Bir okuyucumun dediği gibi ülkemizde birçok kişi, evlilik nedir, bilmeden evleniyor, evlendiriliyor. Büyük bir sorumluluğun altına giren çiftler eğitilmeli. Okullarda liseden itibaren evliliğe hazırlık dersleri konulmalı. Bir kişinin biyolojik olarak gelişmesi evliliğe hazır olduğu anlamına gelmiyor. Okullar, belediye, hastane vb. kurumlar belge vermeli.
*
Bugün bir müşterim geldi. Hocam, dedi. Annem bel fıtığı oldu, doktora getirip götürdüm, ameliyatını yaptırdım diye hanım evde çıngar çıkardı, ben de valizi aldım, çıktım. Eve getirmemi, bakmamı kabul etmiyor. Ben hoca değilim ama okuduğum kadarıyla anne hakkı önemli. Annen iyi olana kadar annene, kendisinin evinde bak. Öncelikli hak annenin.
*
Dikkat çeken haset çeker, düşman çeker, denir. Gerçekten öyle mi? Evet, öyle! Dünyada çok az kişi, kendini ve imkânlarını yeterli görür; başkasının malında mülkünde kazanımlarında kendisinde olmayan farklı yönlerinde gözü olmaz. Bu insanlar, aşkın ruhlu temiz gönüllü insanlardır. Çoğu ise açgözlü, tamahkâr, nazarcı, hasetçidir.
*
İnsan beden ve ruhtan oluşuyor. Bir toplumun güçlü insanları, ruhsal yönüne yatırım yapanlardır. İmanlı, ahlaklı, edepli, maneviyatı güçlü, Allah (cc) ve Peygamberine (sav) bağlı insanlar, bir devletin en büyük hazinesidir. Sadece ruhsal yönden güçlü insanlar, canını verebilir.
*
Maddi ve eğitim gücü arttıkça konfor artar, sadece kendisini düşünen insanlar çoğalır. Kadınlar evlenmek istemez, evlense de kedi köpek besler, çocuk yapmak istemez. Erkekler ise üretmek yerine şahsi arzularının esiri olur, eğlence yerleri dolar, zararlı alışkanlıklar çoğalır.
*
Ah şu ego! Yani insanın kendisini büyük, farklı, seçkin görmesi. Biz insanları mutsuz, soğuk, mesafeli duruma getiren ve yalnızlaştıran ego, kibir, narsistliktir. Dünyanın en hasta en sıkıntılı en stresli insanı, egosu tavan yapmış olanlardır. Hepimiz kuluz, aciziz ve ölümlüyüz. Ne zaman kul olduğumuzu, aciz olduğumuzu, bir gün yapıp ettiklerimizin hesabını vereceğimizi unuttuk işte o zaman egomuz sınırsız özgürlüğe kavuştu.
*
Sabah kalktım iki ses kulaklarımda yankılandı. Camiden gelen çocukların sesi ve horoz sesi. Sonra içimden, çocuklar camide sen ev kafesinde niye, horozlar ayakta sen yatakta niye, dedim. Sabah güneş doğmadan ayakta olamayan bir insanın kaybının büyüklüğünü kelimeler anlatamaz.
*
Yeni insanlar tanımaya gerek yok, biz daha etrafımızdakileri tanıyamamışız, diyordu bir araba arkası yazısında. Bu zamanda tanıdıklarımız bile maskeli. Maske üstünde maske var. Akıllar fırıldak, gönüllüler fırıldak, gözler fırıldak, diller fırıldak, hal ve hareketler fırıldak.
*
Herkes sabah olunca bir yerlere koşuyor. Kimi tarlaya bahçeye, kimi dağa yaylaya, kimi şirkete, kimi işyerine büroya kimi yazlığa denize, kimi koltuğa, kimi şöhrete, kimi ekran başına, kimi ilme ve irfana. Peki, günün sonunda en çok kazançlı çıkacak kimler? İlmin peşinde olanlar.
