Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Yolculuk Var Yolculuktan Öte
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Genel

Yolculuk Var Yolculuktan Öte

Genel
Paylaş
PAYLAŞ

HZ. MUSA VE HIZIR’IN (A.S) YOLCULUĞU

Doğum ile ölüm arasında bir yolculuğumuz var. Bu yolculuk bizim isteğimize bağlı olan, yolculuğa çıkmak istiyor musun diyerek bizden izin alınarak başlatılmış bir yolculuk değil, zorunlu bir yolculuk. Hem büyük rütbeli bir komutan bir askerden izin almadığı gibi dünyanın yöneticisi, rütbesi en büyük olan Rabbimiz de kısa bir yolculuğa çıkmak, dünyaya gelmek istiyor musun diye bizlere soracak değildi?

Dünyaya gönderilen her bir birey, varlık âleminde bizleri de görmek, eserlerinden haberdar etmek, imtihan etmek, büyük kudretini idrak ettirmek isteyen Rabbimizin başlattığı bir yolculukla buluşur. 

Bu yolculukta doğumdan ölüme kadar kimler bizimle olacak yine Rabbimiz seçer, bizim seçme özgürlüğümüz ise aslında çok azdır. 

Babamızı, 

Annemizi,

Kardeşlerimizi,

Ninemizi,

Dedemizi,

Akrabalarımızı,

Komşularımızı,

Köyümüzü,

Kasabamızı,

Doğduğumuz evimizi,

Üzerinde yaşadığımız vatanı, ülkemizi biz seçemeyiz; Rabbimiz bizim için seçer ve hazırlar.

Zaman geçtikçe çocukluktan gençliğe, gençlikten orta yaşlılığa, orta yaşlılıktan ihtiyarlığa, yolculuğumuz devam eder.

Seçimler,seçimler,seçimler… derken hızlı geçen günler eşliğinde devam eder gider hayat yolculuğumuz.

Okul,

Üniversite,

İş,

Eş,

Arkadaş, yine yaşımız ilerleyip zaman geçtikçe seçme özgürlüğümüz daha kuvvetli olsa da kader planı işler her zaman bizim üzerimizde.

 Biz seçtik, sanırız; ama yine de Büyük Kudret hep devrededir.

Doğum ile ölüm arasındaki imtihanlarla dolu zorlu yolculuğumuzda başımıza gelen bazı olaylara anlam verebiliyorken bazı olaylara ise anlam veremiyor, içinden çıkmakta zorlanıyoruz.

Görünen nedeni;

Hepimizin az çok çözümleyebildiğimiz, anladığımız neden bizi rahatlatıyor.

Az çok anlamlandırabiliyoruz.

Anlayabiliyoruz,

Beynimizdeki taşlar yerine oturabiliyor.

Görünmeyen neden;

Sadece Allah’ın bildiği gayb bilgisi, kulların bilmekten, anlamaktan, anlamlandırmaktan aciz kaldığı neden ise bizi yoruyor, 

Kafamızı karıştırıyor; 

Dengemizi, sağlığımızı bozuyor, 

Huzurumuzu gideriyor.

Rabbimizin bizim hakkımızdaki muradı, kader planı nedir bilemiyoruz. Daha önceden ise bize bildirilmemesinin ise bin bir hikmeti var.

Eğer bizler dünyada başımıza gelen olayların nedenini bilseydik, dünya yaşanmaz çekilmez hale gelirdi. Yine de aciziz, bunu böyle bildiğimiz halde başımıza gelen olayları sorgular, haddimizi aşarız.

Başımıza gelen olayların arka planını, görünenin ötesini merak eder dururuz.

Rabbimizin bize çok şefkatli olduğunu ve bize zulmetmeyeceğini, üstesinden gelemeyeceğimiz imtihanlarla karşı karşıya bırakmayacağımızı bildiğimiz halde acizliğimizi, aklımızın sınırını unutur, yine de sorgularız.

