Sarı öküz deyip geçme, bu sarı öküz kardeşi kardeşe düşürür. Sarı öküz, sarı altına dönüşünce kimse kimseyi görmez olur. Sarı öküzü besleyen, sarı altını kazanan bir gün toprak olur; ama yerin üstündekiler birbirine düşer. Araya dünya malı, elkızı girince ne kardeş kalır ne bacı!
*
Geçenlerde yanıma 35 yaşlarında tanıdık bekâr bir genç geldi. Evlenmedin mi hâlâ dedim. Şimdiki kızlar köyde yaşamak istemiyor, köye gelin gelmek istemiyor. Birçoğu yemek, ekmek yapmasını bile bilmiyor. Yemek içmek, süslenip gezip tozmak istiyorlar; ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmak istemiyorlar.
*
İki saat önce yaşlı ama yaşını da tam göstermeyen bir dede geldi. İlk hanım öldükten sonra dört defa evlendim, ama hiçbirisi uzun süre benimle kalmadı. Kimi dükkânımı, kimi evimi, kimi paramı aldı, gitti. Şu an biriyle görüşüyorum, tekrar evleneceğim, maddi sorunum yok, dedi.
*
Evde kitap okumanın yerini TV’deki diziler ve programlar aldı. Elimizden içimize doğru akıttığımız tespihlerin, dostlarımızla samimi bir şekilde ettiğimiz sohbetlerin yerini akıllı telefonlar aldı. Şimdilerde ağlayan kalbimiz, ruhumuz, vicdanımız, ecdadımız, boşa geçen zaman ve gelecek güzel, anlamlı günlerimiz.
*
İnsan hayat yolunda yürürken yorulur ya! Peki, yorgunluğumuzu ve kaybımızı arttıran nedir? Ego ve hazların esiri olmak, hırs, haset, birbirimizle yarış, gözün hiç doymaması, niyet okuma alışkanlığı, beklenti içinde bir ömür geçirmek, ölüm hiç yokmuş gibi aç bir kurt gibi sürüye dalmak vb.
*
Bazı insanlar sizi gerçekten sevmezler, aslında Allah’ın size imtihan için verdiği elinizde bulunan bin bir meşakkatle elde ettiğiniz nimeti de sevmezler. Zeki, akıllı, başarılı, girişimci, cesur olmanıza da içten içe haset ederler. Peki, insanlar sizle alakalı en çok neyi sever? Onların işine yarayan yönlerinizi ve sizden devşirdikleri menfaatleri severler.
*
Annem, oğlum niçin hemen hemen her gün yazıyorsun, dedi. Ben de anne yazmak bana iyi geliyor, bu yazılar kalacak benden geriye dedim. Hem sen her şeyi içine attın, hâlâ hastalıklardan kurtulamadın, dedim. İnsan her şeyi içine atmamalı, çöp kovası değil ki vücut sarayımız. Muhakkak bir insan içini boşaltmalı ya yazmak ya konuşmak ya dertleşmek ya dua ile. İnsanlarla konuşamıyorsan dağa taşa kurda kuşa konuş; evin aynasına, duvarına konuş ama konuş. Her şeyi içine atanı bekleyen hastalıklar: Ürtiker, mide, kalp, ülser, gastrit, bağırsak, baş ağrısı.
*
Bir evlat, ben sizden daha iyi biliyorum, diyerek anne baba eş dost bilgisine, tecrübesine başvurmaz, kendi egoist aklıyla hareket ederse çoğu zaman kaybeder. Hele hele anne babayı kırmak, üzmek gelecek dünyalık nasipleri engeller. Dünyada anne baba eş çocuk hısım akraba memnuniyeti rızkı genişletir, gelecek belaları engeller.
*
Bahar gelince ağaçlara canlılık veren, onlara beyaz gelinlik giydiren kim? Kurumuş ağaçları farklı renklerle süsleyen kim? Zamanı gelince dallarına meyveler takan kim? Toprağı yağmur sularıyla emziren kim? Kuru çubuklara üzüm salkımlarını takan kim? Unutulan bir şey var nimetin gerçek sahibi ve şükür.
*
İsterseniz her gün sohbete gidin, her gün beş vakit namazı geçirmeyin. Eğer elinizden kitap değil de akıllı telefonlar düşmüyorsa ve TV’de evde genellikle açıksa zihniniz, kalbiniz, gözleriniz, diliniz ve ahlakınız çürür. Huda yerine heva vücutta hâkim olur. Ne yazık ki, evlerimiz işgal altında. 3T: TV, telefon ve tablet. Ders kitapları hariç kitap okuma alışkanlığımız ise çok az.
