Geçenlerde Instagramda iki paylaşım gözüme çarptı.
Birinci paylaşımın içeriği şöyle:
“ 67 yaşındaki Antalyalı kadın, dedikodu satarak elde ettiği parayla kendine iki ev satın aldı. Mahalledeki dedikoduları not alıp ilgilenenlere satarak gelir elde ediyor.”
İkinci paylaşımın içeriği ise şu şekilde:
“İnsanlar dışında her şeyle meşgul olun. Kitapla sanatla doğayla dersle işle sporla meşgul olun. Ama insanların kendi hayatlarını ilgilendiren kişisel detaylar ile kendinizi meşgul etmeyin. İnsanla meşgul olmak cehalet göstergesidir ve toplumsal çürüme sebebidir. Meşgul olacağımız en güzel şeylerden biri de insanları sevmek olsun. İnsanla değil, kendinle meşgul ol; kitapla sanatla doğayla çünkü gerçek derinlik orada”
Yaşlı kadınla ilgili paylaşımı yazıp yazmama konusunda çok düşündüm; bir toplumsal gerçeği anlatmak, sosyal bir yaramıza parmak basmak için somutlaştırılmış bir örnek olacağına kanaat getirdiğim için yazmaya karar verdim.
Dedikodu etmek dinimizde yasaklanmış olan ama bizim de bir türlü bırakamadığımız hatta bırakmayı bırak artarak devam eden bir toplumsal hastalığımızdır.
Sorunlarımızı ve aklımıza takılan konuları yüz yüze çözmek yerine arkadan konuşmak daha ucuz ve kolay olduğu için olsa gerek birbirimizin şahsiyet, şeref ve itibarını düşünmeden konuşmaktan geri durmuyoruz.
Biz insanların kendimize, geleceğimize, değerlerimize yaptığımız kötülüklerden birisi de önce kendimizi iyileştirmek yerine bir başkasını adam etme derdine düşmemiz duyma, uydurma, zanna dayanan bilgilerle de olsa bir başkası hakkında ileri geri konuşmamızdır.
Hem yazanın hem okuyanın hem de ileride bu yazıyı okuyacak olanın kurtulması zor bir imtihan aracı dedikodu, gıybet etmek.
Bu dehşetli zamanda dilimizden vuruluyor, dilimizden kaybediyor, dilimiz yüzünden büyük bedeller ödüyoruz. Hakperestlerken uzak her konuşma bizim zararımızı arttırıyor.
“Başkalarının yanlışları ve kötülükleriyle uğraşarak ruhunu karartma, düzeltilmesi gereken tek insan kendinsin…” diye bizi bize anlatan bir söz okumuştum.
Bizi görenlerin birçoğunun aklına ilk önce bu “ayaklı gazete, dedikoducu” gibi manalar geliyorsa vay halimize ki vay!
Bir başkasına bu konuda güven veremiyorsak bir şahıs olmuşuz ama şahsiyet kazanamamışız demektir.
Ne yazık ki dünyada şahıslar çok ama şahsiyet sahibi insan pek az. Şahıslar kişileri konuşur, dışa bakar; şahsiyet sahibi insan ise içine, yapacağı işlere bakar.
Peki, şahıs kimdir, şahsiyet sahibi insan kimdir?
Kişiye, kişilere, kimselere şahıs, şahıslar denir.
Belirli bir duruşa sahip övgüye layık olan, arzu edilen, sevilen, örnek gösterilen, toplumda saygın bir yeri olan kişilere “şahsiyet sahibi” insan denir.
Şahsiyet sahibi olan insan, aşkın bir ruha sahip olup dininin hoş karşılamadığı hiçbir şeyde ısrar etmez, gönül rahatlığıyla o eylemi yapmaz.
Şahsiyet sahibi insan, kişileri değil, fikirleri ve olayları konuşan, aklını bir başkasının cebine koymayan, sorgulayıcı, basiretli insandır.
Şahsiyet sahibi insan zaman yönetimi konusunda başarılıdır. Kıymetli zamanını, enerjisini kişileri konuşarak harcamaz.
