Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Bir Kadının Ulaşabileceği En Büyük Nimet
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Genel

Bir Kadının Ulaşabileceği En Büyük Nimet

Genel
Paylaş
PAYLAŞ

Hiç düşündünüz mü, bir kadının şu kısa ve yorucu hayatta ulaşabileceği en büyük nimet nedir? diye. Öyle bir nimet ki, bütün dünyalık nimetlerle ilişki ve iletişimini düzenleyen dünyayı ve sonsuz hayatı güzelleştiren en büyük, ulvi bir nimet. Kendisine her geçen gün değer üstüne değer katan bütün insanların kendisine gıpta ettiği bir nimet. Yer gök ve meleklerin imrendiği bir kazanım.

Düşünelim, ne olabilir?

Farkındalığı iyi seviyede bir anne, baba ocağında büyümesi.

İyi bir eğitim alması.

Birden çok yabancı dil bilmesi.

İyi bir evlilik yapması.

Çocuk sahibi olması.

Makam sahibi olması.

Ekonomik özgürlüğünün olması.

Çok güzel olması.

Boyu kilosu denk olması.

Çok zengin olması.

Kullanımlı ev ve en lüks arabaya sahip olması

Alışveriş noktasında sınırsız harcama yapabilmesi.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmaması, konfor denizinde yüzebilmesi.

Matinelerde boy göstermek, eğlence yönüyle sınırsız özgürlük. 

Kimsenin kendisine karışmaması özgür yaşam tarzı.

Ekranları sınırsızca kullanmak ve kimsenin müdahale etmemesi.

Anne, baba ve bütün akraba ve sevdikleriyle istediği zaman bir araya gelebilmesi.

İstediği zaman güzellik salonlarına gidebilmesi makyaj malzemelerine sahip olması.

Bunlar belki çoğu kadın için bulunmaz nimetler ama en önemlisi midir?  Gelin hep beraber en önemli nimeti, kırk yıldır kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ayetleriyle konuşan ve bizlere de kıyamete kadar örnek olacak yaşlı kadının dilinden anlamaya çalışalım.

Abdullâh bin Mübârek Hazretleri anlatıyor:

Allâh’ın Beytü’l-Harâm’ını (Kâbe’yi) haccetmiş ve Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kabrini ziyâret maksadıyla yola çıkmıştım. Yolda bir karaltı gördüm. Dikkatlice baktım, bir de ne göreyim? Sırtında yünden bir bürgü, başında da yünden bir başörtüsüyle yalnız bir kadın! Kendisine:

“–Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh!” diyerek selâm verdim.

O da, Yâsin Sûresi’nden:

“(Bu da) çok esirgeyici Rab’lerinden bir selâmdır!” (Yâsîn, 58) âyetini okuyarak selâmıma mukâbele etti.

“–Allâh sana iyilik versin! Sen burada ne yapıyorsun?” diye sordum. A’râf Sûresi’nin 186. âyetinden:

“Allâh kimi şaşırtırsa, onu yola getirecek yoktur…” kısmını okudu. Anladım ki, yolunu kaybedip orada kalmış. Ona:

“–Nereye gitmek istiyorsun?” diye sordum. İsrâ Sûresi’nin 1. âyetinden:

“…Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren…” bölümünü okudu. Anladım ki, kendisi haccetmiş, Beytü’l-Makdis’e (Kudüs’e) gitmek istiyor. Kendisine:

“–Sen kaç gündür buradasın?” diye sordum. Meryem Sûresi’nin 10. âyetinden:

“…Sen sapasağlam olduğun hâlde, üç gece…” kısmını okudu.

“–Yanında yiyecek bir azığın da yok?” dedim. Şuarâ Sûresi’nin:

“Beni yediren, içiren O’dur!” meâlli 79. âyetini okudu.

“–Sen bu susuz çölde ne ile abdest alıyorsun?” diye sordum. Nisâ Sûresi’nin 43. âyetinden:

“…Su da bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa teyemmüm ediniz!..” bölümünü okudu.

“–Benim yanımda yiyecek var. Yemek ister misin?” dedim. Bakara Sûresi’nin 187. âyetinden:

“…Sonra, akşama kadar orucu tamamlayınız!..” bölümünü okudu.

“–Bu ay Ramazan ayı değil ki?” dedim. Bakara Sûresi’nin 158. âyetinden:

“…Kim gönlünden koparak (vâcib olmayan amellerden) bir hayır işlerse (mükâfâtını görür). Çünkü Allâh, tâatlerin ecrini veren, (her şeyi) hakkıyla bilendir!” kısmını okudu.

“–Seferde iftar bize mübah kılınmıştı ya?” dedim. Bakara Sûresi’nin 184. âyetinden:

“…Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” bölümünü okudu.

“–Niçin benim seninle konuştuğum gibi konuşmuyorsun?” diye sordum. Kâf Sûresi’nin:

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın!” mealli 18. âyetini okudu.

“–Seni deveme bindirip kâfilene yetiştireyim.” dedim. Bakara Sûresi’nin 197. âyetinden:

“…Siz ne hayır işlerseniz, Allâh onu bilir…” mealli bölümü okudu.

Onu bindirmek üzere hemen devemi hazırladım. Nûr Sûresi’nin 30. âyetinden:

“Mü’minlere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar!..” mealli bölümü okudu.

