Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
  • İnsan
  • Yaşam
  • Aile
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Okunuyor: En Güzel Köprü
Paylaş
Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Aa
  • İnsan
  • Aile
  • Yaşam
  • Anladım ki
  • Zaman Gösterdi ki
Search
  • YAZILAR
    • İnsan
    • Aile
    • Yaşam
    • Anladım ki
    • Zaman Gösterdi ki
Takip Et
  • Anasayfa
  • Tüm Yazılar
Kadir KATIRCI tasarladı.
Genel

En Güzel Köprü

Genel
Paylaş
PAYLAŞ

Dünyadaki en kıymetli, değerli, görkemli köprü zenginin ihtiyaç sahibine ulaşmak için geçtiği köprü, yine geçmesi en zor olan köprü varlıklının fakire, miskine, garibana ulaşmak için geçtiği köprüdür, diyebiliriz. 

Zengin ve fakiri hısım akrabayı barıştıran en güzel yöntem zenginin fakire ikram edebilmesi, onları görüp gözetebilmesidir. Toplumdaki zengine, varlıklıya duyulan kin ve nefretin en büyük nedeni zenginin elde ettiği nimetleri insanların gözüne sokmada gönüllü olması ve ihtiyaç sahibine ikram etmemesi, onlarla arasına mesafe koymasından kaynaklanır.

Zengine dokun geç, züğürtten sakın da geç, atasözünde olduğu gibi garibandan uzak durulması kişinin faydasınadır, denilerek zenginle fakir arasındaki gönül bağı zayıflamış, köprüler geçilmez olmuştur.

Toplumda kullanılan bir deyiş var, “para can değil ki çıkarıp veresin” diye.  Bir toplumda faizli alışveriş artarsa ve bankalarda faizli para miktarı çoğalırsa zekât, güven, merhamet azalır; biriktirme hırsı, şükür, israf, bencillik, paylaşma düşüncesi, merhametsizlik çoğalır.

Bankaların çoğalmasının en önemli nedenlerinden biri de biz Müslümanlar arasındaki güven duygusunun azalması, birbirimizin işini hakkıyla görmeyişimiz, borç alıp vermelerin azalması ve varlıklı, zengin olanın istenilen düzeyde zekât, infak, sadaka ile ihtiyaç sahibini gözetmemesidir.

Milletimiz çok cömert, zenginlerimizin birçoğu da bu noktada hassas, bunu dünyada bilmeyen yok; bizimkisi ise mal tutkusuna, faiz ve cimrilik hastalığına yakalanmış vermeyi unutmuşlar için bir hatırlatmadan öteye geçmez.

Verebilmek herkese nasip olmayan büyük bir fazilettir. Bu faziletin tadını alanlar güçlü bir imana sahip olan, asıl mal sahibinin Yaratıcı olduğunu hakkıyla idrak eden, ölümün ve hesabın olduğunu unutmayan, verdikçe hem kendisinin hem malının temizlendiğine inanan seçkin, şerefli, yüce gönüllü kişilerdir. 

Gelin bu çok çok önemli konuyu iki değişmeyen olan ve hakkıyla hayatımıza tatbik ettiğimiz zaman iki dünya mutluluğuna bizleri kavuşturan Kuran ve sünnet ikliminde ve tefekkür sahiplerinin farklı bakış açılarıyla öğrenmeye çalışalım.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (el-Enbiyâ, 10) 

“Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzâb, 36)

“Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.” (el-Bakara, 43)

“İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” (el-Bakara, 277)

Bu konuda Kutlu Nebi (sav) bize ne söyler:

Ebû Hüreyre radıyallahu anh dedi ki, bedevînin biri Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve:

– Ey Allah’ın Resulü! İşlediğim takdirde cennete gireceğim bir amel söyle bana, dedi. Resûl–i Ekrem:

– “Allah’a, hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk edersin. Farz olan namazları kılarsın. Yine farz olan zekâtı verirsin ve ramazan orucunu tutarsın” buyurdu. Bedevî:

– Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu söylediklerine hiçbir şey ilâve etmem, dedi.

Adam dönüp gidince Peygamber aleyhisselâm:

– “Cennetlik birini görmek kimi mutlu ediyorsa, şu kişiye bakıversin!” buyurdu. (Buhârî, Zekât 1; Müslim, Îmân 15, Fezâilü’s–sahâbe 150)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak plaka haline getirilip sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar soğudukça, süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunun ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür. “

 Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):

“Zekât, İslâm’ın köprüsüdür” buyurmuşlardır. (Beyhakî, Şuab, III, 20, 195; Heysemî, III, 62)

Bir rivayette, şöyle buyurulur:

“Birbirinizle alâkayı kesmeyin! Birbirinize sırt dönmeyin! Birbirinize kin tutmayın! Haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” (Müslim, Birr 30′ un ikinci rivayetinde)

Sosyoloji alanında uzman Prof. Dr. Ümit Meriç şöyle der:

“Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekât veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.”

Şeyh Sadî-i Şîrâzî şöyle der.
“Para yığmakla yükseleceğini sanma. Duran su fena kokar. Bağışlamaya çalış. Akan suya gök yardım eder. Yağmur yağdırır, sel gönderir, onu kurutmaz.”

Mevlânâ Hazretleri ise dünyanın bin bir çeşit tuzaklarından kurtulmadan nefs, cimrilik, hırs gibi engelleri aşmadan kalbin huzura ermeyeceğini ve kıldığımız namazların da hakkıyla yerine ulaşmayacağını söyler. Verilmeyen malın farelerinin olduğunu bir gün ister istemez elimizden kâr bırakmadan çıkacağını söyler:

“Ey Allah’ım! Önümüzde yüz binlerce tuzak ve yem var; bizlerse ihtiraslı azıksız kuşlar gibiyiz.