*
Onlar şehvet sarası içinde tepinirken sen elinde madenci lambası toprağın yedi kat derinliğine uzanıp hayali madenler arayacaksın. İnciler çıkaracaksın ummanlardan." diyor Cemil Meriç. Nefsini ilah edinerek ona tapan insan modeli yerine sadece Allah’ı ilah edinen insan modeli.
*
Kendi yağı ile kavrulan dâhi yok, diyor Goethe. Yani yazar da bal arısı gibi bin bir çiçeğe konar, çiçeklerden polen ve nektar toplar; topladıklarını bala dönüştürür. Yazar da arı misali bitkileri, hayvanları, insanları, cansızları gözlemler; bala, bazen de zehirli bala dönüştür.
*
Bir erkek evindeki hanımı, çocuklarına ilgi, sevgi, muhabbet göstermeyerek dışardakilere iyi görünmeye çalışırsa yine bir kadın, evindeki erkeğine ağza alınmayacak sözler söyler, onu adam yerine bile koymaz, dışardakilere ise ağzından bal damlarsa Allah’ın gazabını üzerine çeker.
*
Geçmişin bir öğretmen ömür boyu ceza değil, hayatın bir sonraki bölümünü yazarken kalemi ona verme, diyordu bir konuşmasında bir psikolog. Ne yazık ki, geçmişin travmaları geleceğin kaygısı bugünümüzü çalıp götürmektedir. Bugün daha güçlü en güçlü. Bugünde kal, umutla kal.
*
Okullar açılmasına az kaldı. Peki, çocukları önce kim eğitecek. Anne baba. Peki, anne babanın kafası karışıksa geçim derdine düşmüşse kim yetiştirecek? Eğitimciler. Peki ya çocuk ideal, yaptığı işi çok da sevmeyen bir eğitimciye denk gelirse kim eğitecek? Çevre. Çevre, mahalle bir çocuğu eğitebilir mi? İyi yönde eğitmesi çok zor. O zaman önce anne baba ve eğitimcilere ihtiyaç var. Bir toplumu, anne babalar ve eğitimciler iyi bir nesil yetiştirerek güzelleştirebilir. Mürebbi kendini hakkıyla eğitir ve terbiye ederse çocuklar çiçek açar.
*
Ülkemizin insanları ne tam Doğulu ne tam Batılı, ikisi arasında gidip gelen bir seyir izliyor Tanzimat’tan bu yana. Kaldırımda karşı karşıya gelen ve gözüme çarpan iki bayan. Birisi dörtte üç oranında kapalı, diğeri dörtte üç oranında açık. Görünüşte biri Doğulu biri Batılı. Peki, zihin ve öz ne durumda. O da şaşırtıcı, birçoğumuzun düşünme sistemi dünyayı algılayışı seküler.
*
Lüks ve konfor hazırcılığı, tembelliği, sorumsuzluğu, taşkınlığı ve şükürsüzlüğü beraberinde getirir. Çocuklarınıza yaşına göre sorumluluk vermez, bir işte çalıştırmaz, onların yapabileceği işleri bile kendiniz yaparsanız sorunlu ve memnuniyetsiz bir evlat yetiştirmiş olursunuz.
*
Düşünür, yazar, sanatçı olmak zamanı aşmak kolay mı? Cemil Meriç’ten dinleyeyim. “İşim yoktu, param yoktu, dostum yoktu. Satacak bir şey de kalmadı. Kayınbirader, her gün yeni bir hakaretle şahsiyetimi ezmeye memur bir işkence memuru idi. Vazifesini bir an bile ihmal etmeyen bir işkence memuru. Elli lira avans almıştım. Duvarından yıldızlar görünen soğuk bir odada yatıyorduk. Gece yarılarına kadar çalışıyordum. Ama bahtiyardım, bahtiyardık. Haftada bir et yiyemiyorduk, aylarca evden çıkmıyordum.”
