Geçen hafta üniversitede öğretim görevlisi olan değerli bir hocamla çay içtik. Konuşma esnasında söylediği şu sözler dikkatimi çekti: “Bu yaşadığımız dönem erkeği kadına, kadını da kapitalizme köle etti.”
Nasıl yani konuyu biraz açar mısınız, dedim.
Biraz konuyu açarak şöyle devam etti: “Erkek kadının sözünden çıkamıyor, kadında kapitalizmin. Erkek, Allah’tan çok kadına itaat ediyor, kadın da kapitalizme. Kadın özgürlüğüm kısıtlanır diye ya evlenmiyor evinde kedi köpek besliyor ya da evleniyor kocasının kendisine itaat etmesini, sözünden çıkmamasını istiyor, kocası bunu kabul etmezse de evlilik hayatını sıkıntıya sokuyor. Kadın ilahi olanı değil, beşeri olanı kapitalizmin öğretilerini dinliyor, kocasına itaat edip sözünü dinlemesi gerekirken kocasını kral yapıp kralın hanımı olup kraliçe gibi yaşaması gerekirken kocasını takmıyor; onu köle yapıyor, bir kölenin karısı oluyor. Evindeki meşru dairedeki özgürlüğü reddediyor, evin maddi yükünden birinci derecede sorumlu olmadığı halde para kazanma derdine düşüyor, parayla güçlenen kadın önce kendini sonra kocasını sonra da çocuklarını ihmal ediyor, unutuyor. Çift maaş çalışanların çoğu parayı yetiştiremiyor; bereket ve huzur kalkıyor, lüks ve israf artıyor.
Dünya genelinde boşanmaların en büyük sebebi, ekonomik özgürlükle güçlenen kadının artık eskisi gibi evine bağlı olmaması, kocasına istenilen düzeyde sevgi ve saygısının olmamasıdır.
Kapitalist sistem, kadını evinden çıkardı; özgürlük vereceğim derken köleleştirdi, fıtrata müdahale etti. Yüce yaratıcı kadına en iyi makamı, izzeti verirken bu sistem kadını, kadınlığından etti, dışarıda ekmek kazanma derdine düşürdü. Kocasına evinde kahvaltı hazırlamayı, yemek hazırlamayı, çay vermeyi, çocuğunun bakımını üstlenmeyi, evin temizliğini hizmetçilik olarak gören kadın, artık birden çok kişinin sözünü dinlemeye belirli bir ücret karşılığı onların işletmelerinde farklı iş kollarında çalışmaya başladı. Bir kişinin sözünü dinlemek yerine birçok kişinin sözünü dinlemeye başladı. Çocukların istenilen düzeyde verimli bir şekilde vatana ve millete hayırlı bir şekilde yetişememesinin en büyük sebebi kadının fıtratıyla oynanması, evinden edilmesidir. Toplumdaki ahlaki erozyonun artmasında ve boşanmaların artmasının en önemli nedenlerden biri de kadının Allah’ın ve Peygamberin istediği şekilde değil, kapitalizmin istediği bir şekilde sahte bir özgürlükle yaşama isteğidir.”
Hocamla ayrıldıktan sonra ChatGPT’ye sordum.
Kapitalist sistemin kadına, aileye verdiği zararlar nelerdir diye sorduğumda şu bilgiler gözüme çarptı:
Bazılarını siz okuyucularımla paylaşmaya çalışayım.
Kapitalizm, kadın bedenini tüketim ve pazarlama aracı haline getirir:
Reklamlarla bedenin nesneleştirilmesi
Güzellik dayatmaları
Moda ve estetik sektörünün baskıları
Sosyal medya üzerinden ölçüsüz görünürlük baskısı
Kapitalist toplum, kadını aynı anda hem evin tüm bakım yükünü üstlenen kişi hem de çalışan birey olmaya zorlar.
Bu çelişki:
Tükenmişliğe
Psikolojik baskıya
Ev içi çatışmalara
Evlilikte güç dengesizliklerine neden olur.
Kadın, kapitalist tüketim kültürünün “hedef tüketicisi” haline getirilir.
Moda, kozmetik, bakım ürünleri
Annelik ürünleri
Ev eşyaları
Kadının değeri çoğu zaman “ne kadar tükettiği” veya “ne kadar estetik olduğu” ile ilişkilendirilir. Bu hem ekonomik hem psikolojik baskı yaratır.
