İnsan, bir başkasına yardımcı olduğu oranda insan, şerefli ve varlıkların seçilmişi, en kıymetlisidir.
Sadece kendisi için yaşayan bir insana insan denilebilir mi?
Çevresinde olup bitene karşı duyarsız olana insan denilebilir mi?
Hayvan gibi sadece kendi hazları için yaşayan insana insan denilebilir mi?
Yaralı parmağa bile işemek için erinen insana insan denilebilir mi?
En küçük bir toplumsal fayda için kendi konforundan taviz vermeyen bir insana insan denilebilir mi?
Belirli bir duruşu olmayan şartlara ve insanlara göre yön değiştiren, tek derdi menfaatini korumak olan bir insana insan denilebilir mi?
Hz. Ali ne güzel ifade etmiş:
“İnsanlara faydası olmayanı; ölülerden say gitsin.”
“Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne, gemisini kurtaran kaptan, suya sabuna dokunmamak, her koyun kendi bacağından asılır, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” hastalıklı düşünce tarzı toplumu zehirliyor, “kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim” diyen büyük ruhlu himmeti milleti olan insanların kemiklerini sızlatıyor.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Önceki günlerde kitapları karıştırırken Nevzat Tarhan’ın “Mesnevi Terapi” kitabı gözüme ilişti. Kitabın sayfaları arasında gezinirken şu satırlar gözüme ilişti:
“Dünyevileşme, kötülerin en büyük silahı bu şu anda. Yaratılışı görmemesi için ve yaşam felsefesini değiştirmesi için dünyevileşmeyi bir norm olarak kabul ediyorlar ve bunun üzerine dünyayı inşa etmeye çalışıyorlar. Sonuçlarına baktığımız zaman, insanlık tarihinde görülmediği kadar çok benmerkezcilik yaşanıyor. Kaliforniya sendromu ile batılılar, hedonizm, egosantrizm, yalnızlık ve sonucunda da mutsuzluk yaşıyorlar. Duygusal çıkarlardan ziyade menfaatin ön plana çıktığı ilişkiler giderek artıyor. “Batı bununla ilgili önlem almazsa kendi kendini çökertecek”, diyorduk. Bu hastalık şimdi tüm dünyayı sarmış durumda. Çünkü çalışacak nesil kalmayacak ve sosyolojik çürüme yaşanıyor olacak.”
“Teknolojinin ve sermayenin akıl almaz bir şekilde genişlemesiyle belki de insanlık tarihinin en rahat dönemini yaşanmakta. Ve bunun neticesinde de yeni bir rahatsızlık girdi literatüre: Kaliforniya Sendromu.
Kaliforniya Sendromunun dört tane belirtisi vardır:
Birincisi:
Zevke düşkünlük hedonizm
Bu kişiler zevk peşinde koşmayı yaşam amacı olarak görürler. Bu nedenle doyumsuzdurlar. “hoşuma giden iyidir, hoşuma gitmeyen kötüdür” şeklinde bir yaşam felsefeleri vardır.
İkincisi:
Benmerkezci ve bencillikBu kişiler kendi zevklerini ön planda tutarlar. Mesela bu tip kişiler eşi ya da çocuğu hasta olsa rahatı bozulduğu için evliliği bitirebiliyor.
Üçüncüsü:
Yalnızlık
Bu kişiler benmerkezci oldukları için yalnızdırlar. Benmerkezci oldukları için yanlarındaki herkes onların dediklerine uymak zorunda kalıyor ve bu durum uzun süre mümkün olamayacağından sonunda yalnız kalmaya mahkûm oluyorlar. Ancak güç ve paraları varsa yalnız kalmıyorlar.
Dördüncüsü:
Mutsuzluk depresiflik
Bu kişilerde zevk bağımlılığı oluşuyor. Mesela Romalıların son zamanlarında da vardır, yemek yedikten sonra bilerek istifra edip tekrar yemek yemelerini bunlara örnek olarak gösterebiliriz.
Tedbir alınmazsa insanlık Kaliforniya Sendromuna doğru gidiyor.
İnsanoğlu her şeye sahip olacak fakat mutlu olamayacak.
Kendisini çaresiz derde düşmüş olarak görecek.”
ALİ ALTAYLI