Şahsiyet sahibi insan, gıybet gibi alçak bir silaha tenezzül etmeyecek kadar izzetlidir.
Şahsiyet sahibi insan, dilini, özünü, zihnini içsel kirlerden arındırmak için anlamlı bir mücadelenin içine girer.
Şahsiyet sahibi insan, insanları kazanır, kaybetmez. Tefrikaya yol açan nifak, şikak, kin ve adavete sebep olan insani ilişkileri baltalayan dedikoduya hayatında yer vermemeye çalışır.
Şahsiyet sahibi insan, bilgi avcısı olmaya çalışır ve insan avcılığı yapmak gibi bir derdi olmaz.
Şahsiyet sahibi insan, içi dışı bir olan, iyi niyetli, açık, şeffaf insandır. Maskeli, içten pazarlıklı, ikiyüzlü insan değildir.
Şahsiyet sahibi insan, Allah korkusunu üzerinde taşır; inançlıdır, aciz ve ölümlü olduğunun farkındadır. Diğer tarafta hesabını veremeyeceği boş ve anlamsız işlerden kendisini çeker.
Şahsiyet sahibi insan, çalışan, üreten işiyle uğraşan insandır; kişiyle uğraşan insan daha çok işsiz güçsüz insandır.
Şahsiyet sahibi insan, belirlediği hedefle kendisini ve geçen zamanı dağınıklıktan, anlamsızlıktan korur. Az da olsa her gün tutkulu amacı için bir şeyler yapar. Kişileri konuşmaya hiç mi hiç zamanı yoktur.
Şahsiyet sahibi insan sorunlarda boğulmaz, ümitsiz olmaz, şikâyet etmez, acele etmez. Haset ve tarafgirliğin doğurduğu gıybete tenezzül etmez.
Şahsiyet sahibi insan, benim benle ilişkim, iletişimim; benim Yaratıcımla ilişkim, iletişimim; benim eşim, çocuklarım, anne babam, yakınlarımla ilişkim iletişimim; benim işim ve iş arkadaşlarımla ilişkim, iletişimim; benim sosyal çevremle ilişkim iletişimim; benim kâinattaki bitki, hayvan, cansızlarla ilişki, iletişimim nasıl daha iyi olabilir, diye kafa yoran insandır. Kişileri konuşarak zihnini bulandırmaz, yormaz.
Rabbimiz Hucurât 12. ve İsrâ Suresi 36. ayette bizleri uyarır:
“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”
“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi, yaptıklarından sorumludur.”
Yine Peygamber Efendimiz (sav) bizleri uyarır:
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:
– İnsanları cennete en fazla götürecek şey nedir? diye soruldu.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
– “Allah’a saygı (takvâ) ve güzel ahlâktır” buyurdu.
– İnsanları cehenneme en fazla götürecek şey nedir? diye sorulunca da:
– “Ağız ve cinsel organdır” buyurdu. (Tirmizî, Birr 62. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 29)
Ebû Hüreyre radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah’a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb 31, 85)
Ebû Mûsâ radıyallahu anh şöyle dedi:
– Ey Allah’ın Resûlü! Hangi müslüman en üstündür? diye sordum.
– “Dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimse” cevabını verdi. (Buhârî, Îmân 4, 5, Rikak 26)
Kısaca bir türlü kendimizi çekemediğimiz gıybet, dedikodu, tecessüs bütün ilişki ve iletişimleri kökünden keser; ikili ilişkileri, sevgi ve muhabbeti yok eder. Toplumsal bölünmenin çekirdeğini gıybet, suizan, ölçüsüz kin, nefret, haset, benlik oluşturur. Birlik ve beraberliğimizi sağlayacak sevgi ve muhabbetimizi devam ettirecek o kadar çok bağlarımız, değerlerimiz varken küçük bir hatası yüzünden bir dostumuzun, komşumuzun, akrabamızın bindiği gemiyi delemeyiz, batıramayız.
ALİ ALTAYLI