Kasas Sûresi’nde Rabbimiz Mısır’da halka zulmeden, büyüklenen, erkek çocuklarını boğazlayan, azgınlıkta sınır tanımayan Firavun’u ve sarayında büyüttüğü Hz. Musa tarafından saltanatının yerle bir edilmesini, ibretlik ölümünü anlatır. Bu surenin ilk kırk ayeti üzerinden kendimize bakan yönünü anlamaya çalışalım.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. Tâ, Sîn, Mîm.
2. Bunlar apaçık (her şeyi bildiren) Kitab’ın âyetleridir.
3. (Resûlüm!) İnanan kimseler için, Musa ve Firavun’un haberinden bir kısmını sana gerçek şekliyle okuyacağız.
4. Doğrusu Firavun, o yerde (Mısır’da) büyüklendi (ve zorbalığa kalkıştı. Sistem ve yönetimini sürdürmek için oranın) halkını birtakım gruplara böldü. Onlardan bir grubu (İsrâiloğulları’nı baskı altında) zayıf düşürerek oğullarını boğazlıyor, kızlarını da sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardan idi.
(Kâhin, Firavun’a, “İsrâiloğulları’ndan bir erkek çocuk peygamber olarak gelecek, saltanatını yok edecek.” demişti. Bunun için Firavun da İsrâiloğulları’nın erkek çocuklarını yaşatmıyordu. Çeşitli zamanlarda Firavun benzerleri/kral tanrılar, benzer korku ve kaygılarla Allah yanlılarına işkence ve sindirme gibi çeşitli zulümlerde bulunmuşlardır.) [bk. 2/49; 14/16]
5. Biz de istiyorduk ki o yerde zayıf düşürülenlere ihsanda bulunalım, onları (hayırda) önderler yapalım, onları (ötekilerin yerine) mirasçılar kılalım. [bk. 2/59]
6. Ve ayrıca onlara o yerde kudret (ve hâkimiyet) verelim, Firavun’a, (veziri) Hâmân ve askerlerine de korkmakta oldukları şeyi (başlarına getirmek suretiyle) gösterelim.
7. Musa’nın annesine: “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman, (bir sandık içinde) denize (Nil’e) bırak. Korkma ve (ayrılmana) üzülme! Çünkü biz, onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız.” diye (ilham ile) bildirdik. [bk. 20/39]
8. Nihayet (annesi Nil’e bırakınca) Firavun’un adamları onu (Nil’de) bulup aldı. Ama sonunda o, kendileri için bir düşman ve bir tasa (kaynağı) olacaktı. Şüphesiz Firavun, Hâmân ve askerleri gerçekten çok yanlış yolda idiler.
(Allah, daha emniyetli olduğu için Hz. Musa’nın azgın Firavun’un yanında yetişmesini murad etmişti.)
9. Firavun’un karısı (sandıkta bir çocuk olduğunu görünce, Firavun’a): “Benim için de senin için de göz aydınlığı (olsun). Onu öldürmeyin, olur ki bize faydası dokunur veya onu evlat ediniriz.” dedi. Onlar (işin) farkında değillerdi.
10. Musa’nın annesi (bütün umudunu kaybedip) gönlü bomboş (içi yanarak) sabahladı. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için kalbini (sabırla) pekiştirmeseydik, neredeyse onun kendi oğlu olduğun)u açıklayacaktı.
11. (Annesi, Musa’nın) kız kardeşine: “Onun izini takip et.” dedi. (O da) onlara fark ettirmeden onu uzaktan gözetledi.
12. Biz daha önce ona, sütanneler (in sütünü emmesin)i haram etmiştik (onu bundan menetmiştik). (Musa’nın ablası onların telaşını gördü ve yanlarına geldi:) “Sizin için ona bakacak ve ona candan davranıp eğitecek bir aileyi göstereyim mi?” dedi.[1]
13. İşte (bu şekilde) biz onu, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilmesi için annesine geri verdik. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
14. (Musa) ergenlik/yiğitlik çağına erişip de olgunlaşınca,[2] biz ona hüküm (hikmet, peygamberlik) ve ilim verdik. Güzel hareket edenleri biz işte böyle mükâfatlandırırız.
15. (Musa,) halkının dalgın (ve meşgul) olduğu bir sırada şehre girdi ve orada kavga etmekte olan iki adam gördü.[3] Biri kendi tarafından, diğeri de düşmanından (Mısırlı bir Kıptî) idi. Derken kendi tarafından olan, düşmanından olana karşı yardım istedi. Musa da on(a, düşman kavminden olan)a bir yumruk vurup işini bitirdi (kasıtsız olarak öldürdü. Bunun üzerine:) “Bu şeytanın işindendir; çünkü o apaçık saptırıcı bir düşmandır.” dedi. [bk. 20/40; 26/20-22]
16. (Musa pişman olup:) “Ey Rabbim! Gerçekten ben kendime yazık ettim, beni bağışla.” dedi. Bunun üzerine (Allah) onu bağışladı. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
17. “Ey Rabbim! Bana lütfettiğin nimetler hakkı için, artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” dedi.
