Gerçek dünya bir iken insanlar adedince ayrı ayrı dünyalar, yolculuklar var ve bu dünyada herkesin yolculuğu başka başka yerleridir.
Kimimizin yolculuğu kendisine, enesine
Kimimizin yolculuğu heva ve hevesine,
Kimimizin yolculuğu hedonizme, egoizme, kariyerizme
Kimimizin yolculuğu evlatlarına,
Kimimizin yolculuğu bir erkeğe,
Kimimizin yolculuğu arsaya, tarlaya
Kimimizin yolculuğu kasaya, masaya
Kimimizin yolculuğu zaman öldürmeye, ekranlara
Kimimizin yolculuğu kadına, kıza
Kimimizin yolculuğu arpaya, buğdaya
Kimimizin yolculuğu koyuna, kuzuya
Kimimizin yolculuğu kediye, köpeğe, kuşa
Kimimizin yolculuğu kahveye, gazinoya
Kimimizin yolculuğu kafeye, bara
Kimimizin yolculuğu kin, inat, haset, tüketim çılgınlığına
Kimimizin yolculuğu spor ve güzellik salonlarına
Kimimizin yolculuğu kendi özüne,
Kimimizin yolculuğu başkalarının yanlışlarına, dışa
Kimimizin yolculuğu tembelliğe, konfora, hazırcılığa
Kimimizin yolculuğu çalışmaya, üretmeye
Kimimizin yolculuğu sanata, edebiyata
Kimimizin yolculuğu ilme, irfana
Kimimizin yolculuğu sonsuzluğun sahibine
Kimimizin yolculuğu iyi bir dünya tasarrufuna
Her yolculuğun bir sonu olduğu gibi bizim bu dünyadaki yolculuğumuzun da bir sonu var. Yaşlılık, ayrılık, hastalık, kaza bela, çeşitli musibetler yolculuğumuzun sonuna doğru yaklaştığımızın bir işareti değil mi?
Anne rahminden indik pazara
Bir kefen aldık döndük mezara
O kadar uğraş, yorulma, baş ağrısı, gönül sızısı, aşk şevk gayret, mücadele bir kefen için mi yani?
Peki, hiç düşündük mü?
Hangi yolun, yolculuğun, yolcuların içinde bulunmak bizi dünya ve ahiret -hem ömrümüzün önü hem sonrası için- bizi gerçekten mutlu, huzurlu, mutmain eder?
Madem birçok yolculuk bizi çıkmaz sokağa götürecek ve Niyazi-i Mısrî’nin dediği gibi ahlar, vahlar, feryat u figanlar içinde bizleri bırakacak o zaman yolu ve yolculuk sırasında bize eşlik edenleri iyi seçmemiz gerekecek.
Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,
Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,
Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber.
( Bir ticaret yapamadan ömür sermayem eridi gitti. Aklım başıma geldi ama kervan benden habersiz gitmiş. Kendimden habersiz bir halde ağlayarak inleyerek gözüm ağlamaklı, gönlüm yanık, aklım şaşkın, garip ve yalnız olarak yola düştüm.)
Belirli yaşa gelip de arkamıza dönüp baktığımızda koskoca bir hiç idi yaşadığım hayat demek ne büyük bir yanılgı.
Bir insanın ömür yolculuğunda sonsuzluğa giden bir tarafın olmaması, büyük yıkım ve gaflet.
Dünyadaki bir insanın en ulvi yolculuğu, öğrenerek olgunlaşma, güzelleşme, şerefli yaşama ve bu kısa hayatı sonsuzluğa taşıma yolculuğudur.
Kutlu Nebi (sav) üç kişi için gökler, yer, gece gündüz ve melekler istiğfar ederler, diyor.
Bunlar:
Âlimler
İlim talebeleri
Cömertler
Başka bir hadisinde ise
Ya öğrenen ol
Ya öğreten ol
Ya dinleyen ol
Ya bunları seven ol; ama sakın beşincisi olma helak olursun, diyor.
Yolculuğa marifetullah ilmiyle başlayıp ve bu ilimle tamamlayanlara ne mutlu!
Sadece bu yolculuğun bir karşılığı var, diğer yolculuklar ise çıkmaz sokak.
Niyâzî-i Mısrî yine bize güneş olur. Ey insan! Sadece bireysel ibadetlerle iş bitmiyor; ibadetlerin ilim ve irfanla taçlanmadan, insanlığa yararlı bir iş tutmadan istediğin yere ulaşamaz, yolculuğunu tamamlayamazsın, der.
Savm u salât u hac ile sanma biter zâhid işin
İnsân-ı kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş
(Oruç, namaz ve hac ile sanma biter zâhid işin. Temiz, olgun insan olmaya lâzım olan ilim, irfân imiş. Eşyanın hakikati hayatın anlamı ancak bu yolla anlaşılabilir.)
