Geçenlerde bir tanıdığımla telefonla görüştüm. Hanımının kendisine uzaklaştırma kararı çıkarttığını öğrendim. Nedenini sorduğumda bana şöyle dedi: “Abi, hanım çalıştığı işyerinde devlet kurumunda arkadaşlarında ne görürse daha iyisini benden istiyor. Eğer istediklerini alabilirsem benden iyisi yok, yetişemezsem bir anda evde huzursuzluk çıkartıyor ve istediğini aldırana kadar da evde soğuk savaş taktiği uyguluyor hem de kendi parasını vermek istemiyor. Abi isteklerine yetişemedim ve en son tartışmamızdan sonra bana uzaklaştırma kararı çıkarttı. Abi on isteğinden yedi, sekizini yaptım yine de yaranamadım ve şu an evime gidemiyorum”
Bugünkü yazımızı iki başlık altında oluşturmaya çalışalım.
Yarışmak
Barışmak
Yarışmak:
Bu konuyla ilgili başka bir hayıflanmayı daha önce bir dostumdan da işitmiştim. Aslında görünürlüklerin sınırlı olduğu, ekranlardaki varlığıyla var olmaya çalışan tiplerin az olduğu, sosyal paylaşım ağlarının olmadığı dönemlerde insanların birbiriyle ölçüsüz yarışa girmesi daha sönüktü.
Bulunduğumuz bu dönemde ise insanların aldıkları sattıkları yedikleri içtikleri tatilleri gözlerden kaçmıyor; sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla dünyanın başka bir ucundaki insanın gözlerine servis ediliyor, hatta bile isteye biz insanlar tarafından gözlere sokuluyor.
Peki, niçin yarış halindeyiz?
Sosyal paylaşım sitelerinin, varlıklarımızla var olmaya çalışmamızın etkisi yadsınamaz. En önemli neden ise içte doyuma ruh dinginliğine ulaşamayan, manevi olarak güçlenemeyen, hayata yansımış bir ilim ve irfanla hayata tutunamayan bizlerin derimizin ve evimizin dışında bir değer arayışına girmemizdir.
Alfred Adler şöyle der:
“Gösteriş merakı, patolojik düzeydeki aşağılık kompleksinin en tipik belirtisidir.”
Kendimizi başkalarıyla sürekli kıyaslamak yarışın, kıskançlığın ve hastalıklı ruh halinin kapısını açıyor. Kıyaslama Rabbimizin başkalarına vermediği bize verdiği sayısız nimete karşı gözlerimizi kör ediyor, şikayet ve memnuniyetsizliğe yol açıyor. Komşularımız eş dost akraba ile ilişiklerimizin yara almasının en önemli nedeni kendimizle onları hastalıklı bir bakış açısıyla karşılaştırmamızdır.
Onun çocuğu benim çocuğum,
Onun evi benim evim,
Onun mobilyaları benim mobilyalarım,
Onun tatil yeri benim tatil yerim,
Onun bahçesi benim bahçem,
Onun yazlığı benim yazlığım,
Onun arabası benim arabam,
Onun hayvanları benim hayvanlarım,
Onun kilosu benim kilom,
Onun takipçisi benim takipçim,
Onun statüsü benim statüm,
Onun maddi durumu benim maddi durumum vb.
Kur’an-ı Kerim’de en çok tekrarlanan ayet (Febieyyi âlâi rabbikuma tukezzibân) “Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” ayetidir. Bu ayet, Rahman suresinde 31 defa tekrar edilmektedir.
Hiç düşündünüz mü kutsal kitabımızda en çok tekrarlanan “Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” ayetinin olmasının hikmetini.
Biraz bize verilen sayısız nimetleri tefekkür edelim ve ünlü İslam bilgin ve filozofu İbni Sînâ’nın şu sözünü hatırlayalım:
“Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör, duymak istemeyen kadar sağır olamaz.”
Elin ayağın tutuyor, gözün görüyor; dünyada bundan mahrum olanlar da var.
Çocuğun zeki olmayabilir; ama bir çocuğun var, dünyada çocuk sahibi olamayan insanlar da var.
