayılı bir ömrü var. Bu sayılı günler dolmadan ve henüz hesabı sorulmadan zaman arısının balını almadan bırakmamak gerekir. 

                                                                                                                                        ALİ ALTAYLI

You Might Also Like

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-19

Dedikodu Satılıyor, Alan Var Mı?

İnsanın İnsan Kalma Mücadelesi

Bir Kadının Ulaşabileceği En Büyük Nimet

Kaliteli Birey, Aile ve Toplum Yetiştirme Enstitüsü-2

Ali Altaylı 17 Ocak 2026
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Dedikodu Satılıyor, Alan Var Mı?
Sonraki Yazı Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-19
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?