Ülkemizde hemen hemen herkesin evinde televizyon var. Hatta evin birçok farklı odalarında kişilere özel ayrı ayrı kurulmuş küçük büyük boy televizyonlar var. Ne yazık ki ülkemizde çok az kişi televizyonları bilinçli kullanıyor ve çok az kişinin evinde de televizyon yok.
Ahlaksızlığı sadece televizyonlardaki program ve dizilerle sınırlayamayız; ama şu da bir gerçek ki, ahlaksızlığın yayılmasında en büyük rolü oynayan gündüz kuşağı programları ile hedonizm, ihanet, aldatma, şiddet, ayartı içeren dizilerdir.
Sokaktan tut; pazarlara, marketlere, büyük alışveriş merkezlerine kadar hemen hemen her yerde görülen bir ahlaksızlık gözümüze çarpıyor. Alışveriş merkezlerinde herkesin görebileceği çocuk, kadın, erkeğin geçiş yolunda gözlere servis edilen kadın iç çamaşırı giydirilmiş vitrin mankeninden tutun, hava soğuk ve rüzgârlı, pazara gelen pazarcı sayısı az olduğu için neredeyse iki katına çıkarılmış meyve sebze satıcılarına kadar birçok yerde gözümüze çarpıyor.
Gözümüze çarpan bu istenmeyen manzaralar yine bize Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şu tespitini hatırlatıyor:
“Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflâsı nedir, bilir misin? dedi. İnsan bozulur, insan kalmaz; bir medeniyet insanı insan yapan manevî kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü? Cahilsin okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. Bizde insanoğlu şirazesiz kalmış…”
İnsan bozulur; manevi, ahlaki değerlerden yüz çevirirse bunun bir çaresi yoktur, diyor Ahmet Hamdi Tanpınar. Yani her şeyin bir çaresinin olduğunu ekonominin de düzelebileceğini ama ahlaksızlık enflasyonu artarsa bunun çok tehlikeli olabileceğini söylüyor.
Hz. Ali’ye atfedilen şu söz bize ahlak enflasyonu noktasında yol gösterir.
“İki aç vardır ki doymaz da doymaz: İlmi arayan, dünyayı arayan.”
Yaşama gayemizin öncelikli olarak Allah’ın bizden istediği marifetullah ilmi olması bizi ahlaklı, izzetli, şerefli kalarak yüceltirken ilimden yüz çevirip hırsla ve tutkuyla sadece dünya hayatı için çalışmak bizim gözlerimizi aç, gönlümüzü susuz bırakıyor; insani ilişkilerimizi bozarak sadece kendisini düşünen bencil yaratıklara dönüştürüyor.
Dünya hırsı ve dünyadaki kazanımlarda değer aramak bizi tüketiyor, ahlaki değerlerimizi yok ediyor. Malı kanaat, şükür ve helal yoldan isteme düşüncemizin yerine o mal, o ürün benim elime geçsin de nasıl geçerse geçsin anlayışı oluşuyor.
İlme aç olmak ahlaksızlığı önlerken dünya ve içindekilere aç olmak ahlaksızlığımızı arttırıyor.
Nâbî ise mısralarında ahlaklı bir toplum için ilmin öncelikli olması konusuna değinir:
Tahsil-i ilmin üstüne tercih eder mi nâs
Tahsil-i mal vasıta-i rîf’at olmasa
(Mal edinmek insanların nazarında itibar aracı olmasaydı, onlar mal kazanmayı ilim öğrenmeye tercih ederler miydi?)
Şöyle bir düşünelim toplumumuzda itibar kaynağı olarak ne görülüyor?
Zenginlik mi?
Parası, itibarı çok meslek dalı mı?
Oturduğumuz evler, bindiğimiz arabalar mı?
Sayılar, rakamlar, çoklar, kurlar, arsalar mı?
Makam mevki mi?
Şan şöhret mi?
İlim mi?
Cevabımız Rabbimize varan ilim değil de ilim dışındaki her şeyse ahlaksızlık artar. Yani dünya ve içindeki servetlere aç olan bizler dünyayı cehenneme çeviririz. İlme değil de dünyaya karşı açlığımızın taşkınlığı ne ahlak ne değer ne gelenek görenek ne de din ve iman bırakır.
