Birazcık aklın varsa kalan ömründe ilme yatırım yap. İlim kolay kolay görünmez, define misin virane misin herkes bilemez. Mala yatırım ise görünür, bilinir. Gözü, sözü, gamı, kederi, stresi çok olur. İlim seni yüceltir, izzetli kılar; mal ise çoğu zaman baş ağrıtır, gönlü yorar, iç huzuru giderir.
*
Batı medeniyeti, gerçek tanrıyı hayatından çoktan kovdu, yerine sahte tanrılar icat etti. Batı medeniyetinin iki büyük sahte ilahı: Haz ve maddedir. Kadını, annelik rolünden çıkartıp sokağa mahkûm etti. Maddeyi ön palana çıkararak manayı geri plana itti. Mana eksikliğinin getirdiği büyük boşluk, psikolojisi bozuk insanları ve eğlence merkezlerini çoğalttı.
*
Cuma hutbesinde hocamız, aile kurumunu sapkın akımlardan dizilerden, sosyal medyanın bozucu etkisinden korumalıyız. Güçlü aile, güçlü devlettir, dedi. Bireyleri, aileleri, toplumu İslami düşünme sisteminden uzaklaştıran, ahlaksızlığı normalleştiren diziler, hâlâ ne diye reytingte, gösterimde o zaman?
*
Her insan itibar, sevgi, övgü, takdire açtır; hemen hemen herkes ekmek, su, havayı aradığı gibi bunları arar, durur. Kimileri bir türlü veremediği sevgi, saygı, takdiri ister. Kimileri de çile, ıstırap çekmeden insanlık için bir anlamlı gayretin içine girmeden kolay yoldan ister.
*
Yaşlı bir amca şöyle dedi: Hanım öldü, yeniden evleneyim dedim. Talip olduklarım ilk önce malın var mı evin var mı katın var mı diye sorup durdular. Canım sıkıldı, üç katlı evi üç oğlanın üzerine yaptım, oğlanlar da kızların gönlünü edin, dedim. Oğlanlarım, kızlarım, gelinlerim her gün arar, çocuklarımdan memnunum.
*
Bugün bu âlemde en revaçta olan şey kulun kula gösteriş yapması, kulun kula yaranma gayretine düşmesidir, der Abdülkadir Geylani Hazretleri. Gösteriş ihlâsı, elimizdeki nimeti ve iç huzuru gideriyor. Kullara yaranma gayreti ise kula kulluğun kapısını acıyor, şirke yöneltiyor.
*
Hepinizin ruhları, kalpleri ölü, aklıselimleri ölü, buna karşılık nefisleri, heva ve hevesleri dipdiri. Hep dünyaya ve dünyalık şeylere talipsiniz, der Abdülkadir Geylâni Hazretleri. Diziler, sosyal paylaşım siteleri, dünyayı taparcasına sevmek heva ve heveslerimizi coşturdu.
*
Kalbin hayatiyeti fani varlıklara bağlanmaktan sıyrılmakla manen Allah ile birlikte olmakla mümkündür, der Abdülkadir Geylâni Hazretleri. Kalbimizi kamera ile seyretme imkânı olsaydı birçoğumuzun kalbinin derinliklerinde görünen nefsi, çoluk çocuğu malı mülkü evi barkı parası pulu gücü olurdu.
*
Doğumla ölüm arası bir kısa hayat. Ne acayiptir biz insanoğlu. Bugün akrabalarımdan birini son yolculuğuna uğurladık. Ne cenazede bulunan ne salın ucundan tutan ne mezarı kazan ne de mevtanın üzerine toprağı atan hiç kimse bir gün zamansız öleceğine gerçekten inanmıyordu. Ölüm en büyük uyarıcı nasihat değil mi?
*
Dayımızın birinin cenazesine katıldık, diğerinin düğününe gideceğiz inşallah. Hanımın dayısı vefat etti, benim dayımın oğlu evleniyor. Birileri doğuyor, birileri evleniyor, birileri dünyasını değiştiriyor. Sevdiklerimizi iki yerde asla yalnız bırakmamalıyız: Üzüntülü ve mutlu zamanlarında.
*
İman, edep, akıl, ilim insanı hayvanlardan ayırır. Bu dörtlü bir insanda noksansa haz, keyif, hazım bencillik makinesine dönüşür. Mutfak, tuvalet arası geçen kısa bir hayatta iz bırakmadan hayvan gibi yaşar ve ölür. İnsan kaybeder nefsine tapınca edebi unutunca ilimden yüz çevirince.
*
Bugün akşam eve gelirken kırmızı ışıkta durduğumuz anda orta yaşlı bir adam gözüme ilişti. Dudaklarının arasına aldığı sigarayı sanki yer gibi hızlı hızlı çekiyordu. Kendi kendisiyle konuşur gibi bir tavır içindeydi. Stres, anlaşılamamak, değer görmemek insanı içten içe çürütüyor.
*
İnsan psikolojisini onaran, ona iyi gelen dayanak ve yardım noktası olarak kişinin Rabbini bilmesi, insanlardan beklentisini azaltması, güçlü iman, çalışmak, üretmek, sevmek, sevilmek, sevdiği işi yapmak, kaliteli eş dost çevresi, değerli olduğunu bilmek ve yolculuğa çıkmaktır.
*
İnsan beklentisinin yönünün istikameti oranında mutlu ya da mutsuz huzurlu ya da huzursuzdur. Beklentimizin yönünün fazlalığı yakın uzak insanlardan ise mutsuz ve umutsuz; Rabbimizden fazlalığı oranında mutlu ve huzurlu.