Her birimiz bir doğan, bir Zümrüdüanka bile olsak, her an yeni bir tuzağa yakalanıyoruz.

Ey kimseye muhtaç olmayan Allah’ım! Sen bizi her an kurtardığın halde biz yine de bir tuzağa doğru gidiyoruz.

Biz, bu ambarda buğday biriktiriyor, fakat toplanan buğdayı zayi ediyoruz.

Sonuçta, buğdaydaki bu zayiatın farenin hilesinden olduğunu akıllıca düşünmüyoruz.

Fare, ambarımızı deldi deleli, ambarımız onun hilesi yüzünden harap olmuştur.

Ey can! Önce farenin şerrini def et de, ondan sonra buğday biriktirmeye çalış.

O efendiler efendisinin hadislerinden birini dinle:

“Kalp huzuru olmadan namaz tamama ermez.”

Ambarımızda hırsız bir fare yoksa kırk yıllık amellerimizin buğdayı nerede?

Her gün ufak ufak biriken sadakatimiz niçin şu ambarımızda toplanmıyor?”

Bediüzzaman Hazretleri ise zenginle fakir arasındaki duvarları yıkacak, onları hakkıyla kaynaştıracak, barıştıracak unsurun zekatın işlemesi, hayat bulmasıyla mümkün olacağını söyler.

“Hem değil yalnız eşhasta ve hususî cemaatlerde, belki umum nev-i beşerin saadet-i hayatı için en mühim bir rükün, belki devam-ı hayat-ı insaniye için en mühim bir direk, zekâttır. Çünkü beşerde, havas ve avam iki tabaka var. Havastan avama merhamet ve ihsan ve avamdan havâssa karşı hürmet ve itaati temin edecek, zekâttır. Yoksa yukarıdan avamın başına zulüm ve tahakküm iner; avamdan zenginlere karşı kin ve isyan çıkar. İki tabaka-i beşer, daimî bir mücadele-i mâneviyede bir keşmekeş-i ihtilâfta bulunur. Gele gele, ta Rusya’da olduğu gibi, sa’y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar.”

“Ey ehl-i kerem ve vicdan! Ve ey ehl-i sehâvet ve ihsan! İhsanlar zekât namına olmazsa, üç za-rarı var. Bazen da faydasız gider. Çünkü Allah namına vermediğin için, mânen minnet ediyorsun, biçare fakiri minnet esareti altında bırakıyorsun. Hem makbul olan duasından mahrum kalıyorsun. Hem hakikaten Cenâb-ı Hakkın malını ibâdına vermek için bir tevziat memuru olduğun hâlde, kendini sahib-i mal zannedip bir küfrân-ı nimet ediyorsun.
Eğer zekât namına versen, Cenâb-ı Hak namına verdiğin için bir sevap kazanıyorsun, bir şükrân-ı nimet gösteriyorsun. O muhtaç adam dahi sana tabasbus etmeye mecbur olmadığı için, izzet-i nefsi kırılmaz ve duası senin hakkında makbul olur. Evet, zekât kadar, belki daha ziyade nafile ve ihsan yahut sair suretlerde verip riyâ ve şöhret gibi, minnet ve tezlil gibi zararları kazanmak nerede? Zekât namına o iyilikleri yapıp, hem farzı edâ etmek, hem sevabı, hem ihlâsı, hem makbul bir duayı kazanmak nerede?”

“Tabaka-i havâstan tabaka-i avâma sıla-i rahm kopmuştur. Aşağıdan fırlıyor 

Sadâ-i ihtilâli, vâveylâ-i intikamı, kin ve hased enîni. Yukarıdan iniyor 

Zulüm ve tahkir ateşi, tekebbürün sıkleti, tahakküm sâikası. 

Aşağıdan çıkmalı.

Tahabbüb ve itaat, hürmet ve hem imtisâl. Fakat merhamet ve ihsan yukarıdan inmeli, 

Hem şefkat ve terbiye. Beşer bunu isterse sarılmalı zekâta, ribâyı tard etmeli. 

Kur’ân’ın adâleti bâb-ı âlemde durup, ribâya der: “Yasaktır; hakkın yoktur, dönmeli.” 

Dinlemedi bu emri, beşer yedi bir sille.” 

Hâşiye: Müthişini yemeden bu emri dinlemeli. 

Hâşiye: Kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir. Evet, beşer dinlemedi, bu İkinci Harb-i Umumi ile dehşetli silsileyi de yedi.

Kısaca vermek zor iştir hem yazana hem okuyana hem de bu dünyada yaşayan her birimize. Ama hakimlerin hakimi cömertlerin cömerdi Rabbimiz (cc) benim sana bin bir türlü imtihan için verdiklerimden ver; temizlen, bereketi bul, bereketli kal, diyor.

Bizlere düşen her daim “başım gözüm üstüne” diyebilmek.

Diyebilenlere selam olsun.

Bir muhtacın yüzünü güldürenlere selam olsun.

Maddenin esiri, kulu kölesi olmayanlara selam olsun.

                                                                                                                                ALİ ALTAYLI 

You Might Also Like

Bayram Kime Bayram

Siyah ve Beyaz Köpek

Gerçek Özgürlük ve Özgünlüğün Ezeli Adresi

Nimetler Karşısındaki Tutumumuz

Bu Ayda Maksimum Sevap

Ali Altaylı 13 Mart 2026
Bu yazıyı paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Email Copy Link Print
Paylaş
Önceki yazı Siyah ve Beyaz Köpek
Sonraki Yazı Bayram Kime Bayram
Yorum bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ali Altaylı Kişisel Web Sitesi
Takip Et

Kadir KATIRCI tasarladı.

Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?