Hz. Musa ve Hızır’ın (a.s) yolculuğu, hakikat bilgisinin sadece Rabbimize ait olduğunu, bildirmezse asla bizim gibi aciz kulların anlayamayacağını anlatır.

Kehf Suresinde geçen 60-82 ayetler arası bu yolculuğu anlatır.

Bu hayat yolculuğumuz zorlaştıran ise yine bizleriz.

Teslim olamamak, Allah’ın verdiği nimetleri kendimize mal etmek, şükürsüzlük, sabırsızlık ve kendimiz yeterli görmek yolculuğumuzu zorlaştırıyor.

Übey bin Ka’b (r.a) Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurduklarını nakleder:

“Mûsâ Peygamber (a.s) bir defasında Benî İsrâîl arasında hitâbede bulunmak üzere ayağa kalkmıştı. Kendisine: «En çok âlim olan kimdir?» diye soruldu. «En âlim benim.» diye cevap verdi. (Bu hususdaki) ilmi («Allâhu a’lem: Allah en iyi bilendir» diyerek) Allah’a havâle etmediğinden dolayı Allâh (c.c) ona ıtâb etti (azarladı).

Allâh Teâlâ: «İki denizin bitiştiği yerde kullarımdan biri var. O senden daha âlimdir.» diye ona vahyetti. Musa (a.s): «Yâ Rab, ona nasıl yol bulayım?» dedi. Kendisine: «Bir zenbil içine bir balık koy! O balığı nerede kaybedersen o kulum oradadır.» denildi.

Mûsâ (a.s) gitti. Hizmetçisi Yûşa’ bin Nûn (a.s)’ı da beraberinde götürdü. Bir zenbil içine de bir balık koyup yanlarına aldılar. (İki denizin bitiştiği yerdeki) kayanın yanına varınca başlarını koyup uyudular. (Derken tuzlanmış ölü) balık zenbilden sıyrılıp kurtuldu ve deniz içinde kendine, su küngü gibi (bir boşluk bırakarak), yol açtı. (Deniz içinde böyle bir yolun açılmasına) Hz. Mûsâ ile hizmetçisi teaccüb ettiler. Gecenin kalan kısmı ile diğer günün tamamında yürüdüler. Sabah olunca Mûsâ (a.s) hâdimine:

«‒Kuşluk yemeğimizi getir. Bu seferimizden yorgunluk duymaya başladık.» dedi. (Hâlbuki) Mûsâ (a.s) emrolunduğu o yerin ötesine geçmedikçe yorgunluk duymamıştı. Hâdimi:

«‒Bak hele, taşın dibinde barındığımız zaman balığın gittiğini haber vermeyi unutmuşum!» dedi Mûsâ (a.s):

«‒Zâten istediğimiz de bu idi.» dedi.

Bunun üzerine kendi izlerine baka baka geriye döndüler. Taşın yanına varınca bir de baktılar ki elbisesine bürünmüş bir zât duruyor. Mûsâ (a.s) selâm verdi. Hızır (a.s):

«‒Acâyib! Bu (senin bulunduğun yerde) selâm ne gezer?» dedi. Musa (a.s):

«‒Ben Mûsâ’yım.» dedi. O:

«‒Benî İsrâil Mûsâ’sı mı?» diye sordu. «Evet.» dedi. Mûsâ (a.s) sonra yine söze başlayıp:

«‒Sana öğretilen rüşd (ve hidâyet)ten bana bir şey talîm etmek üzere sana tâbî olabilir miyim?» dedi. Hızır (a.s):

«‒Sen, benimle beraber olmaya hiç mi hiç tahammül edemezsin ey Mûsâ! Bende Allâh’ın kendi ilminden lûtfettiği öyle bir ilim vardır ki sen onu bilemezsin. Sende de Allâh’ın verdiği öyle bir ilim vardır ki onu da ben bilemem.» cevabını verdi. Mûsâ (a.s):

«‒Beni inşâAllah sabırlı bulursun. Sana hiçbir işinde karşı gelmiyeceğim.» dedi.

