Çağımız cilalı imaj çağı, imajı olmayan yanıyor; bana imajını söyle durma öyle, diyor bir şarkıcı.
Bugünkü yazımızda bu içinde yaşadığımız çağda daha çok dışımızı mı cilalama derdine düştük yoksa içimizi mi cilalama, güzelleştirme derdine düştük bu konuda kafa yormaya çalışalım.
Daha önce okuduğum kitapların birinde aklımda kaldığı kadar şöyle bir kıssa gözüme ilişmişti.
Bir bilgenin yanına çok iyi giyimli biri geliyor. Bir süre bilgeyle muhabbet ediyorlar. Konuşmaları bitip gittikten sonra bilge, kendi kendine muhteşem bir saray ama içi bomboş, diyor.
Dünyaya gönderilen her insan, Rabbimizin yarattığı muhteşem bir saray, muhteşem bir şaheserdir. Emaneti taşıma yönüyle bitki ve hayvandan ayrılır. Mükerrem olarak yaratılmış, değerli görüldüğü için insan olarak bu dünya pazarında yerini almıştır.
Muhteşem bir saray, muhteşem bir donanımda yaratılan insan, özünü güzelleştirmek için kendisine daha çok zaman ayırdığı zaman melekleri bile geçme kabiliyetine sahip oluyor. Dışını cilalamak için daha çok zaman ayırdığında ve özünü ihmal ettiğinde hayvanlardan daha aşağı bir dereceye düşüyor, hayvani bir hayat yaşamaya başlıyor.
Bir hayvanın edep, hayâ, iman, ahlak derdi yoktur. Sonsuz hayatı kazanma, kaliteli bir hayvan olma, insanlığa uzun süre hizmet etme gibi bir derdi de yoktur. Hayvanın en büyük derdi yemek içmek barınmak ve üremektir.
Eğer bir insan içini ihmal eder, dışını olduğundan fazla cilalamaya başlar, Rabbi ile bağını keserse sadece nefsi arzuları ve şahsi çıkarı için yaşamaya başlar. Bir anlamlı gayretin içine girmeden bir iz bırakmadan yaşar ve ölür. Kendisini, imajını, midesini, hazlarını çok sever ve kendisine gönüllü hizmet edenleri çok sever ve bunlardan başkasını da kolay kolay sevemez.
Dışını cilalamayı seven, adeta ona tapan bir insan:
Enaniyetini, benliğini çok sever.
Saçını, kaşını, kirpiğini çok sever.
Dizi takiplerini, dedikodu etmeyi, sosyal medyada uzun zaman geçirmeyi çok sever.
Hakikatler kendi eliyle oluşturduklarıdır, nefsine ve sınırsız özgürlüğüne hizmet edenlerdir, gerçek olanı çöpe atar.
Kilosunun tam istediği gibi olmasını, güzelliğinin devam etmesini her şeyden çok önemser.
Yakışıklı bir görünüme sahip olmak, fit bir vücuda sahip olmak onun en büyük önceliğidir.
Evini, arabasının sevmenin ötesinde bir yerlerde konumlandırır.
Saatini, takılarını, gözlüğünü çok önemser.
Görünmek, gündemde olmak, parmakla gösterilmek onun vazgeçilmezlerindendir.
Sosyal paylaşım sitelerinde kendisini, alıp sattığını, yedip içtiğini, gittiği tatili paylaşıp durmayı çok sever.
Her yerde görünür olmak ve şov yapmaya gönüllüdür.
“Şov yapma, şov yapma
Fark etmez, anladık seni
Her yerde sen vardın
Taktikler bitti, bitti mi?”
Bir toplumda dış görünüşe çok önem veren, dışını cilalamak için büyük servetler, zamanlar ve enerjiler harcayan insan sayısı arttıkça çocuklar ihmal edilmeye, gençler hazlarının kölesi olmaya ve yaşlılar da huzur evlerinde gam kedere dûçâr olmaya başlarlar.
Bir toplumda doğal, kendi olarak değil de bir başkasına benzeyerek dışını cilalamaya meftun olarak var olmaya çalışan insanlar arttıkça ahlaksızlık artar; zenginle fakir cahille bilgili arasında uçurumlar meydana gelir, gerçek kardeşlik görülmez.
Bir toplumda evi, arabası, malı mülkü, statüsü, dayısı, giyim kuşamının marka olması ile var olmaya çalışan insan sayısı arttıkça boşanmalar artar, işini en iyi şekilde yapan insan sayısı azalır, evlenmek istemeyen bireysel ve yalnız yaşamak isteyen insan sayısı artar.
Eğer bir an önce yeniden İslam’la yeniden imanla yeniden üstün ahlakla yeniden kendi değerlerimizle dirilmezsek “cilalı imaj çağını”, “sonsuz hakikatlerin barındığı hayata yansımış İslam çağına” dönüştüremezsek kaybedeceğiz.
Dışı güzelleştirmek kötü değil, kötü olan içi ihmal ederek için, özün kokuşmasına neden olmaktır. Bizi hayvandan ayıran ve diğer milletlere model olmamızı sağlayan iman, edep, ahlak, ihlas, Allah (cc) ve Peygamberimizin (sav) içinde olduğu ruhtur, bu ruh giderse dışta kazandıklarımız büyük bir anlam ifade etmez.
Özümüzü güzelleştirmek zihnimizi niyetimizi gayretimizi güzelleştirmek bizleri kaliteli insan, kaliteli aile kaliteli toplum haline getiriyor.
Dışa yatırım, çoğu zaman kaybettiriyor.
Dışa yatırım, yatırımların en talihsiz olanı.
Öze yatırım ise sonsuzluğu kazandırıyor.
İnsanlar çoğu zaman dışa, Rabbimiz ise içe, öze nazar ediyor.
Sonsuzluk hayatı ve baki bir vücut ise içi imarla elde ediliyor. O fit olmasını istediğin vücudunun garantisi, sonsuz vücut bulması öze yatırımda.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (M6543 Müslim, Birr, 34)
“Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr 33. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 9.)
ALİ ALTAYLI