Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Gerçek Özgürlük ve Özgünlüğün Ezeli Adresi
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Genel

Gerçek Özgürlük ve Özgünlüğün Ezeli Adresi

Genel
Paylaş
PAYLAŞ

Dünya insanı birey, aile, toplum olarak şuna bir an önce karar vermesi gerekiyor. Gerçek özgürlük, şahsiyetli ve özgün duruşu canının istediği, sekülerizmin, dijital dünyanın bize dayattığı bir yaşam tarzında mı yoksa son ilahi din olan İslam’ın ruh üfleyen ikliminde mi arayacak.

En son Epstein dosyaları sınırsız, kontrolsüz özgürlüğün, ilahi sınırlardan uzak yaşamın ne büyük bir bela olduğunu dünya insanına gösterdi. Yine zalimlerin güç tutkunluğu, eşkıya dünyaya hükümdar olma isteği, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmesi Batı medeniyetinin iflasına zemin hazırlamıştır. 

Gazze olayları, Epstein dosyaları, İran’a ayar vermek isteyen zalimlerin taşkınlıkları dünyanın her zamankinden daha çok İslam’a muhtaç olduğu ve biz Müslümanların da bir an önce toparlanmamız gerektiği gerçeğini bizlere bir kez daha hatırlatmıştır. 

Yusuf Kaplan’ın tespitiyle konumuza açıklık getirebiliriz. 

“Gazze Batı uygarlığının mezarı oldu. Epstein dosyaları ise intiharı. Gazze’den ve Epstein rezaletinden sonra Batı anlam ve değer üretme kabiliyetlerini kaybetti. İslam’ın baharı başladı ama çiçek açmadı henüz. O da olacak inşallah. İyi hazırlanmak zorundayız her alanda.”

Allah’a kulluktan yüz çeviren bir anlayış, zihniyet, medeniyet dünyayı cehenneme çeviriyor.

Asıl özgürlük ve dünyanın insanının huzur bulması Rabbimize hakkıyla kul olmakta saklıdır.

Mevlânâ Hazretleri “Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum! Ben âciz kul, kulluğumu îfâ edemediğimden utandım. Ve ben başımı önüme eğdim. Her köle âzâd edilince sevinir. İlâhî! Ben ise, Sana kul-köle olduğum için sevindim…” demiştir. 

Kur’an-ı Kerim’in indirildiği bu mübarek Ramazan ayında kendimizi şöyle bir sorgulayalım.

Biz gerçekten Rabbimize kullukla özgürleşebiliyor muyuz yoksa kendi elimizle oluşturduğumuz ilahların kölesi miyiz?

Kutlu Nebi (sav) bizleri bu noktada uyarır:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki bütün endişe ve gayretleri karınları (mîde ve şehvetleri) için olacaktır; şerefleri, malları ile ölçülecektir; kıbleleri kadınları olacaktır; dinleri de dirhem ve dinarları olacaktır. İşte onlar mahlûkâtın en şerlileridir. Onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XI, 192/31186)

Kimimiz midesine kimimiz mala kimimiz kadına kimimiz paraya, paraya çevrilen her şeye gerçek özgürlüğümüzü değişiyoruz ve zamanla da bunların kölesi olmaya başlıyoruz.

Aslında tek olan, Rezzak olan Rabbimizi seviyoruz diyoruz; ama başka birlere sevgimizin kaydığını unutuyoruz.

Özellikle dijital dünyada sahte- gerçek kavramının iyice karışmasıyla zihnimiz bulanmış, İslami bakış açısı ve düşünme tarzından uzaklaşmışız. Elimizden bir türlü düşmeyen akıllı telefonlara bağımlı olmuş, bağlanmamız gereken dinimiz ve kültürümüzün değerlerinden uzaklaşmışız. 

Yine de ümit var olmamız, Rabbimizin geleceği bizim gayretlerimizle güzelleştireceğine bütün gücümüzle inanmamız gerekiyor.

Bediüzzaman Hazretlerinin ve Mehmet Akif Ersoy’un şu tespitleri bize umut aşılar. 

“Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sadâ İslâmın sadâsı olacaktır!”

Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.

Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar

Dün akşam teravih namazında Sefer Hoca’m o güzel sesiyle  Şemseddin-i Sivasi’ye ait bir Nutk-u Şerîfi seslendirdi. O kadar güzel okudu ki, bu yazıyı kaleme almamı sağladı.