Bitkiler ve hayvanların öğrenerek olgunlaşma, kabiliyetlerini geliştirme güzel bir bitki ve hayvan olma derdi yoktur. Dünyaya gelir gelmez çok kısa bir zaman içinde kendisine lazım olacak şeylerin hepsini öğrenir. Bir insan ise ölene kadar dünya üniversitesinde öğrenci kalmak mecburiyetindedir. Eğer öğrenci olmayı bırakırsa gelişemez, kendisini gerçekleştiremez, zihni ve özü gür bir şekilde yolculuğunu tamamlayamaz. Ben oldum, biliyorum, bu ilim bana yeter diyerek ilimde enaniyete doğru yol alırsa da o ilim başına bela olur, sahibini sonsuzluğa taşımaz.
Marifetullahı içinde barındıran ilim yolculuğu bizi yolun yarısına kadar götürür, diğer yarısı ise edep ve ilahi aşktır.
Yunus Emre ve Fuzûlî ise bize yolun diğer yarısını gösterir:
Edep
İlim meclislerinde aradım, kıldım talep,
İlim geride kaldı illa edep illa edep.
Aşk
Aşk imiş her ne var âlemde
İlm bir kıyl u kâl imiş ancak
(Dünyadaki her şey aşktan ibaretmiş. Aşkın yanında ilim, sadece dedikodu etmekmiş.)
Ötelerden bir büyük ufuk, gönül -Taşlıcalı Yahya- bizlere şöyle seslenir ve işin hakikatini salık verir:
Âdemoğlu ‘âleme ‘uryan gelir ‘uryan gider
Nâle vü efgân ile giryân gelir giryân gider
(İnsan dünyaya gelirken eli boş gelir, buradan giderken de eli boş gider. İnsan dünyaya gelirken ağlayarak gelir, giderken de ağlayarak gider. )
Bir nice mahbûblarla geldi geçdi sevdiğim
Gökdeki ervâh-ı kudsîlerle sanki cân gider
(Nefsine kul olan insan, dünyanın geçici zevklerine adlanır ve ömrünü boşa geçirir. Nefsine esîr olmayıp ruhunu nefsi üzerine hâkim kılan insan yüce mertebelere erişir.)
Hâr-ı râhındır senin lâm-ı te’alluk sôfiyâ
Raht u bahtı olmayanlar cennete âsân gider
(Dünya sevgisi insan için iki türlü ayak bağıdır. Birincisi dünyayı seven kişinin ölümü zor olur, çünkü sevenlerin ayrılması güçtür. İkincisi de dünya sevgisi insanı Hak’tan uzaklaştırır ki, insan için en büyük azap Hak’tan uzak kalmaktır. Kalbinden dünya sevgisini çıkaranlar, kuş gibi hafifler ve cennete daha bu dünyada girer.)
‘Âlem-i firkat bizi rencîde-hâtır eylemez
Gönlüme gelse hayâlin gussa-i hicrân gider
(Dünyaya meyil etmeyen kimse dünyadan ayrılmaktan korkar mı? Kalbinde dünyaya muhabbet olmayan kimse ölümden de korkmaz. Kalbinde muhabbetullah olan kimsenin tek korkusu sevdiğinden ayrı kalmaktır.)
Âşık-ı bî-çâre erbâb-ı muhabbet bâbına
Âkil ü dânâ gelir dîvâne vü hayrân gider
(Hakk’a âşık olanlar ne kadar akıllı ve zeki olurlarsa olsunlar aşkullahın tesiriyle akılları başlarından gider. Bu yüzden ehl-i dünyanın gözünde bunlar delidir.)
Karşıdan gelse habîbi ‘âşık-ı sâdıkların
Hayreti başdan aşar aklı şaşar iz’ân gider
(Nasıl ki aşk-ı mecazi ile birisini seven maşukunu görmek ihtimâli olduğunda aklı şaşar, eli ayağına dolaşır ve heyecandan ne yaptığını bilmezse, Hakk’a âşık olanlar da Hakk’a vuslat ümidiyle her ân böyle bir heyecan içindedirler.)
Her kimin lâm-ı te’alluk gibi bir kullâbı yok
Âhiret sahrâsına Yahyâ gibi âsân gider
(Kalbini dünyaya ve ehl-i dünyaya bağlamayan kişinin ölümü asan olur. Ecel geldiğinde, tıpkı kafesi açılınca pır diye uçan bir kuş gibi kanatlanıp cennete pervaz eder).
Ne mutlu o insana ki, yolculuğun bin bir çeşidi içerisinden en iyi yolculuğu seçmiş ola!
Ne mutlu o insana ki, dünya hayatını, sonsuz hayatı kazanmak için bir basamak, merdiven olarak göre!
Ne mutlu o insana ki, marifetullah ilmi, irfanı, ahlakı edep ve sonsuzluğun sahibinin aşkıyla yolculuğunu tamamlaya!
Mutlu son, taallümle tekemmül edenlerin çıktığı yolculuk. Her saniye, dakika, gün, hafta, yıl öğrenerek olgunlaşma yolculuğu.
ALİ ALTAYLI