7. Daha güzeli ve yakışıklı olana tv, Instagram, facede daha hızlı ulaşmak ve sadakatın zedelenmesi: Eskiden TV’nin, telefonun, internetin yaygın olmadığı dönemlerde bir erkek hanımından güzelini az görürdü, hanımına sadakat noktasında kusur etmezdi. Yine bir bayan aynı şekilde. Ahirzamanı yaşadığımız bu dehşetli asırda cinselliğin ekranlardan sokağa taşması sadakatı, vefayı, bağlılığı, kanaatı zayıflatmıştır. Evinde büyük ekran televizyonlar, internet, akıllı telefonlar olan her çift nefsini terbiye etmekte zorlanmakta, göz iffetini koruyamamaktadır.
“Rabbim en iyisini en güzelini, en yakışıklısını seçmiş” aşkın düşüncesi gözü, gönlü haramdan koruyor. Eşimiz ve çocuklarımız bizim dünyadaki cennetimizdir. Bile isteye haklı bir gerekçe yokken evlilik düzenini bozan, çocukları mağdur eden eşler asla dünyada huzur bulamazlar. Takdire rıza göstermemek ve gözü, gönlü ekranda, dışarda beslemek, doyurmak stresli, gamlı, üzüntülü bir geleceği kendine çeker. Mevlana, “Bir ateşe odun attıkça ateş hiç söner mi?” diyor. İçimizdeki nefsin hakimiyetini büyük ve tutkulu hedeflerle ekranları bilinçli kullanarak, Haktan ve halktan haya ederek zayıflatabiliriz.
8. Psikolojik sağlamlığın yeterli olmaması: Aslında evlilik bir anlamda ilişki, iletişim yönetimidir. Benim benimle ilişkim, iletişimim, benim Yaradanla ilişkim, iletişimim, benim eşimle, işimle, sosyal çevremle ilişki ve iletişimim sağlamsa bedenen ve ruhen sağlıklı oluyorum. Yok eğer bizim kendimiz ile ilişki ve iletişimimiz sorunlu ise hem Yaradanla hem de tüm canlı ve cansız varlıklarla ilişki ve iletişimimiz sorunlu demektir. Psikolojik sağlamlık önce ailede elde edilir. Küçük yaşlarda mutsuz ve sorunlu bir anne babada büyüyen bireyler gelecekte onların ayak izlerini takip eder, kolay kolay kendilerini geçmişten kurtaramazlar.
Psikolojisi bozuk bir çiftin evliliği huzurlu, dingin, sağlıklı olmaz. Kendini yönetemeyen evliliğin ağır sorumluluğunu kaldıramaz, çocuklar sorunlu olarak toplumda yer edinir. Vaiz bir hoca hanımı dinlemiştim. Hoca hanım anlatıyor, “Kocasının annesini kendilerine muska yaptı diye eve gelmesini istemeyen, sonra tayinlerini başka ile aldırmak zorunda olan, kocasını annesinden uzaklaştırmaya çalışan ve cenazesine bile katılamayan bir evli bayanın psikolojik sağlamlığından söz edilebilir mi?” Kesinlikle psikolojik sağlamlığı çok yetersiz kişiler evlenmemeli, bu kişiler hem kendilerine hem de eş ve çocuklarına yaşanılası bir gelecek sunamazlar.
9. İlişki yönetimi ve iletişim sorunları: Kendisiyle ve çevresiyle sağlıklı, dengeli ilişki kuramayan çiftlerin evlilikleri zarar görüyor. Kız evlenme niyetinde olduğu adayına soruyor “Annen baban öldü mü sağ mı?” “Sağ ikisi de çok şükür” diyor arkadaşı. O zaman seninle evlenmem imkansız diyor, benim evleneceğim kişinin annesi babası sağ olmaması gerekiyor. Erkeğin ya da bayanın zihni, kalbi, ekonomik olarak belirli bir yol kat etmeleri ilişki yönetimine katkı sağlıyor. Akrabası, komşusu, iş arkadaşlarıyla çatışan, savaşan bir birey ailede huzur bulamaz. Denizde dalga, ailede sorun eksik olmaz. Önemli olan iyi niyetle saygı sınırları içerisinde oturup konuşabilmek.
Sağlıklı iletişim, empati çözüm getiriyor. Aslında biz oturup konuşamıyoruz, birbirimize isteklerimizi dayatıyoruz, isteklerimiz olmazsa evde sorun çıkarıyoruz. Bir erkek sadece bir kızla evlenmiyor, aynı zamanda onun akraba, eş, dost çevresiyle de evlenmiş oluyor. Bir bayan bir erkekle evlenmiyor, onun akraba çevresi ile de evleniyor. Çiftler birbirlerinin sevdiği ve saygı duyduğu kişilere karşı sağlıklı ilişki ve iletişimde bulunurlarsa evlilik süresindeki uyum ve mutlulukları o denli uzun oluyor.
10. Farklı din, kültüre ait çiftlerin uyuşmazlığı: İzmirli bir kız ile , Iğdırlı, Hataylı bir erkeğin evlenmesi ya da Hollandalı bir kızla Türk bir gencin evlenmesi ileriki yıllarda sorun olabilmektedir. Dünyanın küçük bir köy haline dönüşmesiyle keskin uyuşmazlıklar olmasa da yetişme tarzının, gelenek, görenek, dine bakış açısının farklı olması evlilik kurumuna zarar verebiliyor. Erkeğin kültüründe yüzde yüz doğru olan, bayanın kültüründe yanlış görülebilir. Aynı kültür ve yöreden evlenen çiftlerin evliliğinin süresi daha uzun olmakta, çocukları kültür karmaşası yaşamamaktadır.
