Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: Bir Acı Mesaj ve Yaşamayı Iskalamamak
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Gözlemlerim

Bir Acı Mesaj ve Yaşamayı Iskalamamak

Gözlemlerim
Paylaş
PAYLAŞ

Çarşamba günü Çumra’da ikamet etmekte olan akrabalarımızdan Ayşe Hanım’dan mesaj geldi. Mesajda şunlar yazıyordu: “Silifke’de yaşamakta olan Mehmet abim ani gelişen kalp krizinden dolayı vefat etmiştir. Cenaze yarın öğle namazından sonra kaldırılacaktır, biz yola çıktık.” Biz de babamla Perşembe sabahı cenazeye katılmak üzere yola çıktık. İki saat gibi bir zaman diliminde Silifke’deki evlerine vardık. Bir oğlu bir kızı olan Mehmet dayımızın oğlu Tamer: “ Babam iyiydi, her şey bir anda oldu.  Babam, lavabodan çıkmış evin ortasında düşüp kalp krizi geçirmiş, ben gelince evde uzanmış cansız bedenine rastladım.” diyerek cenazeye gelen biz akrabalarına bilgi veriyordu.

Mehmet dayı şakacı, şen şakrak bir insandı. Kimseyi kolay kolay kırmaz, çevresi tarafından tutulan, sevilen bir insandı. Öğle namazına yakın, son yolculuğuna temiz bir şekilde uğurlanmak için yıkanıp kefenlendi. En yakınları Mehmet dayıyı son kez bir defa daha görmek için sırayla cenaze arabasının içine yöneldiler. Cansız bedenini kefene sarılmış gören okuyor, ağlıyor, derin tefekküre yöneliyordu. Sıra bana gelince ben de okudum, sonra yüzünden öptüm, sonra da iyice kefene sarılmış vücuduna baktım. Çok uzun zamandan beri bir cenazenin yüzünü öpüp uzun süre simasına bakmamıştım.

Mehmet dayımın cansız bedenine, simasına bakarken zihnimde birkaç hakikat cümlesi ve birkaç da şiir canlandı:

Aslında “ben, ben” diye ortalıkta gezen, “ben olmazsam işler yürümez” diyen bizlerin ne kadar aciz olduğu gerçeği…

Ölümlü olan bizlerin büyük kin, nefret ve intikamı zayıf ve her an dağılmaya hazır bedenimize yük etmemiz gerçeği…

Kabrin önü ve sonrasının sahibi olan Yaratıcımıza dua, niyaz, temiz yaşantı ile yönelmemiz gerçeği…

Bizi yolda koyan Rabbimiz ile aramızı açan hedonist, narsist, egoist hazzı, benliği, bencilliği ilahlaştıran her türlü kabullerden ve yaklaşımlardan uzaklaşma gerçeği…

Madem yolculuğunuzun bileti tek kişilik, çoklukta boğulmanın, çokluğa itibar etmenin anlamsızlığı gerçeği…

Biz insanların geneli dışa (zenginlik, bindiğin araba, oturduğun ev, statü vb.) bakar, Yaratıcımız ise kalbe, gönle, öze bakar. Dıştan ziyade içimizi, özümüzü, beynimizi, dilimizi, yaşantımızı güzelleştirmemiz gerçeği…

Ölümün bizi nerde, ne zaman, ne şekilde beklediğini bilmiyoruz. O zaman Hz. Mevlana’nın: “Misafir gelecekmiş gibi evini, ölüm gelecekmiş gibi kalbini temiz tut.” sözüne kulak kesilip ölüme her an hazırlıklı olmamız gerçeği…

Yaşamayı ıskalamayan, geçen ömrün hakkını veren güneşin, ayın, toprağın, havanın, yağmurun Sahibine evinde, işinde, çarşıda hayatının her bölümünde yer verenlere gam, üzüntü, kederin, pişmanlığın uğramayacağı gerçeği…

Yakınlarıyla diğer insanlarla canlılarla eşyayla ilişkisi, iletişimi bozuk bir insanın Yaratıcı yanında, katında zor durumda kalacağı gerçeği…

Dünyada iken gece gündüz peşinde koştuğumuz, sonsuzluğa uzanmayan, insanların gözünü kamaştıran, sahip olmak için canla başla hırsla çalıştığımız dünyalıkların musalla taşına yattığımızda büyük bir anlam ifade etmediği gerçeği…

Sütü içip Yaratıcıyı değil, ineği gören; balı yiyip Yaratıcıyı değil, arıyı gören; elma, armut, portakalı yiyip Yaratıcıyı değil, ağacı, manavı gören; güneşten, gündüzden, yerin göğün sınırsız nimetlerinden faydalanıp bir türlü Yaratıcıya ulaşamayan, perdelerde boğulan bir tık ötesini göremeyen insanların ölümle başlayan yolculuklarının zahmetli olacağı gerçeği…

Yaşamayı ıskalamamaktan maksadım birincisi Yaratıcımızdan habersiz yaşamaktır. Balıklar denizde yaşayıp denizin her türlü nimetlerinden yararlanıp denizi tanımadıkları gibi biz de dünyada yaşıyoruz;  ama dünyanın sahibiyle tanışmadan isteklerine hakkıyla boyun eğmeden manevi huzurun getirdiği zihinsel ve kalbi tarifsiz zevki tatmadan bu dünyadan iflas etmiş bir tüccar gibi çekip gidiyoruz.

