Gözümüz neyin peşinde hiç kendimize sorduk mu bu soruyu? Gün içinde gözümüz kaç defa özüne bakıyor, kaç defa başkalarına bakıyor? Gözümüz ekranlara tutsak mı oldu acaba? Gözümüz, hızlı bir şekilde geçen bir günün kaçta kaçını elimizdeki akıllı telefonlarda ve evimizdeki ekranlarda geçiriyor? Gözümüzü başkalarının kazanımlarından, bizden daha iyi konumdaki insanların şaşalı yaşamından nasıl başka yöne çevirebiliriz?
Gözümüz doğru yere doğru akıyorsa öncelikle iç huzur bize dost oluyor. Hem dünya hem sonsuzluk temiz bir hayat bize kendini gösteriyor. Gözümüzün doğru yerde olması beden ve ruh sağlığımızı besliyor; kaliteli bir hayatın frangmanını bu dünyada da yaşatıyor.
Peki, gözümüzün doğru yerde olması ne demek?
Görmesi gerekenlerin civarında olması, görmemesi gerekenden uzaklaşabilmesi demektir.
Peki, görmemesi gerekenden niçin uzaklaşamıyor gözümüz?
Bizi gören büyük bir kudretin, bir gözün olduğunu unutmamız veya bize bizden daha yakın olduğunu iyice özümsemede zorluk çekmemiz. Akıl ve kalbe dur diyen vücudumuz üzerindeki dominant nefsin bin bir türlü hilelerle bizi kandırması.
Aşağıdaki ayetler üzerinde düşünürsek gözümüz gerçek istikametini bulacaktır:
En’am Suresi 103. ayet:
“Gözler O’nu göremez; O ise bütün gözleri görür. O, latif olandır, haberdar olandır.”
Nur Suresi, 30 ayet:
“Müminlere söyle: Gözlerini harama çevirmekten kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdardır.”
Bakara Suresi 20.ayet
“…Allah dileseydi işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.”
Mü’minun Suresi, 78.ayet:
“O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.”
Mü’min suresi, 19.ayet:
“Allah, gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir.”
Yanlış yere akan göz; gönlü, kalbi, beyni, niyeti bozuyor. Gözün ve yüzün özgünlüğünü gideriyor. Bize bakan bizde bir ışıltı göremiyor, güven ve saygınlığı gideriyor. Hırsı, şükürsüzlüğü, şikâyeti, şehveti besliyor. Bedenimizi ve ruhumuzu esaret içinde bırakarak hasta ediyor. Olması gereken yerde olmayan göz, içsel huzursuzluğun ve gelecek günlerin katili oluyor.
Gözümüz, şu dört madde üzerine yönelmiş ise doğru adreslerde şükrünü gösteriyor demektir:
Okumaya
Kendimize
Kâinatı tefekküre
Farkındalı yaşamaya
Gözümüzün istikameti farklı yöne kaymış ise yanlış adreslerde kendini heder ediyor demektir:
Başkalarının kazanımlarına
Başkalarının yanlışlarına
Ekranlara
Karşı cinse
Bize bedava göz veren Rabbimiz, bu gözü öncelikle kendisi için kullanmamızı istiyor. Kendi kutsal kitabını okumamamızı ve O’na uygun yaşamamızı istiyor. Öğrenme yolculuğunu vahiyle başlatarak güzel, temiz, aranan, olgun insan olmamızı istiyor. Diğer kitapları da okuyarak ilim yolculuğunu son nefese kadar sürdürmemizi istiyor. Göz, kitapların sayfaları, satırları arasında dolaştığı sürece sahibini razı ediyor, demektir.
Kendimizin yaratılışını düşünmek, niçin dünyaya gönderildiğimizi anlamaya çalışmak, gerçek sahibimizin kim olduğunu öğrenmeye çalışmak kendimize doğru gözün, kalbin, zihnin yönelmesi demektir. Gözümüzün kendimize dönmesi, kendimizi bir önceki gün, hafta, aydan daha iyi konuma taşıma gayretinin bir göstergesidir. Gözlerini kendi özüne, zihnine, kalbine, yanlışlarına çeviren bir kişi başkaları ve boş işlerle uğraşmaya zamanı olmaz. Kendisinin yargıcı olan bir kişinin ülkesine ve insanlığa katkısı büyük olacak demektir. Öğrendiğimiz ilim haddimizi, sınırlarımızı, sonluluğumuzu, kendimizi bildirmeye yarıyorsa her yönden bize ve topluma şifadır.
