Son zamanlarda ülkemizde görülen istenmeyen olaylar veliler olarak kendimizi yeniden inceden inceye sorgulamamız gerektiği gerçeğini bir kez daha bizlere hatırlatmıştır. Sadece veliler olarak bizler değil, herkesin bu yaşananlardan çıkarması gereken derslerin de olması gerektiği bir gerçektir.
Bu yazımda “biz nereye gidiyoruz dedirten” bu yaşadığımız olayların biz velilere bakan yönü üzerinde durmaya çalışacağım.
Kesinlikle biz büyükler için bir an önce okullar açılması gerektiğine inanıyorum. Yani çocuklarımız nasıl okullara gidiyorsa biz de günün belirli saatlerinde ya da hafta sonları okullara devam edebilmeliyiz.
Neye mi? Çünkü biz anne babaların birçoğu çocuk nasıl hayata hazırlanır, eğitilir, ona nasıl model olunur bilmiyoruz. Acı bir gerçek de şu bilenlerin çoğu da bunu uygulamıyor. Bir acı gerçek de şu biz anne babaların bir kısmı da anne baba olmaya, evlenip yuva kurmaya yatkın bile değil. Hiç evlenmemesi gereken bireyler evleniyor, olan çocuklara oluyor. Zira evliliğin çok büyük bir sorumluluk ve yük getirdiği gerçeğini bir türlü idrak edemiyoruz. “Büyükler torun seveceğim, kızım oğlum ben ölürsem ne yapar” diyerek evliliği yürütemeyeceklerini adı gibi bildikleri halde hasta, sorunlu, sıkıntılı evlatlarını evlendiriyor.
Sorunlu bir anne baba, sorunsuz çocuk yetiştiremez.
Anne babanın oturduğu iki ev var:
Vücut evi
Taş, demir, tuğla ile örülmüş evler
Anne babanın bir yuva kurmasıyla sevgi ve muhabbetinin sonucu dünyaya gelen çocuklar bu iki evde gözlerini dünyaya açar. Eğer anne baba bu iki evi güzelleştirmeyi başarabilirlerse çocuklar gürleşir, ahlaki yönden güzelleşir; annesine babasına, çevresine, vatanına, milletine hayırlı bir evlat olur. Yoksa sadece anne baba ve çevresine dert olur.
Peki, anne baba vücut evinde yaşarken neleri güzelleştirmesi gerekiyor.
Zihnini vahiyle okumayla seyahatle bilimsel bilgilerle olumlu bir bakış açısıyla güzelleştirmesi gerekir. Yoksa sorunlu, fakir bir zihne sahip olan bir anne baba istenilen kıvamda bir çocuk yetiştiremez.
Kalbine gerçek imanı yerleştirmesi gerekiyor. Sonsuz güç, ikram, merhamet sahibi Rabbiyle bir iletişimde bulunmayan, O’nunla (cc) arasını düzeltmeyen dua, ibadet ve iyiliklerle O’na (cc) doğru bir yol almayan anne baba hayırlı bir evlat yetiştiremez. Yine özünü kinden, nefretten, ihtirastan, nefse düşkünlükten, kibirden, cimrilikten, riyadan, hasetten arındırmayan bir anne baba da hakkıyla istenilen düzeyde bir çocuk yetiştiremez.
Göz, dil, kulak gibi organlarını güzelleştiremeyen bir anne baba çocuklarını hakkıyla hayata hazırlayamaz. Çocuklar, anne babanın ayak izlerini takip eder; onların adeta bir tanıtım mektubudur. Sahi hiç sorduk mu kendimize? Gözümüz gerçekten olması gereken yerde mi? Utanmadan sıkılmadan Allah (cc) görüyor, çocuklar var yanımda demeden gözümüz nerelere kayıyor bir düşünelim. Zira çocuklar önce duyduklarını değil, gördüklerini yapmaya yatkındırlar. Çocukların yanında neler söylüyoruz, neler konuşuyoruz bir düşünelim. Kulaklarımız nerelerden besleniyor bir düşünelim. Çocuklarımızda görmek istemediğimiz nice hataları kendimiz yapıyoruz, sonra da çocukların bu yanlışlıkların içerisinde olmamasını istiyoruz.
Çocuklarına iyi bir model olamayan anne baba çocuklarından güzel bir şeyler beklemeye hakkı olmasa gerek.
Taş, demir, tuğla ile örülmüş evlerimiz ne yazık ki işgal altındadır. İkinci ev olan taş, demir ve tuğladan örülmüş evlerimiz lağım kokusundan geçilmiyor.
Televizyon
Tablet
Telefon
Çocukların yanında hiç düşünülmeden girilen tartışmalar çocukların lağım kokusuna maruz kalmasına neden oluyor.
Anne baba çocukların yanında ne seyredeceğini bilmiyor, nasıl çocuk yetişsin? Televizyonlar şiddet, seviyesiz tartışmalar, ahlaksızlık barındıran dizi ve programlardan geçilmiyor. Anne baba çocuklarını bu lağımlardan koruyamazsa çocuk zehirlenmeyecek mi?
Anne baba tableti bakıcı olarak kullanıyor, çocuk nerelere giriyor haberi yok, sınır koymuyor nasıl çocuk yetişsin?
Akıllı telefonlar, sınırsız internet, sosyal paylaşım siteleri gerçekten istenilen yerde mi kullanılıyor?
Sınırsız internet, sınırsız özgürlük, sınırsız günahlar, sınırsız zaman israfı var akıllı telefonların içinde; ama ömür sınırlı ve hayatımızın bir sonu var ve bedava verilen o gözün bir hesabı var, hiç düşündük mü?
Her akşam yatmadan önce kaç saat telefon başında zaman öldürmüşüz, hiç baktık mı? Bir hafta yazıp şöyle bir bakalım. Bazılarımız bir haftanın en az iki üç gününü telefon başında geçirmiş, bedava bin bir türlü hikmet için verilen zamanın hesabını verebilecek miyiz? Bu kadar zaman israfı neyin nesi? Çocukların iki gözünün içine değil de telefonun, televizyonun tek gözüne bakmayı ne zamana kadar sürdüreceğiz?
Doğurmanın annelik, doyurmanın babalık olmadığını ne zaman anlayacağız?
Anne baba ekranları bilinçli kullanmalı, bunu bir türlü başaramıyorlarsa her gün lağım akıtan bu teknolojik aletlerden bir an önce kurtulmalıdır.
Anne baba bu iki evi hakkıyla güzelleştirdikten sonra yani kendilerini olması gereken yere getirdikten sonra çocukları zaten onları örnek alacak, modelleyecek ve ahlaklı bir şekilde toplumda yer alacaklardır.
Anne baba düzelmeden imanla ahlakla eğitimle buluşmadan egolarını ve nefislerini terbiye etmeden teknolojik kazanımları yerinde kullanmadan çocuklar düzelmez.
“Toplum ancak Allah adına ve insanın terbiye edilmesiyle düzeltilebilir.” der Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç.
Eğer çocuklarımızı Allah’ın istediği bir terbiye ve eğitimle buluşturmaz, sadece aklını imar eder, kalbini ve ruhunu ihmal edersek onlara taparcasına sahiplenmeden bir emanet olduğunun şuuruna varamazsak anne baba olarak görevimizin hakkıyla kendimizi örnek alınacak bir şahsiyet haline getirmek olduğunu idrak edemezsek farkında olmadan çocuklarımızı ya ilahlaştırır ya da köleleştiririz ve yavaş yavaş elimizden kayar giderler.
ALİ ALTAYLI