İkincisi karıncalar ve sincaplar gibi biriktirme, daha çok dünya malına sahip olma arzusuyla gökyüzüne, güneşe, ormana, yağmura dokunmadan, farklı yerler ülkeler gezmeden, farklı kültürlerle insanlarla tanışmadan dar bir dairede,  dışa kapalı verilen kısa zaman dilimini sadece mal mülk için harcamak, eşyanın bize sahip olduğu gerçeğinden habersiz bir ömür geçirmektir. Bu şekilde yaşamak Yaratıcı ve yaratılmışla aramızı açıyor, verilen ömür sermayesini baki elmaslara değil, fani kırılacak şişelere sarf ettiriyor.

Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor ve her geçen gün verilen zaman eriyor, bitiyor, tükeniyor. Bizi yoktan yaratan Rabbimiz ne der diye değil de el âlem ne der diye yaşamak ya da el âleme bir şeyleri göstermek, onlara bilgi, mal mülk, statü şan şöhret yönüyle hava atmaya çalışmak, kendimizi aldatmaktan ibaret olsa gerek.

 Üstat Bediüzzaman Said Nursi’nin şu sözü kafamıza tokmak gibi iniyor ve bizi silkeliyor: “Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.

Mehmet dayımın cansız bedenine bakınca aklıma gelen şiirler ise:

Üstat Necip fazıl Kısakürek’ ait çoğumuzun ezberinde olan şiirlerdir.

Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!

Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!

Ölüm güzel şey budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?

Büyük randevu… Bilsem nerede, saat kaçta?

Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?

Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam

Alıp beni götürsün tam dört inanmış adam

Kapı kapı, bu yolun son kapısı ölümse;

Her kapıda ağlayıp bu kapıda gülümse!

O demdeki, perdeler kalkar, perdeler iner,

Azrail’e hoş geldin diyebilmek de hüner…

O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?

Toprağın altında saklambaçta var mısın?

Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;

Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!

Sultan olmak istersen, tacı, sorgucu, unut!

Zafer araban senin, gıcırtılı bir tabut!

Her şey, her şey şu tek cümlede;

Yoktur ölüm, Allah diyene!

Canım kurban, başı secdede,

İki büklüm Allah diyene

Cahit Sıtkı Tarancı’nın yine çoğumuzun bildiği mısralarını yazmadan geçmeyelim:

Neylersin ölüm herkesin başında

Uyudun uyanamadın olacak

Kim bilir, nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak

Taht misali o musalla taşında

Yaman Karaca ise “Ölüm Dediğin” başlıklı şiirinde ölüm gerçeğini mısralarına şu şekilde yansıtır:

Ölüm dediğin kurulu bir düzenek

Dakikası saniyesi şaşmaz bir saat

Sana uğramaz diye aldanma sakın

Ömür dediğin bitmeye mahkûm

Erişilmez dallara dikme gözlerini

Öyle her şeye zamanın yetmiyor

Ölmeyecekmiş gibi yaşama şu hayatı

Unutma ki her günün bir gece son buluyor

Öyle Azrail’e el etmelere gerek yok

O zamanını senden benden iyi biliyor

Her şeye inat mutlu olacağım deme

Hayır ve şerri bir tek Mevla’m biliyor

Yükün ağır gelse de sana

Bak omuzların taşıyor

O kimseye kaldıramayacağı

Dertleri de vermiyor

Yalnız kaldım diye aldanma

Kimsem yok diye dövünme

O seni adım adım izliyor

Ölüm dediğin bir son değildir

Hayat dediğin de bitmez değildir

Dünya bir rüyadan ibarettir

Yaşamsa ölümün yansıması

Vakti varken insan gözünü açmalıdır

Çünkü zaman dediğin geri alınmıyor

Ne tövbeler geri çevrilip

Ne dualar kabul ediliyor

Kabir dediğine nefis sığmıyor

Hayat yolu uzun ömür ise kısa

Öyle her dilediğin olmuyor

Sevdiklerinle yaşamasını bil

Çünkü ecel kapını çaldığında

Pişmanlıklar fayda vermiyor

Ali Altaylı

You Might Also Like

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-7

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim-2

Buluş, Kucaklaş, Kaynaş; Can, Canan ve Yeni Bir Kan Ol

İki İlaç ve İki Zehir

Kulun Kula Soracağı Soruları Sorabilmek

Ali Altaylı 20 Aralık 2022
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Aile Kurumunun Çatırtıları ve Üç Büyük Başarı
Sonraki Yazı Böyle Gelmiş Böyle Gider-Soru ve Sorunlar
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?