Geçen hafta bir baba, hocam benim çocuklar evde sık sık kavga ediyorlar, birbirlerini bıçakla tehdit ediyorlar. Bazen bıçağı ellerinden ben alıyor, uzun süre onları evde bırakamıyorum, demişti. Çocukların ortaokul ve lisede okuduklarını söyleyen baba, bilgisayar oyunlarını uzun süre oynadıklarını söylemişti.
Gelin bugünkü yazımızda cennet kokulu çocuklarımızın yavaş yavaş nasıl şiddet eğilimli, şiddet tüten ve üreten çocuklara dönüşür, bu noktada kafa yormaya çalışalım.
Bir zamanlar kime ait olduğunu hatırlayamadığım bir özdeyiş okumuştum, hatırladığım kadarıyla şöyleydi:
“Çocuklarınızın bugün ayağına batan dikenler, siz büyüklerin bir zamanlar yollardan ayıklamadığınız, ayıklamaya cesaret edemediğiniz dikenlerdir.”
Aslında çocuklarımızın başına gelen istenmeyen olayların birinci derecede sorumlusu biz anne babalardır. İkinci, üçüncü, dördüncü derecede sorumlulara geçmeden kendimizi şöyle bir gözden geçirelim.
Nasıl mı dersiniz?
Bir büyük zata sorulan çocuklarımızı nasıl eğitmeli, terbiye etmeliyiz sorusuna şöyle cevap veriyor:
Çocuğun ne zaman doğacak, yani anne karnında çocuk eğitimi başlıyor.
Annenin abdestli olması, gezmesi namazını geçirmemesi, Kur’an-ı Kerim okuması zikir, şükür halinde olması, dingin, huzurlu bir hamilelik dönemi geçirmesi, haram lokma yememesi, gözünü haramdan çekmesi, diline niyetine dikkat etmesi, kocasına karşı sorumluluklarını ihmal etmemesi ve rızasını alması çocuğun geleceğine atılan güzel bir tohumdur.
Günümüzde anne adaylarının hamilelik dönemi nasıl geçiyor bir düşünelim.
Yine bir gün bir hanımefendi kocasına şöyle bir soru soruyor?
-Çocuklarımızı nasıl eğitirsek edepli, ahlaklı olmasını sağlayabiliriz bey?
Kocası şöyle cevap verir:
-Önce biz kendimizi eğitirsek edepli, ahlaklı yaşarsak çocuklar bizi takip eder.
Biz anne babalar kendimizi eğitiyor, ahlaklı ve edepli olarak olması gerekenin fazlasını yapmaya çalışıyor muyuz? Çocuğumuzun yapmamasını istediğimiz, onda görmek istemediğimiz davranışlar noktasında biz anne babalar olarak hassas ve dikkatli miyiz?
Çocuğuna verir talkını (öğüt, telkin) kendi yutar salkımı, cinsinden bir anne baba profili çizmek çocuğumuzun hakkıyla yetişmemesine neden olur?
Ev ortamında hakkıyla eğitilen çocuklar, okul ortamında ve sokakta daha seçici davranabilmekte kendilerini yanlış ortamdan çekebilmektedirler.
Eğer anne baba çocuk eğitimi noktasında farkındalı değillerse evde bazı önemli noktalara dikkat etmiyorlarsa evdeki çocuklar yavaş yavaş şiddete eğilimli hale gelebilir.
Çocuklarımız niye bu hale geldi, demeden önce bir an önce kendimizle yüzleşmemiz gerekiyor.
Anne babanın evde çocukların yanında sürekli kavga etmeleri çocukları kaygılı, öfkeli ve gergin hale getirir.
Anne babanın TV’ deki izledikleri dizilere, programlara, haberlere dikkat etmemesi evdeki çocukların ruh dünyasını allak bullak eder.
Anne babanın akıllı telefonlarda uzun süre zaman öldürmesi, çocuklarının gözlerine bakmaktan, onlarla hakkıyla ilgilenmekten daha çok sosyal paylaşım sitelerine zaman ayırması çocukları ekranlara mahkûm eder.
Çocukların ellerine verilen akıllı telefonlar, tabletler belirli bir kural gözetilmeden sınırsız, özgür bir şekilde veriliyor, çocuk uzun süre ekran karşısında zaman öldürüyorsa gergin, öfkeli, stresli, doyumsuz, aceleci ve şiddete eğilimli hale gelir.
Anne baba dillerinden çıkana dikkat etmiyorlarsa (küfür, beddua vb.) çocuklarda kendilerinden bir iz kalacak ve bu okula, sokağa yansıyacaktır.
Anne baba doyurmak ve giydirmeyi, istediklerini almayı, okul giderlerini ödemeyi görevlerini hakkıyla yapmak zannediyorlarsa yanılıyorlar. Sevgi ve güven ortamı çocukların geleceklerini aydınlatır. Anne babanın yüzündeki tebessüm ve gözlerindeki ışıltıdan daha çok çocuğu mutlu eden, ruhunu doyuran, bedenini rahatlatan başka bir şey yoktur.
