Halk dilinde kullandığımız hemen hemen hepimizin bildiği ve çoğu zaman diline pelesenk ettiği şöyle bir cümle var: “Önce sen kalbe bak, benim kalbim temiz.”
Bu cümle toplumumuzda daha çok kendimizin karşıdaki kişiden, kişilerden daha temiz bir iç dünyaya sahip olduğumuzu, ibadetlerimizi, Rabbimize karşı sorumluluklarımızı yerine getiremesek bile iç dünyamızın, niyetimizin iyi olduğunu, yanlış işlerimizin olmadığını anlatmak için savunma aracı olarak kullanırız.
Kutlu Nebi (sav) şöyle buyurur:
Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.” (Buhârî, Îmân 39, Büyû’ 2; Müslim, Müsâkat 107, 108.)
İmam Gazâlî, “Kimyâ-yı Saâdet” adlı eserinde kalbi beden ülkesini yöneten bir padişaha benzetir ve şöyle der:
“Kalp, bedendeki diğer tüm organları (göz, el, ayak, akıl) yöneten bir hükümdardır; organlar kalbin askerleridir.”
“Divan ve tasavvuf edebiyatında kalp (gönül), Allah’ın tecelli ettiği, nazar ettiği kutsal bir ayna ve manevi bir Kâbe olarak görülür.”
Kalbimiz Rabbimizin mekânıdır ve tek kişiliktir; ona aittir, onun sevgisiyle beslenir, diri ve canlı olur. Kalbimizde başka sevgiler zamanla filizlenmeye başlarsa vücut sarayımızdan Rabbimiz çıkar gider, eski dinginliğimiz kalmaz, vücudumuzda ihtilaller baş göstermeye başlar.
Kalpte dünyalık sevgiler yer etmeye başlayınca tek kişilik olan kalp, baskın olan muhabbeti kabul eder; diğerlerini vücut sarayına almaz.
Dilde gam var şimdilik lûtfeyle gelme ey sürûrOlamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne
(Ey neşe, gönlümde gam var şu anda, çıkıp bir de sen gelme. Bir evde misafir varken bir başka misafirin gelmesi uygun olmaz, bir evde iki misafir olmaz.)
Bir de bu konuyu “sen kalbe bak, benim kalbim çok temiz” yerin üstündekilerden değil de yerin altındakilerden divan şairlerinden dinleyerek kalp temizliği konusundaki farkındalığımızı arttırmaya çalışalım, kendimizi test edelim.
Şemseddin Sivasi Hz.
Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ide HakkPâdişâh konmaz sarâya hâne ma’mûr olmadan
(Hakk’ın bir kalbe tecelli etmesi için o kalpten kibir, gösteriş, haset, kin, öfke, dünya sevgisi gibi kötü sıfatları çıkarmak gerekir. Nasıl ki yüksek makam sâhibi kişiler kirli, yıkık-dökük yerlere gitmezlerse Allah (cc) de kötü sıfatlarla dolu bir kalbe tecelli etmez.)
Şeyhülislam Yahyâ:
Gönlünde senin gayr ü siva sureti neyler
Lâyık mı bu kim Kâbe’ye büthane desinler
(Senin gönlünde O’ndan (cc) başkasının sureti ne arar? Lâyık mi bu Kâbe’ye puthâne desinler! Kalbinde dünya sevgisi bulundurmak var ya Kâbe’ye put sokmak gibidir. Sakın!)
Nefi:
Ehl-i dildir diyemem sinesi sâf olmayanaEhl-i dil birbirini bilmemek insâf değil
(Gönlü temiz olmayana gönül ehlidir diyemem; gönül ehillerinin birbirlerini bilmemesi insafa sığar bir iş değildir.)
Bağdatlı Ruhi:
“Sanma ey hâce ki, senden zer ü sim isterler Yevme la yenfâ’u’da kalb-i selim isterler.
(Ey hoca, sanma senden altın ve gümüş isterler, hiçbir şeyin fayda etmeyeceği gün, tertemiz, dünyalık kirlerden sevgilerden arınmış bir kalp isterler.)
Gel beru sahra-yı şeydadan yeter gönlüm yeter
Kes alaka hubbu Leyla’dan yeter gönlüm yeter
Sakfı Beytullah’a Leyla’dan bedel Mevla’yı yaz
Çek kalem bu yanlış imladan yeter gönlüm yeter
(Ey gönlüm yeter artık beri gel, uslan! Mecazi aşkın çılgın çöllerinde dolaşmayı bırak, Leyla sevgisinden kurtul, alakanı kes gönlüm. Allah’ın evi olan kalbine Leyla sevgisi yerine Rabbini, Mevla’nı yaz. Artık dünyevi sevgililerin peşinde koşarak ömrü harcamanın bir hata olduğunu anla, Leyla da oyalanma artık, yanlışından dön ey gönlüm. Bu yanlışların elması cam parçalarına değişmen canıma tak etti. Yeter gönlüm artık yeter.)
Yunus Emre:
Aksakallı pir hoca, bilemez hali nice
Emek vermesin hacca, bir gönül yıkar ise
Sağır işitmez sözü, gece sanar gündüzü
Kördür münkirin gözü, âlem münevver ise
*
Gönül Çalap’ın tahtı, Çalap gönüle baktı
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise
Sen sana ne sanırsan ayruga da onu san
Dört kitabın manası budur eğer var ise
Kimin kalbi çok temiz bunu kalbin gerçek sahibine havale ederiz. Biz kimiz ki kendimiz günah seline kapılmışken elimize terazi alıp başkasının günahını tartalım. Bizim bildiğimiz ise tek kişilik bir yer olan kalbe gereğinden fazla, aşkın ve taşkın bir şekilde çer çöp sevgisini dâhil ettiğimizde iş, mal, makam, şöhret, şehvet, eş, çocuk, arsa, tarla, bahçe, para pul huzurumuzun kaçması, imtihanların baş göstermesi ve dünyanın bizi yordukça yormasıdır.
Nasıl ki, aldığımız taş duvardan evleri, arabamızı, tarlamızı sahipleniriz; içindekileri kıskanırız. Rabbimizde et, kemik, kandan oluşan kendi evini sahipleniyor, başka yabancı sevgilerin girmesine izin vermiyor, tabiri caizse kıskanıyor. Eğer musibetler üzerimizden eksik olmuyor, ağız tadımız kaçıyorsa bilin ki, vücut sarayımıza sahte sevgiler girmeye çalışıyor ya da çoktan girmiş, dal budak salmaya başlamıştır.
ALİ ALTAYLI