Biz insanlar anne karnına düşer düşmez sabırsızlanır, bir an önce büyük dünya karnına çıkmak isteriz. Yine dünyaya gelip canlılık belirtisi olan çığlıkla ıngayla beraber bir an önce emeklemek, daha sonra yürümek, hemencecik büyümek isteriz. Okullu olmak, bitirince sınava girmek, iyi bir eğitimden sonra iş sahibi olmak isteriz. Evlenmek çoluk çocuğa karışmak isteriz. Kendimizi değerli hissettiğimiz eş dost, arkadaş, akraba çevremiz olsun isteriz. Daha sonra geniş bir evimiz olsun, markalı bir arabamız olsun isteriz. Elde ettiklerimizin şükründen acizken daha çok dünya nimetinin bizim olmasını ister, bir ömür isteklerimize ulaşmak için mücadele veririz. Nedense gözümüz durumu bizden çok da iyi olmayan insanları bir türlü görmek istemez, hep daha iyi konumdaki insanlara odaklanır. Daha sonra emekli olmak ister; rahat bir nefes almak, emekliliğin tadını çıkarmak isteriz. Bu sonsuz isteklerimiz ölüm gelip bizi bulana kadar bitmez, artarak devam eder.
Aslında biz insanların hayatı hep bir istek, mücadele, zorlukla örülmüştür. Hayatın bu zorluğu ergenlik çağından sonra yavaş yavaş kendisini gösterir. Evlilik hayatından sonra artarak devam eder. Aldığımız her bir sorumluluk omuzumuzdaki yükü arttırır. Artık çocuksu, katıksız, içten, doğal gülüşlerimizin yerini ciddiyet ve hafif tebessüm almaya başlar. Dünyada yüzde yüz garantili bir geleceğin, mutluluğun, huzurun olmadığını yaşadığımız hayat bize yavaş yavaş öğretir.
Necip Fazıl Kısakürek’in adı geçtiğinde akla gelen şiirlerinden biri olan “Sakarya Türküsü” nde insanın zorlu yolculuğuna atıfta bulunur.
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yandan akan benim, öbür yandan Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alınyazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
…
“Benimse alınyazım yokuşlarda susamak” mısralarıyla biz insanların zorluklarla mücadelelerine, karşılaşacakları küçük büyük imtihanlara kapı aralar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde:
“Dünyada rahat yoktur.” diyerek bizi üzen, yaralayan her türlü musibete hazırlıklı olmamızı ister.
Aslında biz insanlar bir yanılgı ile garantili günler, haftalar, yıllar hep olacak, gelecek, bizi bulacak düşüncesiyle sevgimizi ve mutluluğumuzu hep erteler; bir şeylere bağlar, dururuz. Çoğu zaman sevdiklerimizi ihmal eder; sevgi ve muhabbetimizi erteler, dostlarımıza gereken zamanı ayırmayız.
Bu sınavı kazanırsam mutluluğum garanti, deriz.
Kazandıktan sonra;
Keşke, bu sene atansam dünyalar benim olacak, deriz
Atandıktan, iş bulduktan sonra;
İstediğim adayla evlenebilirsem, her şey yoluna girecek, deriz.
Evlendikten sonra;
Bir kızım bir oğlum olsa mutluluğum mühürlenecek, deriz.
Çocuklarımız olduktan sonra;
Bir de kendimize ait evimiz ve otomobilimiz olsa geleceğimiz daha güzel olacak, deriz.
Evimiz ve otomobilimiz olduktan sonra;
Çocuklara iyi bir iş ve eş bulduktan sonra keyfimize diyecek, yok deriz.
Çocuklar da işini ve eşini bulduktan sonra;
Ah, bir de emekli olabilsek ne de güzel olacak deriz!
Emekli olduktan sonra;
Yıllardır benim keyfimi kaçıran, dünya saadetimi gideren bu hastalıktan bir kurtulabilsek ne de iyi olacak, deriz.
Deriz de deriz, “der” lerimiz bir türlü bitmez. Garantili ürünler satın almak ister; hedeflerimizin, isteklerimizin bir an önce bize doğru koşup “garantili” olarak bizimle kalmasını isteriz. Çoğu zaman unuttuğumuz bir şey var aslında, yüzde yüz garanti olmayan:
Canımız,
Cananımız,
Mal mülkümüz.
Pandemi ve 6 Şubat depremi biz dünya insanını “garantili gelecek” konusunda derin tefekküre yöneltti. Bazılarımızda zihinsel dönüşüme neden oldu. Sevdiklerimizi ertelememiz gerektiğini, onlara zaman ayırmamız gerektiğini, hırsla dünyaya bağlanmanın anlamsızlığını bize hatırlattı. Dünyanın garantili bir yer olmadığını, geçici ve imtihanlarla dolu bir yer olduğunu bize gösterdi
Rabbimiz, başımıza gelen bireysel ve toplumsal musibetleri hakkıyla okumayı nasip etsin. Milletimizi daha büyük imtihanlardan korusun. Depremzede kardeşlerimize sabır ve metanet versin. Yaralı olarak hastanede yatan kardeşlerimize de acil şifalar nasip etsin.
Ali ALTAYLI