Sadece namaz kılmak ve dinden konuşmak bizi kurtarır mı?
Çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir vatanda doğmak bizi kurtarır mı?
Kalbimizin temiz olması ve iyi niyetli olmak bizi kurtarır mı?
Dedemizin saygın ve âlim bir zat olması bizi kurtarır mı?
Dindar bir anne babaya sahip olmak bizi kurtarır mı?
Kutsal kitabımızı okumak, cüz takip etmek ama içindekileri anlamamak ve amel etmemek bizi kurtarır mı?
Ya yapmamız gerekirken yapmadıklarımız ya “suya sabuna dokunma” telkinleriyle yola devam etmemiz ya “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın,” bencil anlayışımız ya camiden eve evden camiye dar bir alanda hayata tutunmamız ya sadece kendimiz için yaşayıp bir yaraya merhem olamamamız ya konfor alanımızı terk edemeyişimiz ya kasa, masa, nisaya olan zaafımız ya dizi takiplerinden bir türlü vazgeçememe yönümüz ya sosyal paylaşım sitelerinde uğradığımız ahlaksal ve zihinsel dönüşüm, ucuzca harcanan zamanlar vb.
Bir başkasının hayatına dokunma, ona faydalı olma, toplumsal bir yanlışı giderme derdinde, tasasında, mücadelesinde olmadığımız takdirde hayatımızda daima eksik olan bir şeyler olacaktır. Bireysel ibadetlerimiz toplumsal ibadetlerle birleştiğinde sonsuzluğun kapısı bize açılacak ve yaşadığımız şu kısa ömür ebedileşecektir.
Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Bediüzzaman Sait Nursi, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır vb. âlimler, yazarlar döneminde sayısız insan yaşadı ve öldü. Ne isimleri var ne cisimleri. Birçoğunun mezar taşlarının yerinde yeller esiyor. Kemikler birbirinin içine geçmiş ve çoğu toprağa karışmış. Adı sanı çoktan unutulmuş.
Gelin bugünkü yazımızda zamanı aşan insanların özellikleriyle yaşarken bile unutulan insanların özelliklerini karşılaştırmalı anlatmaya çalışalım.
Zamanı aşan insanlar, dönemindeki yanlışları kabullenmeyen, toplumsal sorunlara duyarlı ve halkı bilinçlendirmek için belirli bir mücadelenin içine giren insanlardır. Yaşarken bile unutulan insanlar ise kendi menfaatlerine dokunmamak şartıyla her şeye” eyvallah” diyen insanlardır.
Mehmet Akif Ersoy’un hemen hemen hepimizin bildiği mısraları sosyal sorumluluğun ne denli önemli olduğunu anlatır.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zamanı aşan insanlar, kendilerine yatırım yaparlar; daima okur, düşünür, araştırırlar. Kendilerini geliştirirler, dil öğrenirler, seyahat ederler, kendileriyle uğraşırlar ve kendilerini, çevrelerini, ülkelerini daha iyi bir konuma taşmak için mücadele ederler. Yaşarken bile unutulan insanlar ise en büyük yatımları midelerine, şehvetlerine, çocuklarına, arsaya, tarlaya, bahçeye, dünyalığın bin bir çeşidine yaparlar.
Zamanı aşan insanlar cesurdur, can ve cananın derdinde değil; inandığı davalarının derdindedirler. Yaşarken bile unutulan insanlar, sadece kendi çıkarının olduğu yerde cesurdur. Can, canan, mal derdine düşerek Allah’ın mülkünü tapulama derdindedirler.
Zamanı aşan insanlar, büyük düşünür ve küçük adımlarla başlar. Az da olsa hedefleri ve insanlık bir şeyler yaparlar. Yaşarken bile unutulan insanlar ise küçük düşünür, büyük konuşurlar. Birçoğunun hedefleri bile yoktur, tek dertleri kendileri ve kendileri için iyi gelen her şeydir.
Zamanı aşan insanlar, hak ve hakikat için yaşarlar ve ölürler. Yaşarken bile unutulan insanlar rüzgâra göre yön değiştirirler, güce göre göre şekilden şekle girerler.
Zamanı aşan insanlar, zamanını ve elindeki imkânları iyi yönetirler. Yaşarken bile unutulan insanlar, bedava verilen zamanı öldürürler, zamanın cebine bir şey koymadan geçmesine neden olurlar. Verilen imkânları da en iyi şekilde değerlendiremezler.
Zamanı aşan insanlar, işleriyle uğraşır; başkalarının hatasını çerçeveletip duvara asmanın derdine düşmezler. Yaşarken bile unutulan insanlar, kişilerle uğraşır, zihnini yorar ve dağıtır. Başkalarının günahını çerçeveletme ve tartma derdine düşerler.
Zamanı aşan insanlar, başlarına gelen musibetleri uyarıcı, geliştirici ve dönüştürücü olarak görürler. Dertleri kendilerine dost edinmişlerdir. Yaşarken bile unutulan insanlar, musibetlerden nefret ederler, beni mi buldun, derler.
Zamanı aşan insanlar; okumaya, araştırmaya, meraka, kaliteli insanlardan bir şey öğrenmeye tutkundurlar. Yaşarken bile unutulan insanlar, okumayı önemsemez; çevrelerine dikkat etmezler.
Zamanı aşan insanlar, ilme yatırım yaparlar; yaşarken bile unutulan insanlar mal mülke yatırım yaparlar.
Zamanı aşan insanların egoları küçük; davaları, toplumsal dertleri büyüktür. Yaşarken bile unutulan insanların ise egoları büyük, dertleri şahsidir.
Zamanı aşan insanlar, kurda kuşa güneşe aya içinde yaşadığı ülkeye ve içindeki insanlara borçlu olduğuna inanır ve borcunu ödemek için bedel öder; yaşarken bile unutulan insanlar ise bunları düşünmekten çok uzaktır.
Ressam, şair, yazar Safai Özer’e ait olan şu mısralar bize sosyal sorumluğumuzu hatırlatır.
Doluysa eğer kazan, borcu var boşa.
Kekliklerin, sakaların tohumlara borcu var.
Yağmura yoncaların; arının papatyaya
Borcu var atlıların yapıldağa, yayaya.
Görenin görmeyene; duymayana duyanın
Koşanın kötürüme; karanlığa, aydınlığın borcu var.
Bütünün parçalara; som altının, ham bakıra
Nemini almışların, kuruya takır takıra
Borcu var dupdurunun bulanığa, balçıksıya
… divaneye akıllının borcu var.
Kabiller’in Habiller’e; ezenin ezilene
Yoranın yorulmuşa; yol kesenin borcu var durdurulmuşa.
.
Tamın yarıma, çeyreğe; borcu var sıkın, seyreğe.
Esenliğin, gama borcu; şenliğin, yasa borcu var.
Suyun, tasa borcu var.
Şarabın, üzüme; yağın, dalında zeytine…
Kurdun oğlağa, kuzuya;
Sağlıklının sayrılığa, sızıya…
Benim sana borcum var; borcun var senin bana.
Onun bize; bizim ona; on birin ona borcu var.
Özetle borcumuz var hepimizin önce kendimize, kendimizi zihin ve öz olarak daha iyi bir konuma taşımaya.
Borcumuz var zihni ve özü temiz çocuklarımıza.
Borcumuz var üzerinde yaşadığımız toprağa, vatana.
Borcumuz var bizi yoktan Yaratan Rabbimize.
Peki, borcumuzun fakında mıyız?
Ödemek için ne yapıyoruz?
ALİ ALTAYLI