18. (Musa) şehirde korku içinde (neticeyi) gözeterek sabahladı. (Sabahleyin) bir de gördü ki dün kendisinden yardım isteyen (adam, başka bir Kıptî’ye karşı) yine kendisinden feryat edi(p yardım isti)yor. Musa ona: “Hakikaten belli ki sen bir azgınsın.” dedi.
19. Derken (Musa), yine her ikisinin de (kendisinin ve yardım isteyenin) düşmanı olan (adam)ı yakalayıp ayırmak isteyince, o adam (korkusundan) dedi ki: “Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? (Demek ki) sen yeryüzünde bir zorba olmak emelindesin de, ortalığı düzeltenlerden olmak istemiyorsun.” dedi.[4]
20. O sırada şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi: “Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Hemen çık (git buradan). Hakikaten ben, sana öğüt veren (senin iyiliğini isteyen)ler denim.” dedi. [krş. 40/28]
21. Bunun üzerine (Musa) korkarak (ve etrafı) gözetleyerek oradan çıktı: “Ey Rabbim! Beni zalimler güruhun(un elin)den kurtar.” dedi.
22. (Musa) Medyen tarafına yönelince: “Umarım ki Rabbim bana doğru (düzgün) yolu gösterir (de giderim).” dedi.[5]
23. Nihayet Medyen suyuna varınca, o (kuyu)nun başında (hayvanlarını) sulayan bir grup insan buldu. Onlardan başka, (bir de koyunlarının suya yaklaşmasını) engelleyen iki kadın gördü. (Onlara:) “(Bu) haliniz ne?” dedi. (Onlar da:) “Çobanlar (hayvanlarına) su içirip götürünceye kadar biz (içlerine sokulup da hayvanlarımızı) sulayamayız. Babamız da çok ihtiyardır (bu yüzden iş bize kalıyor).” dediler.
24. Bunun üzerine (Musa) onlarınkini sulayıverdi. Sonra gölgeye dönüp çekildi: “Ey Rabbim! Doğrusu bana indirdiğin (lütfundan indireceğin) her türlü hayra muhtacım.” dedi.
25. Derken o iki kızdan biri utana utana yürüyerek ona geldi: “Bizim için (koyunları) sulamanın ücretini vermek için babam seni çağırıyor” dedi. Bunun üzerine (Musa), onun (babasının) yanına gelip (başından geçen) hikâyeyi anlatınca, o: “Korkma, o zalimler topluluğundan kurtuldun.” dedi.
26. O kızlardan biri: “Babacığım! Onu ücretli (çoban) tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı, (bu) güçlü ve güvenilir olan (adam)dır.” dedi.
27. (Kızların babası Şuayb, Musa’ya:) “Bana sekiz yıl çalışmana karşılık, bu iki kızımdan birini sana nikâhlamayı arzu ediyorum. Eğer on (yıl)a tamamlarsan, o da senin tarafından (bir lütuf)tur. Ben sana zahmet vermek de istemem. İnşaallah beni iyilerden bulacaksın.” dedi.
28. (Musa:) “Bu, seninle benim aramda bir ahittir. Bu iki müddetten hangisini bitirirsem, artık bana karşı hiçbir haksızlık yok demektir. Allah söylediğimize vekildir.” dedi.
29. Musa, (aralarında konuşulan) müddeti bitirip ailesiyle (Mısır tarafına) yola çıkınca Tûr’un (sağ) tarafından bir ateş fark etti. Ailesine: “Siz durup bekleyin, çünkü ben bir ateş gördüm. Belki oradan size bir haber veya (ocak yakıp) ısınırız diye bir parça kor getiririm.” dedi.
30. Derken oraya varınca, o mübarek bölgedeki vadinin sağ kıyısındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Musa! Şüphesiz âlemlerin Rabbi (olan) Allah benim, ben!” [bk. 20/10-14]
31. “Âsâ’nı (yere) bırak.” (Musa bıraktığı zaman) onun çevik bir yılan gibi titreyip hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmadan kaçtı. “Ey Musa! Buraya gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın.” denildi.
32. “Elini koynuna sok, (o) kusursuz olarak bembeyaz (parlak bir halde) çıkacaktır. Korkudan dolayı (açılan) kollarını kendine kavuştur (ve kendini topla, kaçma). İşte bu iki (mucize), Firavun ve ileri gelenlerine (karşı) Rabbinden (sana verilen) iki kesin delildir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavim oldular.” [bk. 20/22; 26/33; 27/7-13]
33. (Musa) dedi ki: “Ey Rabbim! Ben (yanlışlıkla) onlardan birisini öldürdüm. Onun için beni öldüreceklerinden korkuyorum.”