Deveye binince, Zuhruf Sûresi’nin 13 ve 14. âyetlerinden:

“…Bunları bize râm eden Allâh’ın şânı ne yücedir! Yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.” kısmını okudu.

Yola koyulunca da Müzzemmil Sûresi’nin 20. âyetinden:

“…Artık Kur’ân’dan, kolayınıza geleni okuyun!..” mealli bölümü okudu. Ben de:

“…Kime hikmet verilirse muhakkak ki ona pek çok hayır verilmiş demektir…” (el-Bakara, 269) âyetinden ilhamla:

“–Sana çok hayır verilmiştir!” dedim. O da, bu âyetin devâmındaki:

“…Sâlim akıl sâhiplerinden başkası iyi düşünmez!” (el-Bakara, 269) mealli bölümü okudu.

Nihâyet kâfileye yetiştik ve:

“–İşte kâfilen bu! Onun içinde senin kimin var?” dedim. Kehf Sûresi’nin 46. âyetinden:

“Servet ve oğullar, dünyâ hayâtının zînetidir…” mealli bölümü okudu. Anladım ki kâfilenin içinde oğulları var.

“–Onların hac kâfilesindeki vazîfeleri nedir?” diye sordum. Nahl Sûresi’nin:

“Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar yıldızlarla da yollarını doğrulturlar.” mealli 16. âyetini okudu. Anladım ki, oğulları kâfilede kılavuzdurlar. Çadırları ve imâretleri işâret ederek:

“–Şunlar içinde senin oğulların kimlerdir?” diye sordum. Nisâ Sûresi’nin 125. âyetinden:

“…Allâh, İbrâhim’i dost edinmiştir.” mealli son bölümü, 164. âyetinden “…Allâh, Mûsâ ile gerçekten konuştu.” mealli bölümü, Meryem Sûresi’nin 12. âyetinden; “Ey Yahyâ! Kitâba var gücünle sarıl!..” mealli birinci bölümü okudu. Bunun üzerine, ben de:

“–Ey İbrâhim! Ey Mûsâ! Ey Yahyâ!” diyerek seslendiğimde, ay parçası gibi üç genç çıkageldi. Gelip oturduklarında anneleri, onlara Kehf Sûresi’nin 19. âyetinden:

“…Şimdi siz birinizi gümüş para ile şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temizse ondan size bir erzak getirsin!..” mealli bölümü okudu. Gençlerden biri giderek yiyecek satın aldı, onu önüme koydular. Kadın, Hâkka Sûresi’nin:

“Geçmiş günlerde işlediğiniz iyiliklerin karşılığı olarak âfiyetle yeyiniz, içiniz!” mealli 24. âyetini okudu. Fakat ben kadının oğullarına:

“–Şimdi siz annenizin hâlini haber vermedikçe, yemeğiniz bana harâm olsun!” dedim. Bunun üzerine gençler:

“–Bu bizim annemiz, Rahmân olan Allâh’a karşı bir hatâya düşme korkusuyla, kırk yıldan beri Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinden başkasını konuşmaz!” dediler. Ben de Cuma Sûresi’nin:

“Bu, Allâh’ın kime dilerse ona vereceği bir fazl (u inâyetidir)! Allâh büyük fazl (u kerem) sâhibidir!” mealli 4. âyetini okudum.

Dünyadaki en büyük nimet bir kadın için kutsal kitabımız, hayat kitabımız olan Kur’an-ı Kerim’e göre hayatını düzenlemektir. Vahiyle barışmak, her gün az da olsa okumak, anlamaya çalışmak, tefsirine bakmak ve vahiyle buluşmayı, yaşamayı en büyük tutku haline getirmektir. Elimize Kur’an-ı Kerim alabilmek ve gözümüzün ayetlerin canlı, büyülü, sarsıcı, hikmetli dünyasında olabilmesi ne büyük bir kazanım, ne büyük bir ulvi nimet. 

Peki, şu an ellerimizde ve gözümüzde neler var, şöyle bir düşünelim.

Kadın için en büyük nimeti Abdullâh bin Mübârek Hazretleri’nin sorusu ve yaşlı kadının diliyle öğrendik. 

Peki, bir erkek bir aile, bir toplum için en büyük, eşsiz nimet nedir?

Hepimizin bildiği gibi kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) dir.

Eğer biz erkekler ve kadınlar bir an önce kendimize çeki düzen verip aklımızı, kalbimizi, nefsimizi, can, canan ve malımızı Rabbimizin istediği bir şekilde kullanmayı başaramazsak dingin, aşkın, seçkin bir birey, aile ve toplum olmaktan pay alamayacağız.

Fâtır Suresi 37. ayette Rabbimiz bizlere ne söyler?

“…Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı (peygamber) da gelmişti…” 

                                                                                                                                 ALİ ALTAYLI

You Might Also Like

İnsanın İnsan Kalma Mücadelesi

Kaliteli Birey, Aile ve Toplum Yetiştirme Enstitüsü-2

2026 Yılında Ajandalarımız ve Geleceğimiz

Kaliteli Birey, Aile ve Toplum Yetiştirme Enstitüsü

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-18

Ali Altaylı 9 Ocak 2026
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Kaliteli Birey, Aile ve Toplum Yetiştirme Enstitüsü-2
Sonraki Yazı İnsanın İnsan Kalma Mücadelesi
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?