Egoist insanın küçük ve hastalıklı bir dünyası vardır. Kendilerince oluşturduğu bir dünyada, kendilerinden ve onları koşulsuz sevenlerden, onaylayanlardan başka kimseye dünyalarında yer yoktur. Egoist insan, yaptığı her şeyin kusursuzluğuna inanır. Başkalarının ortaya koyduğu her şey onun eserine göre kusurludur. Başkalarının başarısı onu tedirgin eder; başarı, sadece onun ve onu koşulsuz onaylayanların hakkıdır. Övgüyü, sevgiyi, onayı sadece kendilerinin hak ettiklerine gönülden inanırlar. “Ben” birinci tekil zamiri onların ekmeği, tuzu, suyu, havasıdır. Konuşmaları esnasında “ben”le başlayıp “ben”le sonlanan cümlelerine rastlamamak mümkün değildir.
Egoist insanın, çoğu zaman burnu havada, kasları gergin, yüzü donuk, tebessümü az; kibri, öfkesi, kindarlığı çoktur. Bir anda kendisinin karşısında olan bir insanı siler, uzun süre konuşmayabilirler. Yolunda gitmeyen bir durumda çabuk öfkelenirler, isteklerinin bir an önce olmasını isterler, beklemeye tahammülleri yoktur.
Kendisine, dış kazanımlarına adeta tapan ve hep kendine doğru akan egoist insan, başka hiçbir kimseyi görmez ve göremez. Başkalarının içler acısı durumu, onların iç dünyalarında büyük bir etki oluşturmaz. Kendilerini çok büyük gördükleri için en büyük olan yaratıcı ile de araları bozuktur; vahyi işlerine geldiği gibi kullanır, hayatlarının her alanına karıştırmazlar. Üzerinden geçtiğimiz bu dünyada sınırlı bir zihin ve gönül ikliminde mağrur olarak yaşar ve ölürler.
Egoist insan, şu dört şeyi yapmakta zorlanır.
Secde ve dua edemez.
Özür dileyemez.
Mütevazı olamaz.
İnsanların içinde uzun süre bulunamaz ve onlarla iletişimi sürdüremez.
Secde ve dua edemez, çünkü kibirli insan Rabbini gerçek manada ilah olarak kabul etmez. Acz ve fakr zaman değirmeni içinde öğütüldüğünün farkında olamaz. Elde ettiği başarılar ve imkânların kendisini ölümsüzleştireceğine inanır. İçine düştüğü sıkıntılı durumdan yine kendi imkânları, aklı ve tecrübesinin yardımıyla çıkabileceğine inanır. Bilime, teknolojiye çok inanır; kendisini yoktan yaratana ve bir gün ölüp hesap vereceğine ise az inanır. Dua ile Rabbi le iletişime geçemez, var olamaz, gönül dünyasını genişletemez, kalbi rahatlığa ulaşamaz. Dua ve kullukla melekleri geçebilen insan, dua ve kulluktan yüz çevirdiği zaman hayvandan aşağı bir hayat seviyesinde yaşamaya başlar. Aslında egoist insanın hastalıklı bir zihin, gönül ve ruh dünyası vardır; dayanak ve yardım noktaları kendi gibi aciz ve sıkıntılı yerlerdir.
Özür dileyemez, çünkü egoist insan kendisinin kusursuz olduğuna inanır. Hataların kaynağı hep başkaları ve dış âlemde yaşayan herkestir. Eğer kendisinin bir anlık hata yaptığını düşünse bile bu kendisinden değil, bu hatayı yapmasına neden olanların yaptıkları yüzündendir. Kendisini hatasız, başkalarını kusurlu gördüğü için hiç kimseden kolay kolay özür dilemez. Egoist insan, özür dilemenin bir hatanın insani bir zafiyetin sonucu olduğunu düşünür. Özür dileyemediği için insanlarla kusurlarını, günahlarını itiraf edip af dileyemediği için de Hak’la iletişimi bozuktur. Sıkıntılı, stresli, şikâyetli, hastalıklı, gergin, soğuk, dar bir vücut evinde yaşamını sürdürür.
