Ağzımızdan çıkan günlük, haftalık, aylık, senelik kelimelerin kalitesi geleceğimizi şekillendiriyor. Dilimiz aracılıyla dış dünyada kendini gösteren sözcükler bir tohum olup gelecek tarlamızda gül ya da diken olarak yeşeriyor. Geçmişte biriktirdiklerimizin, yaşadığımız çevrenin, ailenin, aldığımız eğitimin, manevi yönümüzün; dilimizin sağlıklı, temiz ya da sağlıksız, kirli olmasına etkisi büyüktür. Ağzı bozuk bir babanın oğlu da büyük bir ihtimalle babası gibi küfre yatkınlığı olacaktır. Ağzı bozuk, çok küçük bir meselede bile beddua edebilen bir annenin kızı da annesini aratmayacaktır. Ailemiz ve takıldığımız arkadaş çevresi dilimizden çıkan sözcüklerin kalitesini belirliyor.
Zihnimiz, özümüz, niyetimiz temiz, bakış açımız yaratılmışa karşı olumlu, psikolojik sağlığımız yerinde, beklentimiz ölçülü, insanlarla ilişkimiz dengeli ve yerinde ise dilimizdeki kelimeler güneşe, bahara, bala, kaymağa dönüşüyor.
Zihnimiz, özümüz, niyetimiz kirli, bakışa açımız karamsar, olumsuz; psikolojik sağlığımız problemli, beklentimiz ölçüsüz, insanlarla ve Hak ile ilişkimiz sıkıntılı ise dilimizdeki kelimeler kışa, acı bibere, zehre, bıçağa, silaha dönüşüyor.
Sözcüklerden bahsedip de Yunus Emre’ yi anmamak olmaz:
Sözünü bilen kişinin
Yüzünü ak ede bir söz
Sözü pişirip diyenin
İşini sağ ede, bir söz
*
Kişi bile söz demini
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz uçmağ ede, bir söz
*
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede; bir söz
Su ve iki ayrı saksıdaki çiçek deneyi konumuza açıklık getirecektir. japon bilim insanı Emoto, sular üzerinde bir deney yapıyor. Mikroskobik ortamda, soğuk bir odada soğuk su kristallerini inceliyor. Bir kısım suya iyi ve güzel sözler söylerken bir kısmına da çok çirkin sözler söylüyor. Güzel sözler sarf edilen su kristalleri tıpkı kar taneleri gibi düzenli ve muazzam bir şekil oluştururken kötü sözler söylenen kristaller oldukça dağınık ve birbirinden kopuk bir şekilde gözlemleniyor.
Bu deneyde görüldüğü gibi normal bir suya bile söylediğimiz sözler suyun kimyasal yapısına etki ederken dörtte üçü sudan oluşan biz insanoğluna, ağzımızdan çıkan iyi ya da kötü kelimeler nasıl etki etmesin. Ağzımızdan çıkan kelimeler zihinsel düşünme, eylem yönümüzü ve geleceğimizi nasıl şekillendirmesin.
Hz. Mevlana:
“ İnsan her nefeste yeni biri olur ve her nefes, içini doldurduğumuz kelimelerle bilmediğimiz bir âleme yolculuk eder; sonra da oradan hediyelerle geri döner.”
Albert Einstein:
“İnsanlar ağzından çıkan kelimelerin ve beyninden geçen düşüncelerin, bütün evreni dolaşıp tekrar onlara geri döndüğünü bilse eminim çok daha dikkatli olurdu.”
Ağzımızdan çıkan kelimeler gelecekte bize dönüş yapıyor. Aslında bilmeden de olsa ağzımızdan çıkan kelimelerin çirkinliği sebebiyle gelecekte geçeceğimiz yollara mayınlar, cam parçaları döşüyoruz. Sevgi, şefkat dolu, onarıcı, olumlu kelimeler kaliteli bir hayatı çekiyor kendisine. İçi boş, üzücü kırıcı, yaralayıcı, kin, kıskançlık, kibir dolu, ah almamıza neden olan kelimeler sıkıntılı, çileli, kalitesiz bir hayatı çekiyor kendisine.