Din, gelenek görenek ve ailede verilenlerin toplamanı oluşturan ahlak, değerler ve kurallar bütünüdür. Bireyin, ailenin, toplumun ortaya koyduğu iyi- kötü doğru-yanlış davranış şekli ahlakla ilgilidir.
Bazı kanallardaki reyting uğruna ahlaksızlık enflasyonunun limitini arttıran gündüz kuşağı programları ve dizilerin birey, aile ve topluma verdiği zararlara değinerek bugünkü yazımızı sonlandıralım. Eğer bir an önce önlem alınmazsa huzurlu bir toplum olmaktan git gide uzaklaşacağız.
Gündüz kuşağı programlarını ve dizileri devamlı olarak izleyen bir birey aile yavaş yavaş şükür, kanaat duygusunu kaybeder.
Finans ve zaman yönetimi noktasında başarısız olmaya başlar.
Yanlış rol modeller benimseyen birey ve aile, yanlış adreste mutluluk aramaya başlar.
Özellikle çocukların ruhsal dünyasını allak bullak eder.
Olumsuz örneklerin çirkefliklerini, kişiler genellemeye başlar.
Özel hayatın gizliliği diye bir şey kalmaz, gıybetin primi artar.
Saygı çerçevesinde konuşarak halledilebilecek problemlerin bu kadar hakaret ve küfre dönüşmesi, “problemlerinizi ancak şiddet ve taşkınlıkla çözebilirsiniz,” izlenimi veriyor. Konuşma ve çözüm arayışlarının ağırlığı hiçe iniyor.
Utanma hissi körelir, edep duygusu yıkıma uğrar.
Gerçeklikten kopar, olmayan bir dünyada yaşamaya başlar.
Kendinden daha iyilerini gördüğü için kolay kolay hiçbir şeyden memnun olmamaya başlar.
Uyuyan haset duygusu hortlar, manevi hastalıklar yüz gösterir.
Gayri meşru ilişkileri artık normal görmeye başlar.
Dizilerdeki lüks evler, sorunsuz ilişkiler, romantizm, kusursuz yüz, vücut arayışlara sürükler ve eşinden uzaklaşmaya neden olur.
Dizilerdeki çok lükse kaçan harcamaları kendi hayatında da istemeye başlar ve olmayınca evi savaş alanına çevirir.
Değer arayışı güzel, zengin ve kusursuz olmak üzere şekillenir.
Dizilerdeki şiddet normal hayattaki şiddeti teşvik eder.
Maddi zarar verme, yaralama ve öldürmeyi kahramanlık olarak görmeye başlanır.
Dinin hükümleri artık birey ve aileyi tutmamaya başlar, dizideki oyuncuların sözleri çok önemli görülmeye başlanır.
Dizilerde çalışma ve üretmenin gösterilmesinden çok hazır paranın lüks evlerde otellerde yenmesi insanların çalışmaya karşı şevkini azalttığı gibi kazanılan paranın da elde durmamasına neden olur. (Şirket var ama çalışan yok, devamlı aşk meşk ayartı peşinde koşan çok.)
İhanet, aldatma ve ufak bir meselede evliliği sonlandıran çiftlerin artmasına neden olur.
Korku, umutsuzluk, güvensizlik, şüphe artar, birbirine güvenmeyen bireyler çoğalır.
Umudum odur ki, bir an önce milli ve manevi değerlerimize yönelik, birlik ve beraberliğimizi arttıran, dinimizin güzelliklerini gün yüzüne çıkaran programlar ve diziler artış göstere. Ne zaman ahlaksızlık yayan dizi ve programlardan daha çok kendi öz medeniyetimizin dinamiklerini anlatan dizi ve programlar çoğalırsa ve halk da bunlara rağbet gösterirse o zaman ülkemin evleri, çarşı pazarı, polis teşkilatı, adliye salonları rahatlayacak ve ülkemize bahar gelecek.
Reyting uğruna bir milletin kutsal değerleriyle aile yapısıyla hiç kimsenin oynamaya hakkı yok. Manevi değerler ve düzgün aile yapısı bizleri geleceğe taşıyan sağlam iki bağdır, bunları koparmaya hiç kimsenin hakkı yok.
ALİ ALTAYLI