ŞEB-İ ARUS (MEVLANA HAFTASI)
Hz. Mevlana’nın ölüm yıldönümüne denk gelen tarihlerde idrak edilen “Hz. Mevlana’nın 749. Vuslat Yıldönümü Anma Törenleri” (Şeb-i Arus) her yıl olduğu gibi bu yıl da 07-17 Aralık tarihleri arasında kutlanacak. Bu kutlamaların amacı Hz. Mevlana’yı daha iyi anlamak ve anlatabilmektir. Hepinizin bildiği gibi Hz. Mevlâna bu geceyi Yaratıcısına, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü için “Düğün Gecesi” olarak adlandırılmıştır.
Neden Hz. Mevlâna’yı bu kutlamalar sayesinde daha iyi anlamalıyız? Hz. Mevlâna niçin büyük ve zamanın geçmesi onu eskitemiyor?
Çünkü;
*Çoğumuzun adını bile anmak istemediğimiz, bizden çok uzak olmasını istediğimiz ölüme “Düğün Gecesi” diyecek kadar sonsuzluğa âşık, onun sahibine tutkun bir ariftir, Hz. Mevlâna.
*Birçoğumuzun dış dünyayı aşamadığı, dışa taptığı günümüzde dış dünyanın çekiciliğinden, karmaşasından, boğuşmasından kendisini çekip kurtarabilmiş; iç dünyasında, kendisine ayrı bir manevi dünya kurmuş büyük bir sultandır, Hz. Mevlâna.
*Yine günümüzde birçoğumuzun bu noktada başarısız olduğu nefis tuzağını aşabilmiş, hedonizme kapılarını kapatabilmeyi başarabilmiş, heva yerine Huda diyebilmiş, sonsuzluğun güzelliğine talip aşkın ruhlu bir âlimdir, Hz. Mevlâna.
*Aklımızı, benliğimizi büyüttüğümüz kendimize toz kondurmadığımız günümüzde, Hz. Mevlâna kalbi ve gönlü esas alıyor. “Ene” yerine “nahnü-O”, diyor. Aklın ve benliğin tuzaklarından kendini muhafaza ederek Hakkı görebildiği için büyüktür, Hz. Mevlâna.
*Tefrikanın kol gezdiği günümüzde Hz. Mevlâna birleştiriyor; ayırmıyor, kayırmıyor. Vahdetten yana duruş sergileyerek birleştirici güç olmaya çalışıyor. Eserlerindeki şu sözü dikkat çekicidir: “Biz bu dünyada güneş gibiyiz. Herkese can vermeye, tüm insanlık âlemine yararlı, faydalı olmaya gelmişiz…Biz altın gibi birkaç kimsenin öz malı değiliz. Biz ummanlar gibiyiz madenler gibiyiz; biz bu âlemde herkesin malıyız.”
*Sevgililerimizin çoğaldığı, sevgimizin dağıldığı (yat, kat, masa, nisa, arsa, çocuk çoluk, para, marka, moda, ekranlar, canlı cansız vb.) günümüzde, tek bir Sevgiliye ve Resulüne doğru bizi götürdüğü için asla unutulmayacaktır, Hz. Mevlâna.
* “Her şeyi kaybettim; ama kendimi buldum.” diyerek bir insanın yaşadığı sürece kendini bulmasının, kendi içine dönmesinin ve oradan Hakka yolculuğunun önemini vurguladığı için değerlidir, Hz. Mevlâna.
* “Kapı ardına kadar açıkken neden hapishanede kalırsın.” diyerek Rabbimize yönelmenin, dua etmenin, ihtiyacımızı yüce bir makama götürmenin ve sadece Ondan istemenin, kula kulluktan kurtardığını bizi özgürleştirdiğini söyleyerek çağları aşıyor, Hz. Mevlâna.
*“Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin?” diyerek başımıza gelen musibetlerin bizi güzelleştireceğine, olgunlaştıracağına, büyüteceğine, bize güzel yarınlar hazırlayacağına vurgu yaparak imtihanlarımızla savaşmak yerine, barışmamız gerektiğini ısrarla söylediği, evrensel olanı dillendirdiği için zihinlerde ve gönüllerde taht kurmaya devam edecektir, Hz. Mevlâna.
*“Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.” diyerek küsmek, kapıyı kapatmak, gidip gelmemek, defterden silmek için bahanede şahane olmamaya vurgu yaparak sevgi ve muhabbeti diri tutmanın önemini anlattığı için yeri zor doldurulan ender bir şahsiyettir, Hz. Mevlâna.
Hediye olarak birbirimize götürdüğümüz, evlerimize çerçeveletip astığımız birkaç cümleden oluşan ama büyük bir dünyayı, evreni (iç ve dış) güzelleştirecek hepimizin bildiği şu sözler, altın harflerle yazılsa yine değerini hakkıyla anlatmakta aciz kalırız.
Hakkıyla anlayıp yaşadığımızda dünya bugünkünden çok da güzel olacağına inancımız tamdır.
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörülülükte deniz gibi ol
Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!
Maskeli yüzlerimizin çoğaldığı, ikiyüzlü değil iki bin yüzlü olduğumuz günümüzde ibadet yerlerinde ayrı, evde ayrı, ticarette ayrı, cadde sokakta ayrı, kendimizle baş başa kaldığımızda “ayrı bir ben” sergilediğimiz günümüzde “olduğumuz gibi görünmek, göründüğümüz gibi olmak” ender şahsiyetlere münhasır olsa gerek.
Ali ALTAYLI