34. “Kardeşim Harun’un ifadesi benden daha düzgündür. Bunun için onu da benimle beraber, beni tasdik eden (ve destekleyen) bir yardımcı olarak gönder. Doğrusu, beni yalanlamalarından korkuyorum.” [bk. 20/26-31]
35. (Allah) buyurdu ki: “Senin pazunu (gücünü) kardeşinle pekiştireceğiz. İkinize de bir kudret (ve galibiyet) vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde asla size erişemezler. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.” [bk. 20/30-36]
36. Musa, onlara açık açık âyetlerimizle gelince: “Bu uydurulmuş bir sihirden başkası değildir. Biz önceden yaşamış atalarımızdan bunu işitmedik.” dediler.
37. Musa: “Rabbim, kendi katından kimin hidayet getirdiğini ve (dünya) yurdun (un hayırlı) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Şu gerçektir ki zalimler iflah olmaz.” dedi.
38. Firavun dedi ki: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka ilâh olduğunu bilmiyorum (tanımıyorum). Ey Hâmân! Haydi, benim için çamurun üzerinde ateş yak (tuğla hazırla) da bana yüksek bir kule yap! Belki ben Musa’nın ilâh’ını görürüm.[6] Çünkü ben onu yalancılardan sanıyorum” [krş. 40/36-37]
39. Kendisi ve askerleri o yerde haksız yere büyüklük tasladı. Onlar hakikaten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
40. Biz de Firavun’u ve askerlerini tutup denize attık. (Resûlüm!) İşte bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu?
(Firavun kendi sistemini kurup ülkeyi idare bakımından bütün otoriteyi kendisinde topladığından, ordusu kuvvetli, etrafı da uygun ve müsait olduğundan, kendisini en yüce rab ilan etmişti (79/24). Onu onaylayan ve destekleyenler de kurduğu zalim sistemin ileri gelenleri/Mele zümresi idi. Hz. Musa’nın Allah’tan getirdiği şeriata ne kendisi inanıp boyun eğiyor ne de halkına göz yumuyordu. Hz. Musa tarafını tutanları hainlikle suçluyor ve onlara ölüm fermanı çıkarıyordu. Gayesi, getirdiği ve kurduğu sisteme insanlar hep boyun eğsinler, hep onu sevsinler, ondan korkup ona kul olsunlar idi. Nihayet tâğûtî hükümranlığı bitti. Allah onu ibretlik, korkunç bir ölümle öldürdü.)
Firavun’ un ibretlik, korkunç ölümünün, saltanatının yerle bir olmasının nedeni bu ayetlere göre ne idi?
Zulüm
Kibir, üstünlük iddiası
Her şeyi kontrol etme, yönetme isteği
Hatalı olduğunu kabul etmemek
Hakikatin kendisi olduğunu zannetmesi
Aciz olduğunu kabul etmemesi
Makamında kök salmak istemesi
Güç tutkusu
Bencillik ve azgınlık
Tehdit ve alay
Şefkat ve merhametini kaybetmesi
Yeryüzünün hâkimi olduğu iddiası
Kendine ve nefsine tapmak
Ölümü ve hesabı, diğer tarafı unutmak
Yahudilerin Filistinlilere yaptığı Firavunca eylemin nedeni ne idi?
Zulüm
Kibir, üstünlük iddiası
Her şeyi kontrol etme, yönetme isteği
Hatalı olduğunu kabul etmemek
Hakikatin kendisi olduğunu zannetmesi
Aciz olduğunu kabul etmemesi
Makamında kök salmak istemesi
Güç tutkusu
Bencillik ve azgınlık
Tehdit ve alay
Şefkat ve merhametini kaybetmesi
Yeryüzünün hâkimi olduğu iddiası
Kendine ve nefsine tapmak
Ölümü ve hesabı, diğer tarafı unutmak
Bir insan, bir aile, bir topluluk nasıl kendi ayağına sıkar, bindiği dalı keser?
Zulüm
Kibir, üstünlük iddiası
Her şeyi kontrol etme, yönetme isteği
Hatalı olduğunu kabul etmemek
Hakikatin kendisi olduğunu zannetmesi
Aciz olduğunu kabul etmemesi
Makamında kök salmak istemesi
Güç tutkusu
Bencillik ve azgınlık
Tehdit ve alay
Şefkat ve merhametini kaybetmesi
Yeryüzünün hâkimi olduğu iddiası
Kendine ve nefsine tapmak
Ölümü ve hesabı, diğer tarafı unutmak
ALİ ALTAYLI