Her insan dünya toprağına atılan bir tohumdur. Anne rahminden dünya pazarına gönderilen insan, çoğunlukla biyolojik, fiziksel olarak tam, bazen de bin bir türlü hikmet, imtihan için eksik gönderilir. Bazen de biz insanlar sonradan herhangi bir kaza, farklı bir problem sonucu akıl, görme, duyma, yürüme, kol, bacak kullanma yetisini kaybedebilir.
Dünyaya gönderilen her insan aslında bir engelli adayıdır; bizlerin daha hayat hikâyesi, yolculuğu sonlanmadı. Bütün organlarımızın şükrünü eda etmeye ve engelli vatandaşlarımıza elimizden gelenin fazlasını yapmaya mecburuz.
Engelli vatandaşlarımızın başardığı işleri görünce bazen kendimden utanasım geliyor ve ister istemez şöyle bir soru aklıma geliyor?
Gerçek engelli kimdir?
Aklı eksik olan mı?
Görmesi tam olmayan mı?
Konuşması olmayan mı?
Duyması istenilen düzeyde olmayan mı?
Eli, kolu, ayağı, bacağı doğuştan ya da sonradan olmayan mı?
Bence gerçek engellilik, dünyada Rabbimizin bizlere bedava ve eksiksiz olarak daha iyi bir insan olmak, dünyayı olduğundan daha iyi yere taşımak ve cenneti kazanmak için verdiği organları yerinde kullanmamaktır.
Aklımızı vahiyle sünnetle buluşturup Rabbimizin eserlerini tefekkür ederek kendimize, çevremize, yaşadığımız şehre, ülkemize faydalı olmaya çalışıyorsak okuyarak gezerek kaliteli dostlarla beraber olarak iyi niyetli, aşkın ruhlu, yüce gönüllü yaşamak ve ölmek gibi bir hayat vizyonumuz varsa biz akıl yönüyle engelli değiliz.
Aklımızı sadece ve sadece şahsi çıkarımız için kullanıyor, kafamızda kırk tilki dolaşıyor ve hiçbirinin kuyruğu da birbirine değmiyorsa garibanların, gözü açılmamışları dolandırıyor; sırtından geçiniyorsak adeta aklımıza, zekiliğimize tapıyorsak bulunduğumuz çevreye menfaatimiz yok denecek kadar azsa ya da verdiğimiz zarar, yarardan kat kat çoksa asıl engelli biziz. Çünkü verilen akıl nimetini yanlış yerde kullandık ve aşağıların aşağısına, hayvandan daha aşağıya düştük ve cehenneme doğru yol almaya başladık.
Aklı noksan bir vatandaşımıza deli der, eğlenir, küçümser bazen de haddimizi aşabiliriz. Asıl zararda, aklı noksan olan var olan aklını istenilen yerde kullanmayan, vahiyle barıştırmayan şükürde ve fikirde eksik, tek dünyalı yaşayan bizler olduğumuzu ne zaman anlayacağız?
Gözümüz Rabbimizin bizlere verdiği en kıymetli organımızdır. Gözümüzü Rabbimizin eserlerini görerek tefekkür, şükür, okuyarak zenginleşme, işimizi en iyi şekilde yapmak için kullanıyor bakılmaması gereken yerlere bakmıyor, görülmemesi gereken yerlere gözümüzü çevirmiyorsak biz göz yönüyle engelli değiliz.
Gözümüzü ekran karşısında, çarşı pazarda kirletiyorsak ve ilahi kelamı okumuyor, anlamaya çalışmıyor, yaşantıya dökmüyor; gökyüzüne, denize, bitkilere, yarattığı hayvanlara tefekkürle bakmıyor, bedava verilen gözün şükrünü eda etmiyor, insanların çevrede olup bitenin yanlışını ve kâinatta gelişen olayların en kötüsünü görme gibi bir hastalığımız varsa daima eğlence merkezlerini görüyor, ibadet yerlerini görmüyorsak asıl engelli biziz.
Mülk Suresi 3,4.üncü ayetlerinde Rabbimiz bizlere yarattığı eserlere iyice bakmamızı, üzerinde düşünmemizi istiyor.
O ki, birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah’ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.
Yine konuşma kabiliyeti bize verilen en büyük hediyedir. İnsanlar arasındaki iletişimin kolay olması için vazgeçilmezdir.
Peki neyi, kimi, kimleri konuşuyoruz?
Eğer kişileri konuşmayı alışkanlık haline getirmişsek vay halimize!
Bizleri ebediyete taşımayan her konuşma bizim üzerimize vebaldir. Hele hele ilahilikten çok uzak, toplumu bozan, yanlışa yönlendiren her konuşma yönü bize dönmüş bir silahtır.
Kutlu Nebi (sav) şöyle buyurur:
Emr-i maruf ve zikir hariç, her söz, kişinin zararınadır. (Tirmizi)
İnsanın hatalarının, kusurlarının çoğu dilindendir. (Taberani)
Dilini küfürde, bedduada, ifsat etmede, gıybette, laf taşımada kullanan bir insan, dilin hakkıyla şükrünü eda etmediği için asıl konuşma engelli değil midir?
3 Aralık Dünya Engelliler Günü vesilesiyle engelli vatandaşlarımızın engelliler gününü kutlar; asıl engelin dışta değil içte, zihinde ve ruhta olduğunu bir an bile unutmamalarını isterim.
ALİ ALTAYLI