Anne baba gözlerinin ve ağızlarının içinden girene dikkat etmiyorlarsa çocuklarının ahlaklı, edepli, uyumlu olmasını bekleyemezler.
Anne baba çocukları içinde olsa evliliklerini iyileştirme yoluna gitmiyorlarsa o evdeki çocuklar, ayrılmış ailenin çocukları kendilerini hakkıyla yanlıştan koruyamazlar.
Anne baba yanlış eş dost çevresi ve kötü alışkanlıklara sahipse çocuklar istenilen düzeyde yetişmez, kötülüklerden kendilerini koruyamazlar.
Baba otoritesinin zayıflatıldığı günümüzde çocuklar, kendilerine serbest bir ortam yaratırlar ve hakkıyla iyiyi kötüyü ayırt edemezler.
Aslında çocuklarımızı tehdit eden kötülükleri farkında olmadan bazen de bile isteye vücut evimizin ve taş duvardan örülen evlerimizin içine davet ettik ve davet ettiklerimiz yavaş yavaş bizi ve çocuklarımızı zehirledi ama bir türlü uyanamadık.
Suda boğulan papaz, hikâyesi bize ne söyler?
Kasabayı sel basmış. Sular giderek yükselirken, halk panik içinde kaçmaya başlamış. Bir tek kasabanın papazı yerinden ayrılmıyormuş:
Ben yıllardır Tanrıya kulluk ederim. Hep onun yolunda çalıştım, Tanrı beni kurtarır” diyormuş ısrarla. Sular iyice yükselirken, papaz kilisenin bir üst katına çıkmış, bakmış ki insanlar kayıklarla geçiyorlar.
Kayıktakiler bağırmış: “Hadi peder, atla kayığa!” Papaz cevaplamış “Siz gidin, Tanrı beni kurtarır.” Sular yükselmeye devam edince, papaz kilisenin çatısına çıkmış.
İkinci kayıkla geçenler papazı uyarmışlar: “Hadi peder, çok geç olmadan atla!” Papaz onların da uyarısına aldırmamış: “Hayır, siz gidin, Tanrı beni kurtaracak biliyorum.
Sular iyice yükselince direğe tırmanan papaz, tepesinde bir helikopter görmüş. Helikopterdeki kurtarma ekipleri papaza seslenmişler: “İnat etme peder, gel bizimle!” Papaz yine inat etmiş: “Olmaz, Tanrı beni kurtaracak!” Sular daha da yükselmiş ve papaz boğulmuş.
Boğularak ölen papaz, öbür dünyada Tanrı’nın huzuruna çıkınca sormuş “Tanrım, bunca yıl yolundan ayrılmadım, bir kere başım sıkıştı, beni neden kurtarmadın?” Papazın sorusu üzerine cevap gelmiş: “Sana iki kayık, bir helikopter yolladım ya, daha ne yapayım?
Abdullah ibn-i Mes’ûd (r.a) şöyle demiştir:
“Mü’min, günahını, altında oturduğu ve sanki üzerine her ân düşme tehlikesi olan bir dağ gibi görür. Bu koca dağ üzerime düşer mi, diye korkar durur. Fâcir ise, günahını burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür.” (Buhârî, Deavât, 4; Müslim, Tevbe, 3)
Biz büyükler günahları, yanlışları önemsiz, sinek gibi görmeye başladık ve kanıksadık.
Rabbimiz niçin zina etmeyin demiyor da yaklaşmayın, diyor. Çünkü zinaya götürecek her yol, ortam, bakış, düşünüş, görsel, konuşma, dinleme bizi o çirkin eyleme götürebilir de ondan.
“Zinâya yaklaşmayınız!..” (el-İsrâ, 32)
Peki, şöyle bir düşünelim. Çocuklarımızı şiddet eğilimini arttıran o kadar yanlış davranışlar içerisindeyken evimizdeki çocuklarımızın eline ve gözüne verdiğimiz ekranları istenilen düzeye getiremiyoruz, neden bir türlü anne baba olarak kendimize çeki düzen veremiyoruz?
Çocuklarımıza ne verdik ki ne istiyoruz?
Çocuğum sınıfta başkan olsun.
Okul birincisi olsun.
Doktor olsun.
Zeki olsun.
Zengin olsun.
Şan şöhret sahibi olsun.
Eş, ev, arabanın en iyisine sahip olsun vb.
Kendisini yoktan Yaratana güneş, hava, yağmur verene kendisinin Gerçek Sahibine iyi bir kul olsun, iyi bir insan olsun, topluma vatanına milletine faydalı bir birey olsun dedik mi? Dediysek de önceliğimiz gerçekten bu muydu?
ALİ ALTAYLI