Dünyadaki cennet, kendi vücut evimizde eşimiz ve çocuklarımızla oturduğumuz taş, duvar, tuğla ile örülmüş evlerdedir. Kendi özünde ve evinde mutluluğu, huzuru, cenneti bulamamış bir kişinin başka bir yerlerde dünyadaki cenneti bulması çok zor olsa gerek.
Dünyadaki cennet senin içinde bir yerlerde, vücut evindedir; başka yerde boş yere arayıp yorulma.
Önce zihninde ve özünde birikenlere şöyle bir göz at.
Dünyadaki cennet nerede bilir misiniz? diye bir güzel şiir ilişti gözüme.
Gülen gözlerde,
Tatlı sözlerde,
Mutlu yüzlerde,
Ama en önemlisi sevgi dolu yüreklerde…
Bir insanın dünyadaki cenneti yaşayabilmesi için Rabbi, kendisi ve çevresi ile barışık olması gerekir.
İman ve dua ile güçlenmesi gerekir.
“Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü” diyerek bütün canlılarla barışık olması gerekir.
Takdire rıza, şükür, kulluk ve istikamet üzere bir yolda olması gerekir.
Nefis, ego, bencillik, konfor putunu yerle bir etmesi gerekir.
Çalışıp üretmesi ve namerde değil merde bile muhtaç olmaması gerekir.
Rabbinin verdiğiyle yetinmesi, açgözlülükle etrafına saldırmaması, bir kuldan bir şey beklememesi gerekir.
Aklını vahiyle buluşturması gerekir.
Aklı fikri vereni görmesi, gerçek sahibine yönelmesi gerekir.
Bilgisi, aklı, zekiliği kendisini ego, kibir zirvelerinde dolaştırmaması gerekir.
Özünü, gönlünü, kalbini kin, nefret, inat, intikam, cimrilik, haset, öfke, düşmanlık şirk, tamahkârlık, ümitsizlik gibi manevi hastalıklardan arındırması gerekir.
Kendisinin bir gün bu dünyadan zamansız göçeceğini, aslında çok aciz ve fakir olduğunu, en büyük yardım ve dayanak noktasının Rabbi olduğunu, dünyada sınırlı bir süre içerisinde iyilik, güzellik tohumları ekmesi gerektiğinin bilincinde olarak zihnini, özünü, ruhunu güzelleştirme gayretine girerek dünyadaki cenneti hisseder.
Üstün Dökmen’in “Selam Ver” şiiri aslında dünyadaki cennetin içimizde bir yerlerde olduğunu, selamla sevgi ve muhabbetle başladığını, bütün canlılara şefkat ve merhamet göstermekle elde edildiğini söyler:
Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selam ver.
Taşlara, kuşlara,
Atlara, otlara,
İnsanlara selam ver.
Ne görürsen selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığa,
Bir kısmı seni de sarsın.
Selamla başkasına dokunmayan, onun dünyadaki varlığına şahitlik etmeyen, kibir okyanusunda boğulan bir insan, kendi vücut evinde mutlu olamaz ve çevresine mutluluk veremez.
Dünyadaki cennet, eşin ve çocuklarının yanında, kendi evindedir, başka yerde boşuna arayıp yorulma.
Atalarımız ne güzel söylemişler:
Deh demeden giderse at,
İstemeden su verirse evlat,
Saliha ise evde avrat,
Ne işin var düğün evinde.
Düğün senin evinde,
Gir oyna, çık oyna.
***
Deh desende gitmezse at,
İstesen de su vermezse evlat,
Saliha değilse evde avrat,
Ne işin var cenaze evinde.
Cenaze senin evinde,
Gir ağla, çık ağla.
Dünyadaki cennet, her gün yüzünü gördüğümüz aynı evi paylaştığımız eşimiz ve çocuklarımızın yanındadır.
Eşi ve çocuklarıyla barışık bir insan, dünyada cenneti yaşar.
Anne babası ile barışık, onların duasını alan bir evlat dünyada cenneti yaşar.
Hanımının haklarına riayet eden bir erkek, dünyada cenneti yaşar.
Kocasının haklarına riayet eden bir kadın, dünyada cenneti yaşar.
Helal lokma ile buluşan evler, dünyada cenneti yaşar.
Çocuklarına Allah’ın gösterdiği şefkatten daha çok şefkat göstermeyen, çocuk sevgisinde aşırıya kaçmayan, çocuğunu ilahlaştırmayan, çocuklarını Kur’an ve sünnet çizgisinde yetiştirmeye çalışan bir aile dünyada cenneti yaşar.
Evlerini TV’nin ve sosyal medyanın lağım akıtan yönünden kurtarmayı başaranlar, dünyada cenneti yaşar.
Evlerinde en çok Kur’an sesi duyulan, namazlara dikkat edilen aileler, evlerinde cenneti yaşar.
Bir kadın sosyal medyada, TV programlarında, dizi takiplerinde zaman öldürüp zihinsel dönüşüme uğramayarak evine, kocasına ve çocuklarına yeterli zaman ayırırsa dünyadaki cenneti yaşar.
Bir erkek ya da kadın gözlerini sadece eşlerine diker, başka yerde huzur aramazsa dünyada cenneti yaşar.
Evin en büyüklerinin torunlarıyla buluştuğu sevgi ve muhabbetin devam ettiği aileler, dünyada cenneti yaşar.
Dedikodu seansları yapılmayan, Allah’ın rızası ve ulvi gayeler peşinde olan evler, dünyada cenneti yaşar.
Ekranların hâkimiyeti değil de kitapların hâkimiyetinin olduğu evler, dünyada cenneti yaşar.
Bir erkek, kötü çevre ve alışkanlıklardan kurtularak çocuklarının rızkını temin eder, ekonomik olarak özgür olur, kimseye bağımlı olmazsa kazandığını başkalarına yedirmezse dünyada eş ve çocuklarıyla beraber cenneti yaşar.
Rabbimiz zihnimizi, özümüzü, evlerimizi gerçek cennetin bir fragmanına dönüştürsün. Vücut evimizi ve taş, duvar, tuğlalarla örülü eşimiz ve çocuklarımızla yaşadığımız evlerimizi, dünyadaki cennetimiz eylesin.
ALİ ALTAYLI