TEKÂMÜL, TERAKKİ Mİ TEDENNİ Mİ?
2022’ye elveda demeye bir hafta gibi az bir zaman kaldı. Zamanın hızlı geçmesine, yılların aylar gibi
hızlı yer değiştirmesine sevinmek mi gerekir yoksa üzülmek mi? Yıllar geçtikçe tekâmül (olgunlaşmak,
aydınlanmak) mü ediyoruz yoksa tedenni (gerilemek) mi? Yaşlandım diye insan sevinir mi yoksa
üzülür mü? Bana verilen zaman sermayesi her geçen gün tükeniyor diye insan sevinir mi yoksa üzülür
mü? Yıllar geçtikçe yerin üstündeki yolculuğum bitecek ve yerin altındaki yolculuğum başlayacak diye
insan sevinir mi yoksa üzülür mü? Bin bir emekle kazandığımız paranın cebimizden eksilmesine sevinir
miyiz yoksa üzülür müyüz? İki üç senemizi verdiğimiz bir memuriyet sınavını kazanamamamız bizi
üzer mi yoksa sevindirir mi? Bir tüccarın bütün sermayesini bir anda kaybetmesi onu üzer mi yoksa
sevindirir mi?
Askerde öğrenmiş olduğum bir özdeyişte şöyle diyordu: “Eğer bir insan ömründen bir gün daha geçti
diye seviniyorsa ya mahkûmdur ya asker.”
Bu yılbaşında Yunus Emre, Ziya Paşa, Niyazi-i Mısrî gibi kendimize dönüp yanlış ve doğrularımızla
yüzleşip tekâmülümüze daha büyük yatırım yaparak 2023’e bu şekilde girmek en doğrusu olsa
gerektir.
Yunus Emre:
Geçti ömrüm bir ah ile
İçi dolu eyvah ile!
Yaşadığını söyleyen, söylediğini yaşayan iç âlemindeki yolculuğun hakkını veren Yunus Emre
“ömrünün içi dolu bir eyvah ile!” geçtiğini söylüyorsa biz ne dememiz lazımdır. Bir insan geçen
ömründeki pişmanlıkları, yaptığı yanlışların kutlamasını, eğlencesini yapar mı?
Ziya Paşa:
Sanma kim saat çalar bil başına tokmak vurur;
Mevte bir saat dahi yaklaştın ey gâfil deyû
(Çalar saat her saat başı çaldığınsa bil ki maksadı saati söylemek değildir. Ey gafil! Ölüme bir adım
daha yaklaştın diye sana haber verir.)
Kolumuza taktığımız saatler, kullandığımız telefonlardaki saatler, bilgisayarımızdaki saatler,
evimizdeki duvar saatleri bize ne söyler? Ziya Paşa, bize saatleri çok iyi okumamız gerektiğini
söyleyerek “ölüm gerçeği” üzerine düşünmemizi ister.
Bir insan her geçen gün ömür sermayesinin erimesini, kabire ve ölüme yaklaşmış olmasını
taşkınlıkla eğlence, içki, ölçüsüz, tıka basa yemeyle kutlar mı?
Peyami Safa: “Tecrübe, yaşlanarak değil, yaşayarak kazanılır ve zaman insanları değil armutları
olgunlaştırır.” diyor.
Yılbaşını eğlence ile kutlayan bazı yaşlıları görüyorum ve Peyami Safa’nın bu sözü aklıma geliyor.
Geçen zaman bizleri niçin tekâmül ettirmez, kıvama getirmez, uslandırmaz, güzelleştirmez,
terakkiye götürmez? On yıl önceki ben, sen, o ile on yıl sonraki ben, sen, o aynı olmamalı? Her
geçen yıl bizleri tedenniye değil, tekâmüle ve terakkiye doğru yol almaya götürmeli. Yaşı epey
ilerlemiş bazı yaşlıların hal ve hareketlerini, konuşma üslubunu gözlemliyorum ve üzülerek Peyami
Safa gibi diyorum ki “Zaman sadece armutları olgunlaştır.”
Niyazi-i Mısrî:
Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere
Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber
Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ
Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber
Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenhâ garip
Dîde giryân sine biryan akıl hayran bîhaber
Niyazi-i Mısrî bu beyitlerinde kendini sorguluyor, kendine karşı yargıç oluyor, kendisiyle yüzleşiyor.
Ömür binasından günde bir taşın yere düştüğünü, kendisinin ise hiçbir şeyden habersiz yoluna devam
ettiğini, bir ticaret yapamadan, yaşamanın hakkını veremeden ömür dakikalarının boşu boşuna
geçtiğini, aklının başına geldiğinde ise iş işten geçtiğini, ağlamanın inlemenin fayda vermediğini
söylüyor.
2023’ e girmeden peki biz ne demeliyiz? Dur, düşün, düşündüğünü de düşün ve daha anlamlı ve
güzel yaşamak için tekrar başla mı demeliyiz; yoksa aynı hamam aynı tas düşünme şekliyle mi yola
devam etmeliyiz?
Yine Risale-i Nurda: “Ömür sermayesi çok az, lüzumlu işler ise çok fazladır. Bununla birlikte her yeni
günle beraber sana ve bütün insanlar yepyeni bir âlemin kapısı açılır ve o âlemin her bir dakikası
fırsattır. Dünkü senin elinden çıktı. Yarına sahip olabilmek için ise hiçbir dayanak noktan yok, öyleyse
gerçek hayat olarak yaşadığın günü bil. Hayat zannettiğin vaziyet bulunduğun andan ibarettir.”
Kime ait olduğunu bilmediğim bir sözde: “Kendine karşı yargıç, başkalarına karşı avukat ol.”
diyordu. 2023’ e girmeden birçoğumuzun kendi hatasını bir türlü kabul etmediği günümüzde, bir iç
muhasebe yaparak kendimizle hatalarımızla kırıp döktüğümüz yıkıp viran ettiğimiz gönüllerle
yıllarla yüzleşmeye ne dersiniz? Hatalarımıza karşı avukat kesildiğimiz, hataları hep başkalarında
arayıp dedikodu okuyla vurduğumuz canlara bir özür borcumuz yok mu? En önemlisi de ucuzca
harcadığımız zamana karşı ve zamanın Sahibine karşı…
Ali Altaylı