Bugün saat 9.20 gibi eşim telefon açtı. Geçen gün beni telefonla görüştürdüğün akrabam, Urgan Mahallesi Zengen köyü yolu üzerinde meydana gelen otomobil kazasında vefat etmiş; hanımını da hastaneye kaldırmışlar, dedi. Bugün sabah Saliha ablam telefon açtı; ondan öğrendim, diyerek annesine çok benzeyen değerli dayısına, çok üzüldüğünü ve “iyi ki iki gün önce telefonla konuşmuşum, son kez sesini duymak nasip olmuş,” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Kazada vefat eden yetmiş yaşlarında temiz yüzlü, orta boylu, Mustafa dayı dört beş gün önce işyerine gelmişti. Akrabam bana bir iş ayakkabısı ver, dedi. Çay söyleyeyim dedim. Çok içtim diyerek kabul etmedi. İstediği iş ayakkabısını verdim; ikram istedi, ikram ettim. Bizim kıza, çocuklara selam söyle diyerek işyerinden ayrıldı.
Şu an Karaman’da oturduğunu, iş ayakkabısını köyde giyeceğini söylemişti. Mustafa dayıya aldığı iş ayakkabısını giymek nasip olmadı. Temiz yüzlü ve akraba hukukuna çok dikkat eden Mustafa dayıya Allah’tan rahmet, hanımına ve diğer yaralı olarak hastaneye kaldırılanlara da acil şifalar dilerim. Yakınlarına hayırlı, uzun ömürler dilerim.
Bu olaydan sonra ölümün bize ne de çok yakın olduğunu hissettim. Gelecek endişesi çeken bizlere, acaba gelecek günlere ulaşmak nasip olacak mı? Hayatın, ömür dakikalarının bir garantisi yoksa aşırı bir şekilde gelecek kaygısı çekmek, Hak’la ve diğer insanlarla ilişkilerimizi bozmak da doğru olmasa gerektir.
Hepimiz ölümden konuşur, ölenleri görür, cenazesine katılır; ama hiçbirimiz ölmek istemeyiz. Çoğumuz ölümden korkar, bazılarımız “ölüm” sözünü hiç duymak istemez; kaçtığımız ve korktuğumuz ölüm gelir ve bir gün zamansız bizi bulur. Ölümün sahibine inanmış, güzel bir ömür sürmüş, zihnini ve özünü temizlemek için mücadele vermiş insanlar için ise ölüm, diğer taraftaki yolculuk için bir bilet, güzel bir yolculuk senedidir.
Üniversitedeki hocamın bir sözü aklıma geldi:
“Aslında kaçtığımız, kovaladığımızdır.”
Hayat, anlamlı yaşam, insani ilişkiler ve ölümle ilgili birkaç şiire de yer vererek bugünkü yazımızı sonlandıralım:
Necip Fazıl Kısakürek:
Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!
Yunus Emre mısralarında ne güzel ifade etmiş:
Sular hep aktı geçti,
Kurudu vakti geçti,
Nice han, nice sultan,
Tahtı bıraktı geçti.
Dünya bir penceredir,
Her gelen baktı geçti.
Abdurrahim Karakoç’un “İncitme” şiiri, ölümlü olan bizlere, şu çok kısa ömürde zarif olmayı, kimseyi incitmemeyi öğütler:
Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin
…
Buradayım de ararlarsa
Doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
Bayrak senden incinmesin
*
İl göçsün göçtüğün vakit
Yol yansın geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Kaynak senden incinmesin.
…
Yunus Emre’ye ait olduğu iddia edilen aslında Bestami Yazgan’a ait olan mısralarda ölümlü olan biz insanlara ne güzel tavsiyeler var:
Çiçeklerle hoş geçin,
Balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için
Dalı incitme gönül.
*
Konuşmak bize mahsus,
Olsa da bir güzel süs,
‘Ya hayır de yahut sus,’
Dili incitme gönül.
*
Sevmekten geri kalma,
Yapan ol, yıkan olma,
Sevene diken olma,
Gülü incitme gönül.
*
Başın olsa da yüksek,
Gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek
Yolu incitme gönül.
*
Mevlâ verince azma,
Geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma,
Külü incitme gönül.
*
Dokunur gayretine,
Karışma hikmetine,
Sahibi hürmetine,
Kulu incitme gönül.
ALİ ALTAYLI