*
Toplumu silkeleyen, uyandıran işi sözüne uygun, zihinsel üretimi her türlü üretimin önüne alan, davasını pula satmayan, cesur, hak ve hakikati canı pahasına haykıran, yaptıkları karşılığında menfaat beklemeyen zihni, özü, ruhu özgür insan büyük, aşkın, derya insandır. Her toplumda az bulunurlar, ölümsüzlüğü tadarlar.
*
Dünyanın her yerinde bir yaşanılan din var bir de kullanılan din. Toplumu oluşturan bireyler, insanların gördüğü ve görmediği yerde ilahi sınırları rahatlıkla aşabiliyorsa adı var ama tadı olmayan, ismi olan ama cismi olmayan kullanılan din var demektir. Yaşanılan dinde daha çok diller değil, yaşantı, görünüş, hal ve hareketler konuşur. Yaşanılan din bizi izzetli, ahlaklı, diri, kılar. Yaşanılan dinde ahlaklı insanlar çoğalır, suç oranları azalır. Müntesiplerine dünya ve ukba saadeti verir.
*
Anne ve babaları dünyalarını değiştirince on bir kardeş toplandı; ama bir türlü mirası paylaşamadılar. Miras paylaşmak kolay mı? Zor ya! Sadece ev, tarla, bahçe, araba paylaşılmıyor ki! Geçmişteki hesaplaşmalar, içimize attığımız iyileşmemiş yaralar, biriken kin, öfke, haset vb.
*
Annem diyor: Oğlum kafanı yorma, yazıp durma. Ben de diyorum, anne zihnime bazı düşünceler konuyor; hemen onu not etmezsem bir süre sonra uçup gidiyor. Ben de hatırda kalmaz, satırda kalır, kalem unutmaz diyerek zihnime misafir olan düşünceleri not ederek en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyorum. En iyi şekilde ağırlanmayan misafir bir daha evimize gelmez ki! Not etmek ve yaymak hızla geçen zamanı az da olsa tutmaktır.
*
Kütüphane denince içinde kitaplar olan bir oda, salon bir bina anlaşılır. Aslında büyük dünya evinde okunacak o kadar çok kitap var ki! Bitkiler, hayvanlar, insanlar, geçmiş, bugün, gelecek, gökyüzü ve yeryüzü arasındaki her şey okumasını bilene bir kitap bir kütüphane. Yeter ki, alıcılarımız açık olsun. Sevgi ve güven bir bireyi, aileyi, toplumu ayakta tutan önemli iki unsurdur. Sevginin yerini kin, nefret, eleştiri, öfke, buğzetmek; güvenin yerini de şüphe, evham, kuruntu, paranoya almışsa işler zorlaşır. Sevgi, merhamet ve güven yoldaştan gelir ve gidilen yolu kolaylaştırır.
*
En güvenli yer ne hava ne deniz. En güvenli yer kara. Her şeyi kuşatmış olan Allah’ın yeri sizinle birlikte göçürüvermesinden emin misin? O zaman bakarsınız ki, yer çalkalanıyordur, diyen Rabbimizin emrindedir en güvenli olan kara. Rabbimiz bizleri her türlü musibetlerden korusun.
*
Bir otobüste, tramvayda ya da misafirlikte birbiriyle konuşan azaldı. Hemen hemen herkesin başı önünde, gözü akıllı telefonlarda. Muhabbetin ölümü bu çağda olsa gerek. Akıllı telefonlar bizleri aynı binada, evde, ortamda yasayan ama birbirine çok yabancı bir hale dönüştürdü.
*
Karanlık insanların karanlık düşünceleri, eylemleri olur. Aydınlık insanların ise aydınlık düşünceleri, eylemleri olur. Karanlık insanlar, toprağa karışmayan bir tohum gibi çürür, gider ve cehenneme yuvarlanır. Aydınlık insanlar ise toprakla buluşan bir tohum gibi bakiye uzanır.
ALİ ALTAYLI