Kapitalizm cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırmaz; aksine mevcut eşitsizlikleri “piyasa koşulları” aracılığıyla yeniden üretir.
Kadınlar daha düşük ücret alır.
Yöneticilik pozisyonlarına daha zor çıkar.
İş gücü piyasasında daha kırılgan konumdadır.
Bu durum aile içinde de güç dengesizliklerini arttırabilir.
Kapitalist toplumlarda yaşam maliyetleri arttıkça hem kadın hem de erkek daha çok çalışmak zorunda kalır.
Bu da:
Aile içi iletişimin azalması
Çocuk bakımının üçüncü kişilere devredilmesi
İlişkilerin daha kırılgan hale gelmesi gibi sonuçlar doğurur.
Aile, ekonomik üretim ve tüketim gibi görülür.
Bu durum ilişkilerde sevgi ve dayanışma yerine ekonomik stresin baskın hale gelmesine yol açabilir.
Kapitalist rekabet çocuk doğmadan başlar.
Özel okullar
Kurslar
Kariyer dayatmaları
Başarı baskısı
Aile bu yük altında yıpranır.
Kapitalizm bireyciliği güçlendirirken akrabalık bağları ve topluluk dayanışmasını azaltır. Bu da aileyi yalnızlaştırır ve özellikle kadın üzerindeki yükleri arttırır.
ChatGPT’ göre kapitalizm, kadının toplumsal hayata katılımını arttırmış olsa da kadını hem işyerinde hem evde sömüren bir yapı üretmiş, aileyi ekonomik baskı altına almış, tüketim kültürüyle kadın ve aile üzerinde psikolojik yük oluşturmuş, kadının bedeni, emeği ve kimliği üzerinde yeni baskı biçimleri yaratmıştır.
Biran önce iş işten çoktan geçmeden kapitalizmin ve sahte çözümler üreten …izmlerin zifiri karanlığından İslam’ın apaydınlık sabahına yelken açmazsak hem erkek hem kadın hem de çocuklar kaybedecek. Toplumun en küçük yapı taşı olan aile, Allah’ın koyduğu fıtrata dönmeli; rol paylaşımı Allah (cc) ve Peygamberinin (sav) istediği şekliyle olmalıdır. Kadını erkek rolüne sokmak, erkeği de pasifleştirmek fıtrata müdahale etmek, ailenin içten içe çökmesi demektir. Bugün dünyadaki savaşlar aile kurumu üzerinden yürümektedir. Ancak aile kurumu sağlam milletler ve devletlerin dünyaya söyleyecek sözleri vardır.
Erkek, kadın ve ikisinin kurduğu aile, vahyin ve sünnetin dairesine girmezse fıtrata dönmezse ne fiziksel şiddet ne psikolojik şiddet ne de gözü yaşlı çocukların artan sayısını azaltabiliriz.
Kadına, erkeğe en büyük özgürlüğü, güveni, huzuru bizi bizden daha iyi bilen ve bizlerin ve her şeyin sahibi Rabbimiz ve Üsve-i Hasene (en güzel örnek) olan elçisi vermiştir.
Ümmetin yıldızları işitiyor ve itaat ediyordu. Biz ise işitiyor, biliyor; ama itaat etmiyor, kafamıza göre takılıyor, canımızın, keyfimizin istediği şekilde yaşıyoruz hayvanlar gibi.
Necip Fazıl Kısakürek ne güzel söylemiş:
“Son bir asrını, Allah’ın Kur’an’ında “belhüm adal” dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören… bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik…”
Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür!
Sana çöl gibi gelen, O göl diyorsa göldür.
Vahiy bilgisinin önüne geçen o kadar çok şey biliyoruz ki, kafamız karışık, sosyal paylaşım siteleri, diziler, gündüz kuşağı programları aile kurumunu zora sokmuş, İslami düşünme sistemini gidermiştir.
Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız gençlere hitaben şöyle diyor:
“Sizin dünyanızda insanlar malumat denizinde cahil kalacak.”
Sahi soralım kendimize bedava verilen yirmi dört saatin ne kadarını Furkan, Hak bilgisi için ayırıyoruz ne kadarını batıl, kafamızı karıştıran “kokuşmuş çöp kovasına dönüştüren bilgiler” için.
ALİ ALTAYLI