*
Çocuğunuzun akademik başarısı tam istediğiniz gibi olabilir; çocuğunuz çok zeki, akıllı, okulunun en iyilerinden de olabilir. Eğer çocuğunuza edep, sorumluluk, saygı, manevi kazanım vermeyi başaramadıysanız bir ömür baş ağrınız, gönül sızınız bitmeyecektir. Edep ve sorumluluk bir çocuğu yüceltir, büyütür, güzelleştirir.
*
Bedava verildiği için mi zamanın cebine bir şey koymadan geçmesine izin veriyoruz? Zaman değirmeni bir gün bizi vakitsiz öğütecek. Peki, bizden kalan ne olacak? Geriye dönüp baktığımızda bizi mutlu eden hangi anlamlı mücadelenin içinde yer almışız? Düşünsek bugün derinlemesine iş işten geçmeden beden ülkesi yerle yeksan olmadan.
*
Dünyanın en zengin kişisi kimdir? İman ile Rabbine intisap eden, aile huzuruna sahip olan, bedenen ruhen sağlıklı olan, insanlardan bir şey beklemeyen, taksime razı olan, ilimde derinleşen, elde ettiği ilmi cömertçe insanlığa sunan, zihni ve kalbi temizliği elde eden dünyanın en zengin, şanslı insanıdır.
*
Biz insanoğlunu anlamak ne de çok zor! Bazı insanlar paralarının üzerine beton dökerler ne yerler ne yedirirler. Bazıları da paralarının üzerine çakıl, kum dökerler kendileri yerler başkalarına asla yedirmezler. Bazıları da paralarının üzerine toprak dökerler, yer ve yedirirler. Yunus Emre ne güzel söylemiş:
Yer iken yedir biçare, eksilirse Tanrı vere,
Bir gün tenin yere gire, geri kalan nendir senin?
*
Bu dünya, insanlar gibidir ne kadar çok seversen o kadar çok zorluk çıkarırlar sana. Kalbin sahibi kendisine ait olmayan fanilerin aşırı muhabbetini reddeder, kabul etmez. Aşırı sevgi ve muhabbetini dünyadan ve insanlardan bir an önce çek. Sevgi ve muhabbeti en çok hak eden, bir anneden sana daha çok şefkatli gecenin, gündüzün, gözün, yüzün, gönlün, kalbin sahibi Rabbine çevir.
*
Dünya isteklisi deniz suyundan içene benzer ne kadar içerse o kadar susar, diyor. Hz. İsa. Biz insanlardaki sahip olma isteği ve sonrasındaki daha çoklar susuzluğumuzu, yorgunluğumuzu ve insanlarla kavgamızı arttırmıştır. Sahip Rabbimiz, bize düşen olmak kendimizi kaybetmeden.
*
Zekiydi, tıp okuyordu; aynı zamanda sosyal medya bağımlısıydı. Telefon bir türlü elinden düşmüyordu. Dikkati çok dağınıktı. Bu yetmezmiş gibi bir de kız arkadaş bulmuştu. Zekilik, irade yönetimi olmazsa nefsi arzuların elinde erir. Bu zaman israfına neden olan iki engele karşı güçlü iman, irade yönetimi ve vizyon şart.
*
Bir esnaf arkadaş anlatıyor. Her bayramda olduğu gibi geçen Ramazan Bayramında da akrabaları ziyarete gittik. Sülale geniş, dışarı sigara içmeye çıktığımda 50 çift ayakkabı saydım. Sadece 6’sı bizim mağazadan alınmıştı. Akraba gelmez ama cenaze, düğün, bayramda seni görmek ister.
*
Biraz önce akraba olduklarını söyleyen iki kişi geldi. Ne iş yapıyorsunuz, çalışıyor musunuz, dedim. Erkek çalıştığını, kız öğrenci iki yıllık okumayı düşündüğünü söyledi. Ben de dedim, Rabbimiz kadına çalış, eve ekmek getir, diyerek birinci derecede sorumlu tutmamış. Sen belki de zaman kaybı olacak iki yıllık bölüm okuyacağına dört dörtlük bir hayat arkadaşı bul, evlen, dedim.
*
Erkek çocuklarının eğitimi önemli; ama kız çocuklarının eğitimi daha çok önemlidir. Bir erkeği önce annesi daha sonra hanımı adam eder. Çocuklar iyi bir aile ve okulda yetişmezse dışı boyalı, ama temeli çürük binayı andırır. Kız çocukları önce iman, edep ve ahlakla buluşmalıdır. Eğer kız çocuklarına önce İslami eğitimi verip Rabbiyle buluşturmaz, tanıştırmazsanız istenilen “kadın modeli “ortaya çıkmaz. Bu erkekler içinde geçerlidir hem kadın hem erkeği savrulmaktan kurtaran Rabbimizin istediği eğitimi elde etmektir.
ALİ ALTAYLI