Sanki bu beyitlerde bizim yeniden dirilmemize bakan sırlar saklı. 

Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan

Kenz açılmaz bir gönülde tâ ki pür-nûr olmadan

(Her şeyi terk etmeden Hakk’a kavuşulmaz. Hakk’ın tecelliyatı ile bir gönlün dirilmesi için o kalbin tertemiz olması lâzımdır.)

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ide Hakk

Pâdişâh konmaz sarâya hâne ma’mûr olmadan

(Hakk’ın bir kalbe tecelli etmesi için o kalpten kibir, riya, haset, kin, öfke, dünya sevgisi gibi kötü sıfatları çıkarmak gerekir. Nasıl ki yüksek makam sâhibi kişiler kirli, yıkık-dökük yerlere gitmezlerse Cenâb-ı Hakk da kötü sıfatlarla dolu bir kalbe tecelli etmez.)

“Mûtû kable en temûtu” sırrını fehm eyleyen

Haşr u neşri gördü bunda nefha-i sûr olmadan

(Ölmeden evvel ölünüz” sözündeki sırrı anlayan kişi daha bu dünyada iken haşri ve neşri idrak eder. Allah yolunda mücâhede-i nefs ederek “fenâ” makamına erişmek ölmeden evvel ölmektir. Bundan sonra haşr olmak ise “bekâbillah” makâmına ererek Hakk ile kâim olmaktır.)

Mest olanların kelâmı kendinden gelmez velî

Pes “ene’l Hakk” nice söyler kişi Mansûr olmadan

(Yukarıda tarif edildiği gibi “fenâ” makamına erişenler tıpkı bir sarhoş gibidir, onların ağzından çıkan sözler artık kendi sözleri değildir. Tevhîd makâmında kulda görünen söz ve fiiller Hakk’ın sözleri ve fiilleridir. Tıpkı Hallâc-ı Mansûr’un “ene’l-Hakk” demesi gibi.)

Hakk cemâlin ka’besini kıldı âşıklar tavâf

Yerde Ka’be gökyüzünde Beyt-i Ma’mûr olmadan

(Âşıklar, yerdeki Ka`be’den de gökteki “Beytü’l-Ma’mûr”dan da önce Hakk’ın cemâlini tavaf ederler. Kâbe’ de Beytü’l-Ma’mûr da sonradan halk olunmuştur. Hâlbuki Allah ezelîdir ve ebedîdir.)

Mest olup mestâne geldim tâ ezelden tâ ebed

İçdiler aşkın şarâbın âb-ı engûr olmadan

(Allah aşkı ile mest olanların mestliği ezelden ebede kadar sürer, dünya sarhoşluğu gibi geçici değildir.)

Bir ‘acâib derde düşmüş Şemsî yanıyor müdâm

Hakk’a makbûl olmak ister halka menfûr olmadan


(Şemsî, öyle bir aşka müptela olmuştur ki daima yanmaktadır. Unutma ki, Hakk katında makbul olmak isteyenler halk tarafından hor görülmeye, kötülenmeye razı olmalıdır. Zira âşıkların hâllerini görenler aşk-ı ilahinin şaşılacak tesirlerini bilmedikleri için onları hep ayıplar ve kötülerler.)

Özetle gerçek özgürlük, özgünlük ve şahıstan şahsiyete geçiş Hakka hakkıyla kul olmaktan geçer. Sahte özgürlükler bizi hayvani, doyumsuz, huzursuz, depresif bir yaşama götürür. Rabbimiz, bizi en güzel şekilde bilen ve yolumuzu gösterendir; onun gösterdiği yol bizim için en kıymetli ve selametli olanıdır. Diğer yollar sadece baş ağrısı gönül sızısı getiren dünyayı çekilmez kılan çıkmaz sokaklardan ibarettir.

                                                                                                                                       ALİ ALTAYLI

You Might Also Like

Siyah ve Beyaz Köpek

Nimetler Karşısındaki Tutumumuz

Bu Ayda Maksimum Sevap

İnsanın Güzelleştiği İnsan Olduğu Ay

İyi Ki Bu Dünyada Yalnız Değiliz

Ali Altaylı 13 Mart 2026
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Nimetler Karşısındaki Tutumumuz
Sonraki Yazı Siyah ve Beyaz Köpek
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?