Bu hafta sonu hem kardeşlerimi ziyaret edeyim hem de çocuklar için değişiklik olsun diye Konya’ ya gittik. Cumartesi günü Hz. Mevlana’nın türbesini ziyaret ettik. Dünyanın en uzak yerlerinden gelen farklı renkte, ırkta, dilde, giyimde kuşamda kadın, erkek, çocuk bir yığın insan seline rastladık. Bu, her gün dolup boşalan Hz. Mevlana türbesi, zihnimi soru yağmuruna tuttu.
Dünyanın en ücra köşesinden Konya’ya Hz. Mevlana’yı ziyaret için bir insan niçin gelirdi? Maddi ve manevi yükü omuzlayıp niçin o mekânda bulunmak isterdi? Hz Mevlana türbesinin yurt içinden ve yurt dışından ziyaretçi akınını uğramasındaki cazibe neydi? Yanı başımızdaki tanıdıklarımız, yakınlarımız bile evimize uğrayıp bizi ziyaret etmezken dünyanın diğer ucundan akın akın insanlar Konya’ya, Hz Mevlana için gelmesindeki tutkulu isteğin nedeni neydi? Büyükler niçin büyüktü biz küçükler niçin küçük? Büyüklerle küçükler aynı dönemde yaşadı, aynı havayı teneffüs ettiler, aynı topraklarda yaşadılar, elleri, ayakları, gözleri, kulakları, dış görünüşleri birbirine benzerdi, benzemeyen yönleri nelerdi? Birileri yaşadığı zamanı ve sınırları aşıp gönüllerde, beyinlerde yerini alırken diğerleri niçin çok çabuk unutuldu? Gelin bugün bu konu üzerinde Hz. Mevlana’nın sözlerinden yararlanarak kafa yormaya çalışalım.
“Nefis firavundur. Sakın doyurma. Başına kral kesilir.”
Hz. Mevlana büyüktür; çünkü en büyük düşman olarak içindeki nefsi bilmiş, onunla barışmamış; nefse, hevaya doğru değil, Huda’ya, Hakka doğru akmayı başarmıştır. Dinin karşısındaki isteklerini hayatından söküp atmayı bilmiştir.
Yine Hz. Mevlana nefsine hitaben:
Ey nefsim!
Seni sen yapan benim,
Beni de ben yapan sensin.
Ya yola gel beraber gidelim
Ya da yoldan çekil
Ben Hakk’a gideyim.
Biz küçüğüz; çünkü hala nefis ateşine odun taşımada istekliyiz. Nefse muhalefette istenilen düzeyde başarılı değiliz. Gözümüzden özümüze yayılan görseller, fotoğraflar, görüntüler manevi yaşantımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Yeme içme bolluğu ve özgürlüğü de yine nefis ateşine odun taşımaktadır. Hakkın hatırı yerine nefsin hatırını saymak Yaratıcı ile aramızı açıyor, bizi küçültüyor.
“Her birimiz tek kanatlı melekleriz ve bizler ancak birbirimizi kucaklayarak uçabiliriz.”
Hz. Mevlana büyüktür; çünkü kendi ifadesiyle küsmek ve darılmak için bahaneler aramamış sevmek ve sevilmek için çareler aramıştır. Özündeki olumsuz duyguları çıkarıp atmış yerine Hak ve tüm canlıların sevgisini yerleştirmiştir. Ötekileştirmeden, bölüp parçalamadan tüm insanlığı ve içindekileri kucaklamayı başarmıştır. Sevgi, şefkat, birlik ve beraberliğin iç ve dışta özgürlük, dinginlik, huzur getireceğine inanmıştır.
Biz küçüğüz; çünkü birbirimizi çıkar, menfaat harici uzun süre sevemiyoruz. Birbirimize sarılmak, kucaklaşmak, sevgi ve muhabbetimizi birbirimize aktarmak yerine küçük meselelerden pire için yorgan yakmak nevinden itişip kakışıyoruz. Gerçekten birbirimizi Allah için sevmede zorlanıyoruz. Ne yazık ki günlerin geçmesi kin ve nefretimizi söndürmüyor, katmerlendiriyor.
“Başkalarına imrenme, çok kimseler var ki senin hayatına imreniyorlar.”
Mevlana büyüktür; çünkü başkalarına değil Hakka ve kendi içine bakmıştır. Kendini bilmekle tanımakla zamanını harcamıştır. İnsanların elinde olanda değil, ilahi bilginin peşindedir. İnsanların elinde olan imkânların geçici olduğunu özümsemiş geçiciye değil, kalıcıya talip olmuştur. Hak Peygamber sevgisi, kanaat, şükür, tevekkül, istiğna ile zenginleşmiştir.
Biz küçüğüz; çünkü kendi elimizdekine değil, başkalarının elinde olan imkânlara bakıyoruz. Hatta kıskanıyor, kıskançlığımızı ileri taşıyarak gıybet silahıyla tanıdıklarımızın elindeki nimetlere ateş ediyoruz. Kimsenin iç âlemini hakkıyla bilemeyeceğimizi idrak edemiyoruz. Rabbimizin bizim için verdiği nimetlerin hayır, belki başkalarında olan nimetler biz de olsa şerre dönüşeceğini bir türlü anlayamıyoruz.
“Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak.”
Mevlana büyüktür; çünkü insanların ayıplarına değil kendi kusurlarına odaklanmıştır. Mevlana kendisiyle uğraşmış iç âlemine yelken açmıştır. İnsanlara hüsnü zanla bakmış, iyi, güzel, olumlu, hayırlı yönlerine öne çıkarmıştır. Eğer bir kişi ayıp kusur arayacaksa başkalarında değil, kendinde aramalıdır bakış açısını yerleştirmeye çalışmıştır.
Biz küçüğüz; çünkü dış dünyayla insanların yanlışlarıyla o kadar alakadarız ki kendimize bakmaya zaman olmuyor. Doğrusu kendi yanlışlarımıza yargıç, başkalarının yanlışlarına avukat olmamız gerekirken tam tersini yapıyoruz. İnsan kusurludur, hata edicidir, bir melek değildir gerçeğini unutarak, aynı zamanda kendimizin de kusurlu olduğumuzu unutarak bir başkasının burnundaki sineği baltayla kovalamamız ne şaşılacak bir durumdur.
“Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerek.”
Mevlana büyüktür; çünkü musibet, çile, ıstırabın insanı olgunlaştıracağını biliyordu. İlahi aşkta pişmeyen, pişenlerin yanında bulunmayan nasıl çevresine ışık saçabilirdi ki? Kendi gözü görmeyen bir kişinin başkalarına yol gösteremeyeceği aşikârdı.
Fuzûlî gibi:
Az eyleme inâyetini ehl-i derdden
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni
Biz küçüğüz; çünkü hem rehber, büyük adam, baş olmak istiyoruz hem de bedel ödemekten, çile çekmekten yılandan akrepten kaçar gibi kaçıyoruz. Konfor, lüks ve rahatlığa talip olan bizlere yanmak, pişmek zor geliyor. Marifetullah bilgisi yerine dünyevi bilgilerle zihnimizi dolduruyoruz. Yanmak içte olur, biz ise dışa talibiz. O zaman nasıl olacak bu işler.
Not: Biz küçüğüz çünkü den maksat önce kendimdir, kendisini her geçen gün daha iyi bir insan konumuna taşımak isteyen sizleri tenzih ederim.