Yunus Emre mısralarında kendimize doğru yolculuğun önemini vurgular:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır
Âşık Veysel’in “Dostlar Beni Hatırlasın” adlı şiirine nazire yapan Uğur Işılak’ın şu mısraları üzerinde düşünmek gerekir. İç dünyasına gözlerini çeviren her insan, dış dünyaya gözlerini çivileyenden daha fazla görüyor:
…
Bir muhabbet ağı ördün
Güya köylü, güya kördün
Hepimizden fazla gördün
Dostlar seni unutmadı
*
Dedin ki gözünü aç bak
Sebepsiz düşmez tek yaprak
Şahit olsun kara toprak
Dostlar seni unutmadı
…
Necip Fazıl Kısakürek’in gözün kıymetini ve sahibini hatırlattığı şu mısraları üzerinde düşünmeye değerdir:
Dünyaları verseler, tek gözünü vermezsin.
İki gözünü Verene neden secde etmezsin?
En büyük okunmaya hazır bir kitap ve Rabbimizin muazzam bir eseri olan şu kâinata gözlerini çeviren her insan, kendi içinde tefekkür yolculuğunu başlatabilir. Bulutlar arasından yağmurun gelmesi, güneşin gökyüzüne çakılması, aynı topraktan farklı farklı bitkilerin, ağaçların dal budak salması, yeşil ot yiyen hayvanlardan beyaz süt çıkması; hava, su, toprakla beslenen ağaçlardan çeşit çeşit meyvelerin bize doğru gülümsemesi şuurlu bir iradeyi arayıp bulmamızı sağlıyor.
Recaizade Mahmut Ekrem kâinatı baştanbaşa büyük bir kitaba benzeterek üzerinde düşünmemizi ister:
Bir kitabullah-ı azamdır serâser kâinat
Hangi harfi yoklasan manası hep Allah çıkar
Gözlerimizin helal dairesi içerisinde ipin ucunu kaçırmadan, gördüklerinde boğulmadan farkındalığımızı arttırmaya yönelik dünyada olup bitenlere yönelmesinde bir zarar yoktur. Dünyada olup bitenleri takip edeceğim diye sermayeyi sadece dünyada harcamak bir insan için büyük bir kayıptır.
Gözlerimizi başkalarının kazanımlarına çevirmek kıskançlık, şükürsüzlük ve doyumsuzluk hastalığına neden oluyor. Özellikle günümüzde mal ve şöhret sahibi olmak saygınlık getirdiği için ister istemez “benim neyim eksik” diyenlerimiz çıkabiliyor. Yaratıcımızın taksimi farklı farklı yaptığının bilincinde olarak kendi imkânlarımıza gözlerimizi çakarak bu hastalığın önüne geçmiş oluruz. Her varlığın getirisi, götürüsü, imtihanı farklı farklıdır. Bizde olup da başkalarında olmayan ne de çok kazanımımız var bir bilsek; onların kazanımlarına hiç de göz dikmez, talip olmayız.
Kusur bulucu bir göze sahipsek, huzuru olmayan bir gönle, kalbe sahip oluyoruz. Başkalarının yanlışlarını görücü olmak, içsel yolculuğumuzun önündeki en büyük engellerden birisidir. Yaratıcımız bizim sahibimizken çoğu kusurlarımızı affederken bize ne oluyor ki, yaratıcılığa hevesleniyor, insanların günahlarını tartıyor; üzerimize vazife olmayan işlerle uğraşıyoruz. Başkalarında gördüğümüz kusurlardan daha fazlası bizde yok mu? Kusurları en iyi bilen Rabbimiz, işlediğimiz günahları alnımıza yazsa çoğumuz dışarı çıkabilir miydi acaba? O, gizlerken bize ne oluyor da en yakınlarımızın bile kusurlarını görücü oluyoruz?
Ralph W. Emerson ne güzel ifade etmiş:
“Başkalarının yanlışları ve kötülükleriyle uğraşarak ruhunu karartma, düzeltilmesi gereken tek insan kendinsin.”
Uygun olmayan ekranlarda gözümüzü uzun süre kullanmak, manevi hayatımızı yaralıyor. İmtihan dünyasında olduğumuzu unutturuyor. Karşı cinse şehvetle bakış üzerine bakış eklemek unutkanlığa, doyumsuzluğa, kanaatsizliğe, ahlaksızlığın yayılmasına neden oluyor.
Gözlerimizi uygun yerlerde kullanabilmeyi başarabilmek dünyadaki en büyük kazanımımız olsa gerek. Bu asırda çok da kolay değil hepimiz için; ama imkânsız da değil. Dünyada gözü görmeyen insanlar da var, her gün ölümle gözüne toprak dolan insanlar da. Hesapsız şükür gören bir gözlerimiz ve bize bu gözleri bedava veren bir Rabbimiz var ve bizim hala gözümüze toprak dolmuş değil.
Ali ALTAYLI