Yıllar önce 6-7 yaşlarında iki erkek çocuğun bekleme salonunda annelerinin eteğine hüzünlü ruh halleriyle yakan gözlerle sarıldıklarını gözlemlemiştim. Yıllar yılları kovalamasına, üzerinden uzun sürenin geçmesine rağmen o sahneyi hiç unutamadım: O çocukların gözlerindeki çaresizliği, hüznü; babanın çocuklarının annelerine, öz evlatlarının yanında hakaret ve tehditle karışık cümlelerini.
Dün, daha öncenden de tanıdığım bir müşterim geldi. Hanımı evden çekip gidiyor, başka bir erkekle gönül ilişkisi olduğu ispatlanıyor. İki çocukları var, kız ve erkek. Babası, 10-12 yaşlarındaki çocuklarından kız olanın böbrek hastası olduğunu öğreniyor. Baba hem çalışıyor hem çocuğunun tedavisi için uğraşıyor. İşe gidince çocuklara bakacak bir bayanı bulmada zorlandığını söyledi. İşten gelene kadar kursa veriyorum, dedi. Babanın gözlerindeki çaresizlik içimi burktu. Annen baban ya da bırakabileceğin akrabaların yok mu dedim. Annem babam ben küçükken ölmüş, akrabalar da herkes kendi derdinde sahip çıkan yok, dedi. Baba hem işe gidecek hem çocuklara bakacak hem hasta çocuğunu tedavi ettirecek, hem de maddi ve manevi destek olan çok az.
Ülkemizin en önemli sorunlarından biri de evlilikte yaşanan sorunlardır. Anne baba çocuklarını büyütüyor, mürüvvetini görmek istiyor. Yıllarca oğluma ve kızıma hayırlı iş, eş ver, Rabbim diye dua ediyor. Etmesine ediyor da kız ve oğullarını serada, kavanozda yetiştirmekten de geri durmuyor. Aşırı korumacı yetişmiş ve gerçek hayata yeterince dokunamamış bireyler biyolojik olarak büyüyor, göz kamaştırıyor; ama sorumluluk alabilme ve sorunları sabırla çözebilme yönüyle sınıfta kalıyor. Dünyada sorunsuz bir evlilik istiyor gençler. Anne babasından ayrılamayan, özgürlüklerinden taviz vermeyen, sadakat noktasında sıkıntılı, beklentisi çok çalışma isteği az, filmlerdeki gibi konfor ve gösteriş isteği çok olan çiftlerin evliliği huzurlu olmuyor ya da çok kısa sürüyor.
Evlilik hayatı, çok yönlü sorumluluğun altına girmektir. Sağlıklı bir evlilik hayatı dayanıklılık, sabır, şükür, fedakârlık, narsistlikten sıyrılma, maddi ve manevi güç ve anlayışlı olmayı, sosyal medyayı ahlaklı kullanmayı, yakın çevreyle yerinde ve ölçülü iletişim içinde olmayı, bedenen, psikolojik sağlıklı olmayı gerektiriyor.
Filler tepişiyor, çimenler eziliyor.
Öncelikli ezilen, zarar gören, hayatta korumasız ve dayanıksız kalan, sevgi eksikliği bir ömür süren, geçirdiği travmaları unutamayan, eğitim hayatı sorunlu olan, gelecekte iş ve evlilik hayatında sorunlar yaşama ihtimali kuvvetli olan kim?
Ortada kalan çocuklar.
Ortada kalan çocuklar bizi kim ortada bıraktı, geleceğimizi kimler çaldı, sevgisiz ve sağlıksız geçen günlerimizin sorumlusu kimler diye bir soru sorsa nasıl bir cevabımız olacak? Anne ve baba sevgisinden uzak yetişmek zorunda kalan çocukların bir ömür sürecek sevgi açlığını kim giderebilecek?
Gelin beraber dünya insanının birçoğunun kafa yorduğu, bazılarının kafa yormaktan çok yorulduğu bu konunun müsebbiplerinin kimler olduğunu yazmaya çalışalım:
Önce anne: Çocuklarını yetiştirirken çocuklarına aşırı şefkati yüzünden kıyamayan, önlerine yaşı kaç olursa olsun, günün hangi saati olursa olsun, sofra seren bir ömür hizmetçi rolünü üstlenen anne. Kızına ev işlerini hakkıyla öğretmeyen, kocasıyla tartışma kapılarını her gün canlı tutan, ev bireylerine huzur vermeyen anne. Çocukları eğitip yetiştirmeyen, sadece büyüten anne. Model olmak yerine sadece dil ile çocuklara istediğini yaptırmaya çalışan anne. Çocuklarını farkındalı, ahlaklı, edepli, ciddi, eğitimli yetiştirmek için çaba göstermeyen anne. Gözünü ekranlardan ayıramayan ve çocukların yanında gözüne ve diline dikkat etmeyen anne. Kocasına ihanet eden, çocuklarını bırakıp başkasıyla giden anne. Küçük bir sorun da bile aile binasını yerle bir edecek kadar benliği şişkin, empatisi az, mücadelesi az, sabrı ve şükrü az anne.
