Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Nimetin İflası
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Genel

Nimetin İflası

Genel
Paylaş
PAYLAŞ

Çağımız göstererek değerli ve var olma çabasına giren insanlar yığınına şahitlik ediyor. Herkes bir şeylerini göstermek istiyor; gösterdikçe az da olsa bir haz alıyor, yalıncı bir mutluluk duyuyor. Belirli bir süre sonra ise az da olsa aldığı haz ve yalıncı bir mutluluk yerini gam ve kedere bırakabiliyor. Çünkü bizlere verilen özel, özgün nimeti, ikramı hava atmak, değerli görünmek, “var mı benim gibi” demek için yabancı gözlere servis etmek o nimeti zehirliyor, namlunun ucunu bize yöneltiyor, dünyayı başımıza dar ediyor.

Rabbimizin katındaki nimet asla bitmez. Rabbimizin hazineleri tasavvurumuzun üzerinde dolu ve tükenmez. O Ganiyy-i mutlak ve Malikül Mülktür. Ama biz insanoğlunun elindeki nimet, imkân, kazanım azalır ve çoğalır; bazen tamamen azalır ve bitme noktasına gelir.

Peki, biz insanoğluna bol bol verilen nimet, rızık devamlı gelip dururken niçin azalır, bazen ise çok büyük imtihanlarla karşı karşıya kalırız. Gelin bugünkü yazımızda bu konuda kafa yormaya çalışalım:

Elimizdeki nimet nasıl iflas eder?

Verilen nimeti gösterme merakı, aşkı, tutkusu 

Şükürsüzlük

Hırs (açgözlülük)

Paylaşamama, verememe gibi nedenlerle elimizdeki kazanım yavaş yavaş bizden uzaklaşır ya da elimizden gitmese bile geniş dünyada iğne deliğinin içinde yaşıyormuş gibi huzursuz, kaygılı, endişeli, gergin, gürültülü bir yaşama; günlere, haftalara, aylara, yıllara sahip oluruz. 

Sanal âlemde, sosyal paylaşım sitelerinde ve dokunduğumuzu sandığımız, üzerinden geçtiğimiz şu geçici mekânda hepimiz bir şeyleri gösterme merakındayız.

Kimimiz yeni aldığı evi,

Kimimiz dünyaya gözlerini yeni açan bebeğini,

Kimimiz son model arabasını,

Kimimiz kedisini,

Kemimiz köpeğini,

Kimimiz saatini, telefonunu

Kimimiz kol, bacak ve boynuna yaptığı dövmeyi,

Kimimiz tatil fotoğraflarını,

Kimimiz kendi vücudunu, güzelliğini yakışıklılığını

Kimimiz yeni aldığı mobilyaları,

Kimimiz unvanını, statüsünü

Bu gösterme merakı, aşkı, tutkusu nimeti bozuyor; süte su karıştırıyor. Bizim mutluluğumuza gerçek manada sevinecek kaç kişi vardır ki şu dünyada? Üç beş kişiden fazla çıkmaz, onlar da zaten bilir, duyar. O zaman cümle âleme göstererek haset hastalığını hortlatmaya gerek var mı? Belki de bizim bir paylaşımımızdan dolayı bir birey, aile o gün kendisini hiç olmadığı kadar mutsuzluğa, huzursuzluğa mahkûm etti, nerden bilebiliriz? Başkalarını mutsuz etmeye hakkımız var mı? Allah (cc) sana o nimeti anlatarak ya da göstererek başkasını mutsuz et, herkese göster, kibrini büyüt diye vermedi.

Eğer biz insanlar nazarın yıkıcı, yok edici etkisini hakkıyla anlasaydık asla bize bin bir türlü imtihanlar için verilen bir nimeti,  gözlere servis etmede gönüllü olmazdık.

Verilen nimeti gösterme merakı, aşkı, tutkusu bize verilen nimeti iflas ettirir ya da yağı alınmış süt haline getirir ya da nimet bir tokmak olur; her gün başımızı döver, ağrıtır.

