Dün öğleden önce daha önceden tanıştığımız samimi bir dostum olan Abdullah abi geldi. Kendisinin hasta olduğunu ameliyat olması gerektiğini söyledi. Çalıştığı yerde bir gün önce kırk yaşındaki bir arkadaşının bir anda kalp krizinden öldüğünü söyledi. Kahvelerimizi yudumlarken bir anda Abdullah abinin ağzından şu cümleler dökülmeye başladı:
“Gece yatarken sabah istediğimiz saatte kalkabilmek için her gece, saatlerimizi kuruyoruz; ama sabah kalkıp kalkamayacağımız belli değil. Her gün işyerinde beraber olduğum çalışma arkadaşım sabah erken kalkabilmek için belki gece saatini kurdu; ama sabah kalkamadı, vefat haberini aldık. Gelecek günlerimizin, bir garantisi yok. Bana ara ara kalbinin bazen çok sıkıştığını iş stresi diyerek geçiştirdiğini söylemişti.”
Abdullah abi işyerinden ayrılınca içinde saat ve ölümün geçtiği iki beyit zihnimde uyanmaya başladı. Aslında gelecekteki ihtimaller için var gücümüzle çalışırken yüzde yüz kesin olan ölümü, bir gün ansızın öleceğimizi çoğu zaman unuttuğumuz, ölümün bizden istediği bir hayatı yaşamada gayretsiz, isteksiz olduğumuz düşüncesi zihnimde canlanmaya başladı.
Ziya Paşa’ya ait olan bu beyitte, saatlerin geçmesinin bizi ölüme yaklaştırdığı anlatılır:
Sanman kim saât çalar bil başına tokmak vurur
Mevte bir saât dahî yaklaşdın ey gâfil deyû
(Sanma ki çalar saat, saati bildirmektedir. Ölüme bir saat daha yaklaştın ey gâfil diye başına tokmak vurur.)
Necip Fazıl Kısakürek ise Yaratıcı tarafından ezelden kurulan can saatinin bir gün zamansız, aniden duracağını söyler:
Can saatini Rahman ezelde kuruvermiş
Bir gün göreceksin ki o saat duruvermiş
Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret
Ebedi bir yaşam için gayret yok hayret
Hayret, diyerek şaşkınlığını ve endişesini mısralarına yansıtan üstat bize ne söyler?
İhtimallere sıkı sıkıya sarıldığımız kesin olanı hafife aldığımız, bazen duymak istemediğimiz ölüm, ölenler bize ne söyler?
Keşke, ihtimaller bize kesin olanı unutturmasa yolumuzdan şaşırtmasa istikametten ayırmasa temiz, günahsız geldiğimiz şu dünyada bizi kirletmese!
Sabah yataktan kalkıp lavaboya, işe gidebileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın öleceğimiz kesin.
Marketten aldığımız gıdaları tükeninceye kadar yiyebileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın öleceğimiz kesin.
Yarın bağa, bahçeye, tarlaya, komşuya, çarşıya gidebileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın öleceğimiz kesin.
Aldığımız koyun, inek, keçiyi çoğaltabileceğimiz; biri iki, onu yüz, yüzü bin yapabileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın öleceğimiz kesin.
Şirketlere, holdinglere sahip olup işimizi daha iyi bir yere taşıyabileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın öleceğimiz kesin.
Çocuklarımızı evlendirip mürüvvetini görebileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın öleceğimiz kesin.
Yazın tatile gidebileceğimiz, ülkemize dönebileceğimiz, sevdiklerimizi ziyaret edebileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın öleceğimiz kesin.
Hayallerimizi gerçekleştirebileceğimiz, amaçlarımıza ulaşabileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın ölümün bizi bulacağı kesin.
Emekli olup olamayacağımız bir ihtimal, ansızın bir gün ölüm sırası bize geleceği kesin.
Bir gün yaşlanıp öleceğimiz bir ihtimal, ansızın bir gün öleceğimiz, sayılı günlerimizin son bulacağı kesin.
Ev, araba alacağımız ya da evi, arabayı değiştirebileceğimiz bir ihtimal, bir gün ansızın Azrail’in kapımızı çalacağı kesin.
İmam Gazâlî Hazretleri ne güzel ifade etmiş:
“Her geçen gün ömrü azaldığı halde malının artmasına sevinen mağrur ahmaklar gibi olma. Ömrün azalırken malının artmasında sana ne hayır vardır.
Sadece yaptığın salih ameline ve artan ilmine sevin.”
Nahit Ulvi Akgün ise hayattaki bütün maceramızı “bir varmış bir yokmuş” olarak özetler:
Hiçbir şey değişmeyecek o gün
Göçüvereceksin bu insan kalabalığından
Gelmemiş gibi olacaksın dünyaya
Sanki bu odada sen oturmadın
Sen giymedin bu elbiseyi
Ağlamadın
Gülmedin
Yemedin bu ağacın meyvasını
Bütün maceran
Bir varmış
Bir yokmuş
Bir gün ansızın bu dünyadan başka bir diyara göç edeceğini unutmadan anlamlı, dengeli yaşayanlara ve ilme, amele, ihlasa, hayırlı işlere yatırım yapanlara, kendi bencil dünyasını, nefsini, kibrini aşıp insanlık için güzel bir çabanın içine girenlere, ihtimallerde boğulmayanlara selam olsun.
ALİ ALTAYLI