Sonra baba: Evlilik yaşına gelmiş, yakışıklı boylu poslu; ama zihni ve özü çorak baba. Kötü alışkanlıklarından bir türlü kurtulamayan ve çocuklarına hakkıyla model olamayan baba. Eğitim, ahlak, maddi ve manevi olarak kendisini daha iyi yere taşımak için mücadelesi az olan biz babalar. Aile hayatına çok ciddi sorun olmadan dış müdahaleye izin veren biz babalar. Eve ekmek getirmekle her şeyin bittiğine inanan baba. Evine sadık olmayan, farklı mekânlarda huzur devşiren baba. Anne babanın sözünden çıkamayan, kendi göbeğini bir türlü kesemeyen biz babalar. Kız çocuğunun sevgi eksikliğini gidermeyen, onunla oturup konuşmayan, ona iltifat etmeyen, takdir etmede cimri aşırı baskıcı biz babalar. Niyetini bozarak çocuklarını ve eşini bir çırpıda hayatın acımasız kucağına bırakan baba. Sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmeyen evin maddi yükümlülüğünü hanımına bırakmış kendisi de boş işler peşinde koşan baba. Kötü arkadaş çevresini bir türlü bırakamayarak dünya denizinin dalgalarında savrularak ailesini de peşinden sürükleyen biz babalar.
Büyükanne ve büyük babalar: Kız ve oğullarının evliliğin ağır yükümlülüğünü kaldıramayacaklarını bildikleri halde evlendirmeleridir. Psikolojisi yerinde olmayan evlatlarını evlendirmede ısrarcı olmalarıdır. Zihin, gönül, eğitim, maddi imkân, farkındalık yönüyle çok cılız çiftleri evlendirmede hiç tereddüt etmemeleridir. Evlendikten sonra yine iplerin kendi ellerinde olmasını isteyen, hemen hemen her işlerine müdahaleden geri durmayan büyükler, en çok küçük çocukların bedel ödemesine neden oluyor. Evlenmeden önce çocukları için elini taşın altına koyarak ciddi araştırma yapmayan zenginliğe, statüye bakarak çocuklarını veren büyükanne büyük babalar, torunlarına ve evlatlarına zarar veriyor.
Evliliğe hazır olmayan çiftler: Evlilik büyük sorumluluğun altına girmektir, demiştik. Özellikle günümüzde evliliği yürütmek için sabır, şükür, kanaat, sadakat, sevgi, saygı, uyum gerektiğini bilmeyen yok denecek kadar azdır. Bildiklerini uygulayanlar ise gün geçtikçe azalmaktadır. Özellikle erkeklerin maddi, eğitim ve sorunları çözme özgürlüğü olmadan evlenmeleri ilerde büyük sıkıntılara yol açmaktadır. Evlenene kadar tüm sorumluluğu anne babası almış bir gelin adayının da kocasını mutlu etmesi uzak bir ihtimaldir. Sadece kendi yakınlarını önceleyen, diğerlerine kapıyı kapatan, sadece kendini ve kendine hizmet edenleri seven bir adayın evlilikte aradığını bulması zordur. Evlilik hayatında az da olsa özgürlüğümüzün kısıtlandığı, sorumluluğumuzun arttığının bilincinde olarak iyi düşünmeli ona göre karar vermeliyiz. Evlilik aynı zamanda iletişim yönetimidir. İletişim, uyum, idare yönüyle sıkıntılı insanlar evliliğe hazır olmayanlardır. Her şeyin en olumsuzunu gören, şikâyeti diline dolayan, egosu tavan yapmış, fedakârlık denince kendisi akla gelen bireyler de evliliği iyice düşünmeli. Çocukların zarar görmesinin en büyük nedenlerinden biri de evliliğe hazır olmayan, büyümüş çocukların evlenmesi ya da evliliğe zorlanmasıdır.
Aynı zamanda evlenmeden önce kız ve erkeğin sınırları aşarak hareket etmeleri, anne babanın, yakınların tecrübelerinden faydalanmanın gereksiz görülmesi, evliliğin çok aceleye getirilmesi, kanunların evde erkeğin alanını sınırlandırması ve pasifleştirmesi, ekranların bozucu, yozlaştırıcı etkisi, çiftlerde psikolojik dayanıklılığın yeterli olmaması, dini hassasiyetlerin çiftlerde istenilen düzeyde olmaması, tek dünyalık konforlu yaşama isteği, özenti gibi evlilik hayatına zarar veren unsurlar çocukları boynu bükük, çaresiz; büyükleri de gözyaşı içerisinde bırakmaktadır.
ALİ ALTAYLI