11. Erkeğin ekonomik özgürlüğünün olmaması, maddi yetersizlik: Düzenli ve yeterli bir maddi geliri olmayan çiftlerin uzun süre evliliklerini sürdürmeleri çok zorlaşıyor. Özellikle erkeğin her hafta düzenli bir şekilde çalıştığı bir işinin olması gerekir, dönemlik işler de bile aileler geçimlerini sağlamakta zorlanıyor. “Darlık dargınlık getirir.” atasözü bu gerçeği dile getirir. Fakirlik, imkansızlık, yetersizliğin olduğu yerde düzen, mutluluk olmaz, eşler arasındaki ilişkiler sağlıklı ilerlemez. Hele hele pahalılığın arttığı, geçinmenin zor olduğu günümüzde maddi yeterlilik en ön sıralarda yerini almaktadır. İki gönül bir olunca samanlık seyran olur, atasözünün bu asırda gecerliligi azalmıştır.
12. Aşırı borç yükünün altına girmek: Çiftler evlenir evlenmez henüz altı ay geçmeden otomobil alıyor, bankaya borçlanıyorlar, üç seneyi geçmeden çok ağır borcun altına girebiliyorlar. Gelirinden fazla yüklü borcun altına girmek stresi arttırıyor, huzuru rafa kaldırıyor, geçimsizliği attırıyor. Yine anlık bir kararla bankalara yüklü borca giren, kefil olan 15-20 yıllık evli çiftleri bile evliliğini sonlandırabilmekteler. Mümkünse hiç borca girmemeli ya da ödenebilecek düzeyde borca girmeli. John Quincy Adams “Bir ulusu fethetmenin ve köleleştirmenin iki yolu vardır. Birisi kılıçla, diğeri borçla.” der. Borçsuz geçen her dakika kalbe, ruha, vicdana aile bireylerine iyi geliyor.
13. Lüks ve konfora düşkünlük, şükrü unutmak: Gelirinden fazla sırf elit görünmek, zengin komşularından geri kalmamak için harcama yapan ailelerin evlilikleri zarar görebiliyor. Geçmişte çok büyük imkansızlıklar yaşayan çiftlerin bir anda geçmişi, şükrü unutup, şu an elindeki imkanları yerli yerinde kullanmak yerine beş ay önce aldıkları otomobili, mobilya takımlarını değiştirmeleri neyle izah edilebilir? Filmler ve sinemalardaki oyuncuların lüks ve konforlu yaşamı ailelerdeki memnuniyetsizliği arttırmaktadır. Benim neyim eksik diyerek, lüks ve konfor için büyük bedeller ödeyen çiftler azımsanmayacak derecede çoğalıyor. Yaradanın verdiği her türlü kazanıma şükretmek huzur getiriyor.
14. Anne, baba ve çevreden ilgi, takdir, övgüyü çok gören çiftlerin eleştiriye kendini kapatmaları: Biz insanlar, eksik, kusurlu bir varlığız. Ölene kadar hata yapma potansiyeline sahibiz. Hatasız sadece Yaradan, biz insanlar ise iniş çıkışlarla hayatı öğrenen varlıklarız. Yunus Emre şöyle der: “Hayatta en büyük hata, kendini hatasız zannetmektir.” Evin tek oğlu veya tek kızı anne baba çocuğunu öyle ilahlaştırmış ki en ufak bir hatasını avukat gibi savunan, olumlu eleştiriye asla gelmeyen çiftlerin evlilikleri çıkmaza giriyor.
Birisi bize önünde yılan var, basacaksın dese ona teşekkür etmek mi gerekiyor yoksa sanane benim önümdeki yılandan mı demek gerekiyor. Yüksek ego, kibir, statü, varlık bazen insanların kendi yanlışlarını görmesine perde oluyor. “Yanlışımı söyleyen yanlış yüzü görmesin” bakış açısı geliştiriyor, dönüştürüyor, insanı olgunlaştırıyor. Hep övgü ve takdir bekleyen en ufak bir eleştiriyi kabul etmeyen, kendisinin çok akıllı, zeki, kusursuz, vazgeçilmez olduğuna inanan bir eş, evlilik müessesine zarar vermektedir. Kendimize başkalarının gözüyle bakmak, özür dileyebilmek, adım atabilmek evliliğe bahar getiriyor.
15. Evde erkeğin hakimiyetinin sarsılması: Yaratıcımız evin büyük sorumluluğunu babaya vermiştir, evde baba güç ve otoritenin simgesidir. Ne yazık ki İslami düşünme sisteminin zayıflaması, ekranlardaki erkeğin, babanın saygınlığını gideren filmler, programlar, görseller, ufak bir sorunda “Kızım, o bakamıyorsa gel biz bakarız.” diyen anne baba tavrı evde kocanın hakimiyetini zayıflatmıştır. Evin erkeğinin evin maddi yükünü omuzlamaması, gözünün dışarıda olması , üzerine düşen sorumlulukları ihmal etmesi de hakimiyetini dinamitlemiştir. Peygamber Efendimiz: “Bir kadın, kocası kendisinden memnun olarak ölürse cennete girer.” diyor.