Geçenlerde Cahit Zarifoğlu’nun şu mısraları gözüme ilişti ve özellikle de “ne çok kıymetlendirdik” dizesi dikkatimi çekti ve üzerinde düşünmeye başladım.
Burası dünya,
Ne çok kıymetlendirdik.
Oysa bir tarla idi,
Ekip biçip gidecektik.
Kıymetli gördüğümüz ve kıymetleştirdikçe kıymetleştirdiğimiz, gereğinden fazla değer verdiğimiz, vazgeçilmez olarak gördüğümüz her fani, bizi er geç tokatlar ya da verdiğimiz kıymetin karşılığını o faniden almada zorlanırız. Baki hayata uzanmayan, ona doğru yol almayan her sahiplenme, her sevgi gönül huzurumuzu, şimdinin ve geleceğin dinginliğini alır, götürür.
Mevlânâ Hazretleri bizlere bu noktada yol gösterir.
Hiss-i dünya merdubân-ı în cihân
Hiss-i dini merdubân-ı âsumân
(Dünyaya duyulan ilgi ve arzular, insanı bu maddi dünyada yaşatan ve bağlayan bir merdivendir. Dini duygu ve inanç ise insan ruhunu göklere, yani ilahi mertebelere ve manevi yükselişe, gerçek insanlığa ulaştıran bir merdivendir.)
Eğer seküler yaşamı bırakıp onun büyülü ve çekici dünyasında kaybolmaz, diğer dünya endişesi taşımaz, sahibiyle barışamazsak tek merdiven ve kanatla ancak sınırlı bir yer olan çıkmaz sokağa kadar gidebiliriz. Hayvani yaşayıştan vazgeçiren, sahiplenme duygumuzu dengeleyen, manevi yükselişimizi sağlayan ve bizi adam eden âdem eden Rabbimizin istediği bir yol tutmak, iman intisabıyla ona yönelmek, o merdivene tutunmaktır.
Dünyalık ilgi, sevgi, istek ve arzular bizi bağlar, bazen ipsiz bağlar bazen de çok kalın iplerle bağlar. Sahiplenme duygusunun aşırılığından kurtulamayan bu asrın mala mevkie gösteriş, itibara düşkün insanları olarak ipsiz bağlandıklarımız, kıymetleştirdikçe kıymetlendirdiklerimiz bizi yormaya, iç dinginliğimizi gidermeye başladı.
Bu konuda Yusuf Kaplan’ın tespiti manidardır:
“Dünyayı dâr (yurt) edinenler, dünyayı dar ederler insana.”
Tek dünyalı yaşayanlar, çift dünyalı yaşadığını zannedip de yolda rayları değiştirenler, zihinsel işgale uğrayanlar, dünyayı gerçek yurt zannedenler sadece başkalarına değil aynı zamanda kendilerine ve en sevdiklerine de dünyayı dar ederler.
Sahi ne de çok kıymetlendirdik bu deni dünyayı
Necip Fazıl Kısakürek bu dünyayı ayrılıklar âlemi olarak görür:
Bu dünya bir tamamdan eksiklikler âlemi
Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi
Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi olan bu dünyayı, dünyanın gerçek sahibini tanımaya, emrince hayatımızı düzenlemeye çalışarak sahiplenmenin zehrini yudumlamadan “olmak, olgunlaşmak, gözlem, tefekkür” yolcusu olarak tamamlamaya çalışmak akıllıca bir iş olsa gerek.
“Sözler” kitabındaki şu ifadeler tefekkür yolculuğunda bize yeni pencereler açarak kıymetsize çok kıymet verdiğimizi camı elmasa bile bile tercih ettiğimizi salık verir.
Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda.Öyle ise geç, iyi mallar dizilmiş arkasında…
Duhâ Suresi 4 ve 5.ayetlerde Rabbimiz Resulünü ( sav) şöyle teselli edip aynı zamanda müjde veriyor:
“Senin için sonu önünden ahiret dünyadan kesinlikle daha hayırlıdır. İleride Rabbin sana verecek, öyle verecek ki razı olacaksın.”
Enes (ra) rivayet edildiğine göre, Nebî (sav) şöyle buyurdu:
“Allah’ım! Gerçek hayat sadece ahiret hayatıdır.”
Divan edebiyatı şairlerimizden Rahîmî ne güzel ifade etmiş.
Kişi terk etmeyince rahat-ı hâb
Açılmaz bâb-ı Hakdan ona bir bâb
(Bir kimse uykudaki rahatını terk etmedikçe ona Hak kapısından bir kapı açılmaz.)
Biz de doğru söyledin üstat der, hayır dualar ederiz. Kabul edersen bir ekleme de biz yapalım. Eğer bir kişi dünyayı çalışarak değil de kalben terk etmedikçe hem insanların kapısı hem de Hakkın kapısı gerçek manada o kişiye açılmaz.
Dünyaya ve içindekilere aşırı bağlanma, gereğinden fazla değer verme “sahiplenme” peşinde koştuğumuz günleri, ayları, yılları çoğaltıyor ve koskoca bir ömrü heder ediyor.Peki, elimize ne geçecek?
Eğer sonsuzluk düşüncesi yoksa koskoca bir hiç ve derin pişmanlıklar, keşkeler, vahlar, eyvahlar!
Can Yücel ile özdeşleşen “Bağlanmayacaksın” şiiri bizi özgürleştirir; insanların, eşyanın, bin bir türlü dünyalıkların esaretinden kurtarır.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
*
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,Senin onu sevdiğinden.Çok sevmezsen, çok acımazsın.Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.Senin değillermiş gibi davranacaksın.Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten dekorkmazsın.
*
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.Çok eşyan olmayacak mesela evinde.Paldır küldür yürüyebileceksin.İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.Gökyüzünü sahipleneceksin,Güneşi, ayı, yıldızları…
*
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.”O benim.” diyeceksin.Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin…Mesela gökkuşağı senin olacak.İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere aitolacaksın. Mesela turuncuya, ya da pembeye.Ya da cennete ait olacaksın.
*
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
ALİ ALTAYLI