*
Soğuk varsa sıcak yoktur, zulmet varsa nur yoktur, kuraklık varsa yağmur yoktur. Bir insan vücudunda da şikâyet varsa şükür yoktur, kibir varsa alçakgönüllülük yoktur; kin, nefret, öfke, haset varsa affedebilmek, sevgi, muhabbet ve huzur yoktur.
*
Birçoğumuz dünyalık kazanmak için çalıştık, durduk. Kabrin arkası için gayretimiz ne de çok azdı ve ahlak gitti, ahlaksızlık çoğaldı. Din, iman, ahlak toplumun kalbiydi. Dünyalıkları kazandı birçoğumuz; ama hassasiyet gitti, dinginlik gitti. Kazandıklarımızı huzurlu yiyemiyoruz.
*
Bazı insanlar hatalarının farkına varır varmaz o hatadan döner. Bu insanlar, kendilerini kontrol edebilen, öz bilinci yüksek kaliteli insanlardır. Bazı insanlar bırak farkına varmayı inat, kin, öfke ile karışık bir ömür aynı yanlışta ısrar ederler. Onları uyaranları ise takmazlar.
*
Bencillik, mal tutkusu, mala adeta tapmak, kul hakkı diye insanın bir derdinin olmaması, kendini üstün ayrıcalıklı görmek, ölüm ve hesabı unutmak toplumdaki ahlaksız, sıkıntılı, problemli insanları çoğaltır; işler zorlaşır. Gökyüzü, yeryüzü, geçen zaman aynı değişen biz insanlar.
*
Kaldırımın kenarında duran bir arabaya yazılmış şu cümle gözüme çarptı: Dost, ayakkabı gibidir; ikisini de iyi seçmezsen arkandan vurur. Seni rahatsız eden ayakkabıyı çıkarır atarsın, zararı kısa süreliğinedir. İnsanın insana ayak oyunu ise insanı, kendinden, hayattan, iyi niyetten güvenden eder.
*
Kızı yeni sözlenen bir hanımefendi şöyle dedi: Şimdi gelinler kaynana, kaynanalar gelin. Oğlumuzla kızımızla geçinsin, çocuklarına annelik yapsın diye kaynanalar sus pus. Bu zamanda kaynanalar değil, gelinler ve sosyal medya kıymetli. Bu çağda fitnelik yapan kaynanalar değil, olması gereken yerde kullanılmayan sosyal paylaşım siteleridir.
*
Bu mavi ve beyaza boyanmış gök çatısı kimin; bu güzel, sınırsız boyanın sahibi kim? Gökyüzüne çıkan merdiven nerede? Gökyüzüne güneşi kim çakmış? Sağlam bir şekilde dizayn edilmiş, bin bir çeşit nimetlerle döşenmiş yer sofrası kimin? Anne karnındaki cenine göz, kulak veren kim?
*
Cennette olanlar cehennemdekilere sorarlar, sizi şu yakıcı cehenneme sokan nedir? Şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik. Fakirlere yemek yedirmezdik. Batıla dalıp gidenlerle dalar giderdik. Ceza hesap gününe yalan derdik. Ahiretten ne güzel bir diyalog, bir sahne.
*
Kırgınlıkların, darılıp küsmelerin, araya mesafe koymaların en önemli nedeni şudur: Ekonomik olarak kendine ve ailesine yetemeyen bir bireyin, beklenti arayışları ve umduğunu bulamaması, zihinsel ve kalbi fakirlik, zor zamanlarda bireye sahip çıkan, destek olan kaliteli, fedakâr eş dost çevresinin olmaması.
*
Vücut evimizin yöneticisi akıl, kalp, ruh ve vicdandır. Nefis, heva, şehvet, öfke ise vücut evimizin yönetici değil, kapıcısıdır. Diziler, sosyal paylaşım siteleri, eğlence merkezleri kapıcı olan nefsi, akıl, kalp, ruh ve vicdanın önüne geçirmek için var gücüyle çalışmaktadırlar.
*
Bugün işe geç kalan bir genci ziyaret ettim. Niçin geç kalktın, dedim. 1:30 da yattım, dedi. Patronuyla konuştum, genelde geç kalıyor, dedi. İşten çıkarmaması için tanıdığım olan patronuna rica ettim; yarın aynısını yine yapacak, dedi. Çünkü anneleri başında yoktu, baba ise çok çaresizdi.
*
Anne, baba ve akrabanın sahip çıkmadığı hiçbir çocuğa bir başkası onlar gibi sahip çıkamaz. Birinci derecedeki yakınların sahip çıkmadığı çocuk, problemli bir şekilde toplumda var olur. Anne, babanın en makbul ibadeti çocuklarının yanında olmak ve onları hayata hazırlamaktır.
*
Bir genç ben akrabalarımla ilişkiyi keseli yirmi sene oldu, dedi. İnsanın anne, baba, kardeş, akrabalarla ilişkisinin bozulması işleri zorlaştır; insan git gide yalnızlaşır, sorunlar altında ezilir, psikolojik dayanıklılığı azalır. Güçlü bağ, güçlü ve huzurlu bir gelecek demektir.
*
Kaynanayı ne yapmalı kaynar kazana atmalı, derlerdi. Elimizdeki akıllı telefonlar, sosyal paylaşım sitelerinin ahlaki hassasiyeti gidermesi, dizilerin aile hayatını bozması kaynanayı aratır, oldu. Bir an önce elimizdeki evimizdeki ekranlara çeki düzen vermezsek kaybedeceğiz.
ALİ ALTAYLI