İnsan çok çabuk geçmişini unutur. Yediği yemeği, giydiği elbiseyi, oturduğu evi, pantolonuna taktığı ipten kemeri, kışın odun kömür olmadığı için soğuktan titrediği günleri,  bin bir zahmetle geçen hayat yolculuğunu. Eline birkaç kuruş geçince eli para görünce makamı yükselince ilmi artınca kendisine not vermeye başlar. Bir başkası o çok değişti, diyerek elli bile vermezken o hep kendine yüz verir ve egosunu şişirdikçe şişirir. Aslında insanın yıkımı da burada başlar: Geçmişini unutmak, nimet vereni görmemek, nimeti kendi aklıyla çalışmasıyla kazandığını zannetmek, şükür yerine hep şikâyet etmek.

Şükürsüzlük kibre, kibir ise insanın yavaş yavaş düşüşüne neden oluyor. Çünkü en büyük olan Rabbimiz, büyüklük taslayan ve verdiği bin bir türlü nimetlere karşı kör olan bir insanı er geç küçük düşürecek bir hale sokuyor.

Şükür, nimetin artmasına; nankörlük ise nimetin bizden uzaklaşmasına neden olur.

Şükrü ve geçmişteki sıkıntılı günleri unuttuğumuzda bize verilen nimet, bizden alınıp nimeti Rabbinden bilen geçmişini asla unutmayan O’na şükür ve dua ile yönelen bir kulun evine, ocağına, bahçesine, tarlasına, işyerine gitme ihtimali var.

 Şükürsüzlük her türlü kazanımın, nimetin iflasıdır. 

Hırs, açgözlülük de yine bize verilen nimetin azalmasına ve elden çıkmasına neden olur. Hırs, kalbi ve vücudu yorar, insanı bitkin, sönük, gergin, bütün dünya ve içindekiler ona verilse yine de daha yok mu, dedirtecek bir hale sokar. 

Aşağıdaki beyitler hırsın insanı çürüttüğünü, insana gelecek nimeti durdurduğuna, insanın yorgunluğuna neden olduğunu belirtir:

Rızk-ı maksûma kanaâttir meâli hikmetin

Gâh hırs-i nev-şikâr ile şikâr elden gider

(Hikmetin anlamı, Allah’ın taksim ettiği rızka kanaat etmektir. Yoksa insan yeni bir av elde etme hırsı ile elindekini de kaçırır. )

Cihanın mihneti erbâb-ı hırsa ayn-ı rahatdur

Degul âsûde bâre girmeyince dûşı hammalın

(Dünya yükünün sıkıntısı hırslı kişiye rahatın ta kendisidir. Hamal mutlu olamaz çıplak bir şekilde yükün altına girmeyince.)

Hırs, açgözlülük de yine nimetin iflasıdır. 

Cimrilik, paylaşamama, verememe bize gelecek nimeti durduruyor. Rabbimiz cömert ve sekiz milyar insana bakıyor, onların rızıklarını gönderiyor. Bitkiler, hayvanlar yine Rabbimizin rızkıyla hayatlarını idame ettiriyorlar.

Bu kadar cömert olan Rabbimiz bizden de cömert olmamızı istiyor. Cömert ve şükreden olursak daha çok vereceğini söylüyor. Ne yazık ki, bazen bizler bunun farkında olmadığımız için kaybediyoruz, nimet darlığı çekiyoruz.

Paylaşamama, verememe, malı ilah haline getirme, malın gerçek sahibini unutma elimizdeki nimetin iflasıdır.

Devamlı ruhani bir haz ve gerçek mutluluk ise değerlerimizi hakkıyla yaşamada ve Rabbimizi hakkıyla tanımada ve tanıttırmadadır. Dışta değil, içtedir.

Dışa servis etmede geçici bir mutluluk, haz vardır; içte imanda, duada, Rabbimizin büyüklüğünü hakkıyla tanımada, dua ve tevekkülle ona yönelmede verdiklerini gözlere sokmamada ise sürekli bir mutluluk ve ulvi bir haz vardır.

Ne mutlu o insana ki, dışta mutluluk devşirmeye çıkmaya!

                                                                                                                            ALİ ALTAYLI

You Might Also Like

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-16

Yanlış Bağlanma ve Beklenti

Dünyadaki Cennet Nerede?

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-15

Bakış Açısı, Bakış Acısı

Ali Altaylı 26 Ekim 2025
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Yanlış Bağlanma ve Beklenti
Sonraki Yazı Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-16
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?