Gemileri olmadığı için deniz kıyısında yürümeye başladılar. Bir müddet sonra yanlarına bir gemi geldi. Onlarla, kendilerini karşıya geçirmeleri için konuştular. Hızır (a.s)’ı (gemiciler) tanıdı ve onları ücretsiz gemiye aldılar. O esnâda bir serçe, geminin kenarına konup denizden bir iki yudum su aldı. Hızır (a.s):

«‒Yâ Mûsâ, benim ilmimle senin ilmin, Allah’ın ilminden, bu serçenin denizden aldığı bir yudum kadar bile eksiltmez.» dedi. Ve gemi tahtalarından birine el atıp söktü. Mûsâ (a.s):

«‒Adamcağızlar bizi ücretsiz almışlarken sen, gemilerine kasdedip içindekileri batırmak için mi deliyorsun!» dedi Hızır (a.s):

«‒Sen, benimle bulunmaya hiç tahammül edemezsin demedim mi?» dedi. Mûsâ (a.s):

«‒Şu dalgınlığımdan dolayı beni muâheze edip de bana güçlük gösterme!» cevabını verdi. Gerçekten de Mûsâ (a.s)’ın bu ilk muhâlefeti dalgınlık eseri idi. Yine gittiler. Bir de baktılar ki bir çocuk diğer çocuklarla oynuyor. Hızır (a.s) çocuğun başını eliyle kopardı. Musa (a.s):

«‒Aman, hiçbir cana bedel olmaksızın (günâhsız) pâk bir canı telef mi ediyorsun?!» dedi. Hızır (a.s) yine:

«‒Ben sana benimle edemezsin demedim mi?» cevabını verdi. Yine gittiler. Nihayet bir köye varınca ahâlîsinden yemek istediler. Ahâlî onları misafir etmeye hiç yanaşmadı. Orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular. Hızır (a.s) eliyle işaret ederek duvarı doğrultuverdi. Musa (a.s):

«‒İsteseydin (hiç olmazsa) bunun için bir ücret alabilirdin!» deyince Hızır (a.s):

«‒Bu andan îtibâren artık ayrılalım.» dedi.”

Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) kıssayı buraya kadar hikâye buyurduktan sonra:

“Allah Teâlâ Musa’ya rahmet eylesin. Ne olurdu sabredeydi de aralarında geçen mâcerâlar (Cenâb-ı Hak tarafından) bize hikâye olunaydı!” buyurdu. (Buhârî, İlim, 44)

Kehf Suresi 78-82 ayetler de Rabbimiz Hızır (as) aracılığıyla Hz. Musa (as) niçinlerine cevap verir ve buna benzer durumlarla karşı karşıya kalabilecek bizlere bir ufuk açar, teslimiyetimizi güçlendirir.

“Hızır şöyle dedi: “İşte böylece birbirimizden ayrılma noktasına gelmiş olduk. Şimdi sana bir türlü sabredemediğin o hâdiselerin iç yüzünü haber vereceğim.

Önce gemiden başlayalım. O, geçimlerini denizden sağlayan bir takım yoksul kimselere aitti. Ben ona kasten bir miktar hasar vermek istedim. Çünkü güzergâhları üzerinde her sağlam gemiyi zorla gasp eden zalim bir kral vardı.

Oğlan çocuğa gelince; onun anne ve babası mü’min kimselerdi. (Bu çocuğun) onları ileride azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Ve böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”

 Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur.”

                                                                                                                         ALİ ALTAYLI

You Might Also Like

Nefsini İlah Edinmek

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-16

Nimetin İflası

Yanlış Bağlanma ve Beklenti

Dünyadaki Cennet Nerede?

Ali Altaylı 1 Kasım 2025
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-16
Sonraki Yazı Nefsini İlah Edinmek
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?