*Birey, aile ve toplumu en çok bozan, ahlaksızlaştıran özgürlük adı altında yapılan yanlışlardır. Bizi Yaratanın verdiği özgürlükten daha çok özgür olma isteği psikolojik sağlığımızı bozuyor; beklentimizi, doyumsuzluğumuzu arttırıyor, geleceğimizi karartıyor. Gerçekte bizim olmayan dünyada, bize ait bir şey yokken emanet olarak verilen, bedenin ve malın bize ait olduğunu zannetmemiz, hiçbir sınır tanımamamıza neden oluyor. Fabrikanın sahibi ve müdürü, fabrikanın en iyi işleyiş şeklini bilmez mi? Büyük dünya fabrikasının sahibi olan Rabbimiz, bizi bizden daha iyi bilerek ona göre özgürlük alanımızı belirleyemez mi? Aşırı özgürlük isteğiyle sınırları aşan bir birey, aile toplum ilk önce iç ve dış huzurlarını kaybeder. Mahkemeler, hapishaneler, hastanelerin yükü artar.
“Allah ve Resulü ne diyorsa baş üstüne” diyebilmek ve hayatımızda bunu yaşayabilmek için mücadeleci olmak, bizi sahili ve sınırı olmayan aşırı özgürlüğün getirdiği zararlardan koruyor.
*Zihnimiz bir türlü geçmişte yaşadıklarından kurtulamıyor. Geçmişte yaşadığımız olumsuz olayları unutamamak, onlara enerji verip güncellemek bugünümüzün ve geleceğimizin güzelliklerinin bir kısmını alıp götürüyor. Shakespeare: “Geçmiş dert için yakınmak, yeni dert edinmektir.” der. Biz insanlar geçmiş, şimdi ve gelecek arasında gidip gelen değişken varlıklarız. Geçmişe ait keşkelerimiz, pişmanlıklarımız, yaşadığımız travmalar ve gelecek kaygısı, endişesi canlı ve bize ait şimdimizi, bugünümüzü pasifleştiriyor, gözümüzün ve yüzümüzün canlılığını gideriyor.
*Evimizde gece lambalar yanar; karşılığında para öderiz, kıymet veririz. Belirli süre ödeme yapamazsak görevliler gelir ve lambamız yanmaz olur. Dünya evinin lambası güneş; her gün Rabbimiz bize gönderir. Kullandığımız güneşin şükür, ibadet, dua ile karşılığını veremesek de Rabbimiz bize özel gönderdiği güneşin ışığını kesmez. Ne şaşılacak durumdur ki, faturayı ödediğimiz takdirde evimizdeki lambaya elektrik gönderenleri andığımız, değer verdiğimiz kadar bize bedava güneş veren, aydınlığı net, kapsamlı ve devamlı olan Rabbimizi anmakta gündemde tutmakta daha cimriyiz. Bu yüzden Hak’tan ve insanlardan gelen ve bize ücretsiz ulaşan çoğu imkânın, nimetin kıymeti olmaz; çok çabuk unutulur.
*Memnun olma hali, teşekkür, şükür, rıza, beklemek, temkinlilik, sabır %90 kazandırırken şikayet, memnuniyetsizlik, takdire rıza gösterememe, acelecilik,%90 kaybettiriyor. Ortalama her beş dakikada bir akıllı telefona bakan bizlerin doyumsuzluğu, şükürsüzlüğü, şikayeti, sabrı, edebi azaldı. Her şeyin çok hızlı bir şekilde gönlümüzce olmasını istiyoruz. Bu asır bizlere sahte ve göz kamaştıran oyuncaklar vererek, bizi morfin yemiş hastalara dönüştürdü. Artık, doğru bildiklerimizin arkasından gidecek mecalimiz azalıyor.
*Sadece farklı dili konuşan insanlar mı anlaşamaz? Bazen aynı dili konuşan ama bakış açıları, hayat tarzları, dünya görüşleri farklı iki insan da anlaşamaz. Hem birbirini anlayabilmek için illaki aynı dili bilmek gerekmiyor. Bazen içten bir tebessüm, samimi bir ses tonu, sevgi ve hakkaniyetle yoğrulmuş bir yaşantı; öz, yüz, göz güzelliği de farklı dillerdeki insanların anlaşmasını sağlayabilir. Bazen susmak, yalnızlaşmak da aynı dili konuşanlarla anlaşamayacağımızın bir göstergesi değil midir? Tagore ne güzel ifade etmiş: “Bazen insanlarla aynı dilde konuşamayacağını fark edince, farklı dilde susmayı seçersin.”
* Zenginlerin hayatı biz insanlara hep farklı ve çekici gelmiştir. Kimimiz her gün kaçırmadığımız filmlerdeki zenginlere, kimimiz lüks villalarda yaşayanlara, kimimiz son model otomobillere, ciplere binen ünlülere, iş adamlarına, yüksek mevkide bulunanlara hayranlık duymuşuzdur. Keşke, gıpta ve kıskançlıkla dilimize doladığımız zenginlikten ne anlıyoruz? Gerçek zengin kimdir? Gelin, zenginliğin aklımıza gelen ilk anlamından başka anlamlarını büyüklerin sözlerinden dinleyelim. Ne dersiniz, belki de zenginliğin bu ilk anlamına odaklanmamız bizim dünyamızı fakirleştiriyor, bakış açımızı daraltarak zihin ve gönül dünyamızı çoraklaştırıyor.
Hz. Muhammed (sav):
“Sıhhat gibi zenginlik, gönül huzuru gibi nimet yoktur.”
Hz. Ali:
“Zengin, bilgisi çok olan insandır.”
İmam-ı Gazali:
“Zenginlik uğruna güvenlerini satan insanlar gördüm. Evlerini genişlettiler; ama kabirlerini daralttılar.”
Abdulkadir Geylani:
“ Daim duamız olsun: Allah’ım bize gıda olarak zikrini, zenginlik olarak da yakınlığını nasip et.”
Hasan-ı Basri:
“Zenginlik, dünya köleliğinden azat olmaktır.”
Emerson:
“ Zengin adam, elindekini yeterli görendir.”
Richar Hovey:
“Milletlerin zenginliği, ipek, pamuk ya da altın değil, insandır.”
Cicero:
“Malik olduğundan başka bir şey istemeyen insan zengindir.”
De Bonald:
“İnsanların ahlakını bozan zenginlik değil, zengin olma tutkusudur.”
B.Franklin:
“ Mademki bu zenginlikler senin, neden öteki dünyaya götürmüyorsun?”
“En zengin adam, en çok şeyi olan değil; en az ihtiyacı olandır.”
“Bazı insanlar o kadar fakir ki, sahip oldukları tek şey para…”
“Kimin fakir ya da zengin olduğu öldükten sonra anlaşılır.”
ALİ ALTAYLI