Beklentisi ve yakınlığı daha çok insanlara doğru akan kişilerin, hem kendileriyle hem diğer insanlarla ilişkileri bozulma aşamasına geliyor. Beklentisi kendi çalışmasına, emeğine, gayretine, Yaratıcının hazinesine; yakınlığı ilme, Hakka olan kişiler hem kendileriyle hem diğer insanlarla ilişkileri daha güzel ve yerinde oluyor.
Anne babamızdan, akrabalarımızdan, yakın uzak dostlarımızdan beklentimiz çok büyükse mutluluk ve içsel huzurumuz yok denecek kadar az olacaktır. Beklentimiz ya yerine gelmeyecek, gelse de onurlu yaşama gayretimizin bir kısmını alıp götürecektir. Yakınlarımızdan beklentimizin azlığı oranında ya da sıfırlanması sonucunda da içsel huzurumuz, dinginliğimiz, kanaat ve şükür duygumuz, sağlıklı ve dengeli ilişkimiz çok olacak demektir.
Yakınlığımızın görünen yüzü fanilere, gösterişe, kendimize, kazanımlarımıza ise bitmek tükenmek bilmeyen bir içsel boşluk, sahte ve sönük birkaç kahkaha, elemli geçen zaman bizle olacaktır. Yakınlığımızın yönü davamıza, severek içinde bulunduğumuz üretime, araştırma öğrenmeye, marifetullaha, tahkiki imana yatırıma, sonsuzluk hayatımıza, baki işlere ise hakiki zenginler arasına katılacak, iflas bize arayıp bulamayacaktır.
Bob Marley şöyle der:
“Mutlu mu olmak istiyorsun kimseden bir şey bekleme.”
Geçen zaman biz insanlara şunu öğretti: İsteyici konumda olmak ya da beklentimizin çokluğu insanların bizden uzaklaşmasına neden oluyor. Gayretimizin azlığı, tembelliğimizin ve fanilerden beklentimizin çokluğu bizi değersizleştiriyor, itibarsızlaştırıyor, yalnızlaştırıyor.
Hiçbir şey isteme benden buz gibi soğurum senden, diyebilen insan sayısı git gide artıyor.
Ermenekli büyük dava adamı Zübeyir Gündüzalp ne güzel ifade etmiş:
Ey nefsim! Sen, kullardan bekleme medet.
Kimden medet umarsan, edilirsin ret
Ta ezelden böyledir adet.
Dost, dostu yanı başından atar bir gün.
Sen, mutlak Allah’tan iste medeti dahi her gün
Sen ancak Allah’tan bekle medeti tüm gün
Değilse nefret tokadı yersin halktan bir gün
Bizim gibi az bir emeğine çok ücret isteyen, az bir yardımını unutmayan, diline dolayan insanlardan bir şeyler ummak; her şeyin sahibi, kapısı bin bir, yardımı çok, hazinesi çok geniş olan, bizi her daim gören, işiten, durumumuzdan haberdar olan Yaratıcımıza karşı bir saygısızlık değil midir?
Dost dostu yanı başından atacaksa bir gün gerçek yardımcı ve dosta tutunma zamanı gelmedi mi? Nefret tokadı yiyeceksek, yapılan yardımlar başımıza kakılacaksa, yapılan yardımlardan alkış ve çokça teşekkür istenilecekse niçin hâlâ insanlardan bir şeyler beklemekte ısrar ediyoruz?
Her gün namazlarda okuduğumuz Fatiha Suresi 5.ayette:
“Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz.”
Şûrâ Suresi 9.ayette:
“Yoksa onlar Allah’tan başka dostlar mı edindiler? Oysa gerçek dost Allah’tır. Ölüleri diriltecek olan da O’ dur. O’nun her şeye gücü yeter.”
Kutlu Nebi (sav) bir hadisinde konumuzla ilgili gerçeğe vurgu yapar:
“Dünyaya fazla bağlanma ki Allah seni sevsin. İnsanların elinde bulunan şeylere göz dikme ki insanlar seni sevsin.”
Rabbimizin bizi sevmesi için dünyaya bağlılığımızın ölçülü, dünyanın sonsuzluğa bakan yönüne yatırımımızın fazla olması gerekiyor. İnsanların bizi sevmesi için de alıcı konumundan verici konumuna geçmemiz gerektiği; insanların elindekine değil, Rabbimizin yanındakine ümit bağlamamız gerektiği vurgulanır.
Necip Fazıl Kısakürek’in aşağıdaki mısraları yön ve yakınlığımızın adresini gösterir:
İnsan yaklaştıkça yaklaştığından ayrı;
Belli ki, yakınımız yoktur Allah’tan gayrı…
*
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;
Anla ki, yok Allah’tan başkasıyla yakınlık…
Hz. Mevlana insanlardan beklentinin boşa olduğuna ve gönül tokluğuna vurgu yapar:
Sen verdikçe dost görünen çok olur.
İste de gör hepsi birden yok olur.
Sen kendi kendine yetmeyi öğren;
Tüm dünyanın malına gönlün tok olur.
Bizden beklenti içinde olanların beklentilerine cevap verdiğimizde ve bunu beklentisiz yaptığımızda, elde edeceğimiz kazanımı Rabbimizin katına bıraktığımızda vermenin huzurunu bütün hücrelerimizde hissederiz.
Yaptığımız yardımları kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez ya da bir gün işim düşer, mantığıyla yapıyorsak hayal kırıklığına uğrama olasılığımız yüksektir. Bu niyetle yardım yapılmazsa daha iyi olur; çünkü dostluğun devamlılığını sonlandırır. Gücümüz yettiğince beklentisiz ve temiz niyetle beklenti içinde olan dostlarımızın yardımına koşmak sevdiklerimizle güçlü bağlar kurmamızı sağlıyor.
Fatih Sultan Mehmet yardım ve beklentinin gerçek arz yerinin yüce yaratıcı olduğunu mısralarına şu şekilde yansıtır:
Kimsesiz hiç kimse yoktur, herkesin var bir kimsesi
Kimsesiz kaldım medet, ey kimsesizler kimsesi
Yerin göğün ve ikisi arasındaki her şeyin sahibi Rabbimiz ise dualarımızı aracısız duyan, kabul eden bize şah damarımızdan daha yakın, bizim gerçek sahibimiz O ise niçin O’ndan istemeyelim, O’na yaklaşmak için bir gayretin içine girmeyelim?
İnsanlardan istemek, beklemek, Haktan uzaklaşıp onlara doğru yaklaşmak bir insanın dünyadaki en büyük kaybıdır. Çalışmaya, üretmeye kendimizi adamak bizi özgürleştiriyor; beklentimizi azaltıyor. Niyet okumak yerine kitap okumak, canlıları avlamak yerine bilgi avcısı olmak beklenti ve yakınlığımızın yönünü faniden bakiye çevirtiyor.
Mehmet Akif Ersoy ne güzel ifade etmiş:
Allah’ dayan, sa’ye sarıl hikmete râm ol
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!
ALİ ALTAYLI