Ne konuşursak, neyi zihnimizde beslersek o gelip bizi buluyor. Gelecek tarlamıza ektiğimiz neyse o zamanı gelince yeşeriyor. Verdiğimizi alıyoruz, konuştuğumuzu yaşıyoruz, düşündüğümüzü çekiyoruz.
İki kişiyi örnek verelim:
Birincisi negatif, umutsuz, her şeyin en kötüsünü gören, Rabbine ve kendisine güvenmeyen, geleceğin bugünden daha kötü olacağını düşünen.
Diğeri pozitif, ümit var, Rabbine ve kendine güvenen, her şeyin en iyisini görmeye çalışan, geleceğin bugünden daha iyi olacağına inanan.
Birinci kişiye nasılsınız diye sorsak, bir dokun bin ah işit, dedirtir. Hemen hemen her türlü şikâyetlerinden bahsederler. İyi olmadıklarını söylerler. Hastalık hastası oldukları için bir türlü iyileşmeyi istemezler. Olayların ve kişilerin en olumsuz yönlerine odaklanarak zihinlerini ve diğer insanları hasta ederler. Kendilerine dönüp bakmayı bir türlü beceremezler, hep dışta kusur ararlar. En kusurlu olanın önce kendileri olduğunu kabullenemezler. Karamsar oldukları için atılım yapamaz, riske giremezler. Gün içerisinde ağızlarından çıkan kelimeler yapıcı değil, yıkıcıdır. Önce kendi geleceklerini, sonra yakınlarının geleceklerini, karanlıkta bırakırlar da haberleri olmaz. Olumluyu görüp olumluyu düşünmedikleri, olumlu cümleler kurmadıkları için bir türlü mutlu olmayı beceremezler. Kolay kolay insanlara teşekkür etmez, elde ettikleri sonsuz kazanımlara karşı yaratıcıya şükretmede tembellik gösterirler.
Genelde ağızlarından çıkan cümleler şöyledir:
Berbat bir talihim var.
Nerede bende o şans?
Gökyüzünden yağmur yerine altın yağsa bir tanesi benim bahçeme düşmez.
Kader yüzüme hiç gülmedi.
Aksilikler bir türlü yakamı bırakmaz.
Ben yine bu sınavı da kazanamayacağım.
Allah beni unuttu.
Asla istediğim nasip beni bulmayacak.
İğrenç bir hayatın içindeyim.
Gelecek bugünden daha kötü olacak.
Evime hiç buğday yağmadı.
İkinci kişiye nasılsınız diye sorsak harikayım, hesapsız şükür, der. Bugünün de dünden daha iyi olması için dua ediyorum, der. Bu kişiler olayların ve insanların en iyi yönlerini görmeye çalışırlar. Kusur gören gözdedir, diyerek kendilerini muhasebe ederler. Kendi özleriyle ve işleriyle uğraşırlar, içsel yolculukları onları mutlu eder. Geleceğin daha iyi olacağına inanırlar. Ağızlarında olumlu kelimeler yayılır kâinata. Zihinleri, kalpleri dillerindeki olumlu, hayırlı kelimelerle güzelleştikçe güzelleşmiştir. Olur, hallederiz, bu sefer de başaracağım, Allah bir kapsı bin bir, o kadar çok nimete sahibiz ki şükründen aciziz, bugün de şahaneyim gibi dillerinden evrene olumlu kelimeler yayılır.
Hayatımızı dilimizden çıkan kelimeler şekillendiriyor. O zaman soralım bugün kendimize gün içinde dilimizden bal mı akıyor yoksa zehir mi damlıyor. Unutmayalım ki ağzımızdan bugün çıkan bal ya da zehir sözcükler yarınlarımızda bize dönüş yapacak.
Yusuf Has Hacib dilin süsü sözdür, diyor. Dile söz gerek; ama güzel, yapıcı, olumlu, şevk verici, teşekkür ettirici, sihirli, hayırlı bir söz.
Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür
Kişinin süsü yüz, yüzün süsü gözdür
Ali Altaylı