Bu bayramda doğup büyüdüğüm, çocukluk ve gençlik yıllarımın geçtiği köye gittik. Birçok kişiyi evlerinde ziyaret ettik. Konuşmaya, içten muhabbete susamış gönüller, sevgiye hasret gözler ve yüzler hemen kendini belli ediyordu. Sevgi, zaten insanın ikinci kalbi değil miydi? Kalp durursa insan ölür; sevgisiz, aşksız, muhabbetsiz bir insan da yaşarken ölmez miydi? İçinde sevgi ve şefkati barındırmamak için direnen bir insan, insan ismini gerçekte hak edebilir miydi? Demlenmiş kin ve nefret sebebiyle bayramlarda bile birkaç adım ötesindeki hemen hemen her gün yüzünü gördüğü komşusuna akamayan bir insan, içine kurt giren bir ağaç gibi kendisini yavaş yavaş çürütmüyor mu?
Yunus Emre’nin mürşidi olan Tapduk Emre ne güzel ifade etmiş:
Aşk ile yürüyen, sırtında dünyayı taşır!
Aşksız yürüyen, beden diye bir ceset taşır!
Telefonlarımızda sim kart olmazsa en teknolojik, çok yönlü telefonun bir anlamı olmayacağı gibi veya şarjsız telefonu uzun süre üzerimizde taşımada ısrar etmeyeceğimiz gibi en büyük kazanım ve nimetlerden olan iman ve sevgi de bizim yanımızda, içimizde olmazsa değersiz, sönük, katı, donuk, verimsiz, soğuk bir görünüme bürünürüz. Sadece madde ve beden olarak dünyada var olur, halka ve hakka doğru akarak sonsuzluğa kendimizi taşıyamayız.
Aslında biz insanların her gün iç dünyamızdaki bayrama kavuşturan dört büyük kazanım var:
Tahkiki, güçlü, sarsılmaz iman
Arı duru sevgi ve aşk
İyi niyet, olumlu düşünce
Her gün az da olsa içine bir şeyler koyduğumuz hedef, vizyon
Bir insan için iman, en büyük kazanım ve nurdur. Kalp durursa ölürüz, kalbimizin derinliklerinde iman ve tüm canlılara doğru yürümemizi sağlayan sevgi ve şefkat olmazsa da genç yaşta ölen ve sekseninde gömülen ihtiyarlar durumuna düşeriz.
İman, bize aşkın bir düşünme şekli kazandırarak Rabbimize bağlar. Dünya ve sonsuzluk kazancına gür, hayata hayat kılınmış bir imanla kavuşuruz. Allah’a iman dolu bir kalple bağlanan insan, O git diyorsa gider, ziyaret et diyorsa eder, ver diyorsa verir, sakın diyorsa sakınır. Kendi aklı, nefsi, benliği ve geçmiş yaşantısını bir tarafa bırakarak Yaratıcısının isteğini öne almayı bilir. Bize bunu sağlayan imanın gerekliliği olan teslimiyettir. İman ve derya bir gönül ve sevgi olmazsa bir insan bir insana doğru niçin akar ki?
Mehmet Akif Ersoy’un iman noktasındaki tespiti dikkate değerdir:
İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.
Nasıl ki, aşk ve sevgi fakiri bir insan beden diye bir ceset taşıyorsa yine, iman şarjıyla Rabbine bağlanamamış bir insan da kendine yük olan bir beden taşır.
İman; itimattır, teslimiyettir, aydınlanmadır, barışmaktır, vahdettir, imkandır, güçtür, atılımdır, benliği yıkmak, manevi hastalıklara dur demektir, ahlaktır, nurdur, şükürdür, rızadır, sabırdır,muhabbettir,dürüslüktür,cesarettir,cömertliktir iki dünya mutluluğudur.
Biz, bu asrın insanları, git gide yalnızlaşıyor; yalnızlığın korkunç karanlıklarında yaşamaya alışmak zorunda kalıyoruz. Yalnızlığın olduğu, kaynaşmanın, samimi sevgi ve muhabbetin olmadığı yerde psikolojik hastalıklar cirit atıyor. Sevgi ve muhabbet ilaçtır, sağlıktır, şifadır. Dini bayramlarımız bu derin karanlıklara ışık olup nur saçıyor ve bizlerin kaynaşmasına vesile oluyor.
Bayramları beklemeden birbirimizi her gün mutlu etsek, olmadı haftada bir, olmadı ayda bir. Ömrümüz çok uzun değil ki, sevgi beklemeye gelir mi ki…
Özellikle yaşlılara ve çocuklara sevgi çeşmesinden kana kana içirsek…
Dünya her gün dönüyor. Biz dünya ile dönebilecek miyiz, yoksa dünyadan düşecek miyiz? Diğer bayramlara kim öle kim kala?
Özünü, zihnini güzelleştirerek iyi niyet, güçlü iman, aşkın sevgi ve muhabbetle birbirine doğru akanlara ne mutlu!
Olumsuzluklara takılmayarak, onu diline dolamayarak bin bir yere sevgi tohumları saçarak sevgiyi çoğaltanlara ne mutlu!
Her gün, günlerini bayram edenlere ne mutlu!
ALİ ALTAYLI