Mütevazı olamaz, çünkü egoist insan esnek olmayan dik, sert, kibirli, narsist insandır. Burnu yere düşse almaz deyimi tam da bu kişiler için söylenmiştir. Şeddatlar, Nemrutlar, Firavunlar yolunun yolcusu olan egoist insan, Rabbini hakkıyla büyük olarak kabul etmediği için batıl, kir akan oluktan akar ve ölür. Daha çok Rabbimize karşı edepli ve mütevazı olmak, kendini dev aynasında gören insanlara karşı da çok da mütevazı olmamak gerekir. Kibirli insan mütevazı yaklaşımı değil, kibirli yaklaşımı hak eder.
Kibirli olmayana karşı kibir gösteren kişi mütevazı yaşamın verdiği huzur ve ruh ikliminden yararlanamaz.
Şairlerin şiirleriyle konumuza açıklık getirelim.
Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyicek hâke nebât
Mütevâzî olanı rahmet-i Rahmân büyütür.
(Tohum toprağa düşmeyince filizlenip büyüyemez. Bu bakımdan Allah Teâlâ’nın rahmeti, kibirlileri değil, mütevazı olanları büyütür ve yüceltir.)
İrtifâ-ı kadr için lâzım tevâzu’ âdeme
Şemsi gör kim sâyesin salmış ayaklar altına
(İtibarını yükseltmek için alçakgönüllülük lazım insana. Güneşi gör ki faydasını, bereketini salmış, sermiş ayaklar altına.)
Hayr u şer her ne ki işlerse kişi kendinedir
Kimseyi hor göremez bilse kişi kendi nedir
(Bir kişinin hayır ya da şer olarak işlediklerinin hepsi aslında kendisi içindir. Bir kimse hakikatte kendisinin ne olduğunu bilse kimseyi hor görmez, kimseye yüksekten bakmaz.)
İnsanların içinde uzun süre bulunamaz ve onlarla iletişimi sürdüremez; çünkü egoist insan her zaman kendisinin dinlenilmesini, onaylanmasını, alkışlanmasını, takdir edilmesini ister. Bu isteği çoğu zaman karşılanmaz ve o da iletişimi keser ve ortamdan uzaklaşır. Aynı zamanda grup içerisindeki insanlar da kibirli insana karşı soğuk davranır ve uzun süre arkadaşlık kurmak istemez. Bütün insanların fıtratında kibirli insana karşı soğuk davranma hissi vardır. Kibirli insan iticidir, alçak gönüllü insan ise çekicidir.
Egoist insan kendi mahiyetini unuttuğu için hem dünya hem ukba zarar ediyor. İki necisin çıktığı küçük bir alandan dünyaya imtihan için geldiğini unutan bir insanın kaybı büyük oluyor.
Aslında bir insan, Bediüzzaman Said Nursi’nin tespitiyle acz ve fakrını Rabbine göstermekle büyüyor; egoistlik, benlik ve enaniyetle küçüldükçe küçülüyor.
İnsanda iki vecih var: Birisi, enaniyet cihetinde şu hayat-ı dünyeviyeye nâzırdır. Diğeri ubudiyet cihetinde hayat-ı ebediyeye bakar. Evvelki vecih itibariyle öyle bir bîçare mahlûktur ki; sermayesi yalnız ihtiyardan bir şa’re (saç) gibi cüz’î bir cüz’-i ihtiyarî ve iktidardan zaîf bir kesb ve hayattan çabuk söner bir şu’le ve ömürden çabuk geçer bir müddetçik ve mevcudiyetten çabuk çürür küçük bir cisimdir. O haliyle beraber kâinatın tabakatında serilmiş hadsiz enva’ın hesabsız efradından nazik zaîf bir ferd olarak bulunuyor.
İkinci vecih itibariyle ve bilhâssa ubudiyete müteveccih acz ve fakr cihetinde pek büyük bir vüs’ati var, pek büyük bir ehemmiyeti bulunuyor. Çünki Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i maneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesîm bir fakr dercetmiştir. Tâ ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınası nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerim bir zâtın hadsiz tecelliyatına câmi’ geniş bir âyine olsun.
Kısaca egoizmin, psikolojide karanlık üçlü dediğimiz narsisizm, makyavelizm, psikopatiye giden bir zemin hazırlama olasılığı yüksek. Egoist insan çıkarları doğrultusunda birçok kişiyi kullanabiliyor, manipüle edip yalana başvurabiliyor.
Ne yapmalı derseniz?
Önce egoist insanı iyice tanımalı ve mümkünse hemencecik kendisinden uzaklaşmalı.
ALİ ALTAYLI