Evin eski olabilir ve çok sayıda odası olmayabilir; dünyada evi olmayan kirada insanlar da var.
Evin kira olabilir; evi dubleks, tripleks olup da evinde huzur bulmayanlar var.
Otomobilin arkadaşınınkinden daha eski olabilir; ama senin de yeni olan birçok kazanımların var.
İsteğin yere ataman olmayabilir; ama işi olmayan, atanamayanlar da var.
Bize verilen birçok nimeti unutmak, verilen nimeti her daim kendi iç alemimizde gündemde tutmamak, şükür ile nimete yaklaşmamak şikayetimizi ve huzursuzluğumuzu arttırır. Dünyanın bütün nimetleri de tek başına bize verilse bakış açımızın hastalıklı olması nedeniyle koskoca dünyada iğne deliğinde yaşarız da haberimiz olmaz.
Barışmak:
Biz insanların bu dünyada huzur bulması ve kader gereği komşuluk, dostluk, akrabalık bağları kurduklarımızla sağlıklı bir iletişim içinde olmamızın dört temel öğesi vardır.
Kendinle barış
Yaratıcınla barış
Sana verilen imkanlarla barış
Başkalarına verilen imkanlarla barış
Eğer bu bilince ve bakış tarzına sahip olamazsak insanlarla ilişkilerimiz bozulur, gitgide yalnızlaşır; psikolojik olarak çöker, kazandığımız dünyalıkların içinde de dünya kadar derde giriftar oluruz.
Kendinle barışmalısın; çünkü sen bir hiç, bir kokmuş sıvı, varlık aleminde adın bile anılmamışken inek, dana, öküz, taş, toprak yaratılmamışken insan yaratıldın, şeref olarak bu sana yeter. Özünü temizleyip modern hayatın hastalıklı gözlüklerini gözünden çıkarıp attığında huzuru bulacaksın ve sana verilen nimetleri görmeye başlayacaksın.
Yaratıcınla barışmalısın; o seni senden daha iyi tanır. Sana bir anneden daha şefkatli ve merhametlidir. Bu dünyada herkesin imkanı farklı imtihanı farklıdır. Belki senin isteyip de bir türlü yaratıcının sana vermediği dünyalıklar bir başkasının başının belası, gönlünün sızısı oluyor nereden bileceksin? Belki o dünyalıklar makam, mal, şöhret, kadın sana verilse helak olacaksın; Allah’ın senin hakkındaki takdirine, planına güven o seni senden daha çok düşünür buna inan.
Sana verilen imkanlarla barışmalısın; Allah bilir kulunu, ona göre verir çulunu, derler. Şu an senin elindekiler için keşke benim elimde de olsa diyecek dünyada sayısız insan bulabilirsin. Senin elinde olan iman, eş, çocuk, ev, araba, iş, sağlık, huzur vb. dünyanın birçok insanının elinde yok. Eğer sana verilen dünyalıklarla barışırsan kıyaslama, kin, nefret, haset, kıskançlık, dedikodu, nazar hastalığını da yenmiş, şifaya kovuşmuş olursun.
Başkalarına verilen imkanlarla barışmalısın; daha önce söylediğimiz gibi bu dünyada herkesin imkânı farklı imtihanı farklıdır. Taksimi Rabbimiz yapar; küçük aklınla taksime karışma, zihin dünyanı bulandırma. Yüce Kudret kimine zenginlik verir öyle imtihan eder, kimine makam verir öyle imtihan eder, kimine eş çocuk verir öyle imtihan eder, kimine şöhret verir öyle imtihan eder, kimine ilim verir öyle imtihan eder. Sen sadece dışarıdaki manzarayı görüyorsun, içte yaşananlara vakıf değilsin; bilmelisin ki iç alem sahibinden başka çoğu kişiye karanlık. Eğer başkalarına verilen dünyalıklara gözlerini kapatırsan iç dünyanda muhteşem bir alemin kapıları sana açılır ve o istediğin dünyalıklara da kıskançlık hastalığını yenmeyi başardığın için daha erken kavuşursun.
Kutlu Nebi (sav) bu noktada da bize yol gösterir:
Ebû Hüreyre (ra ) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.” (Müslim, Zühd 9.)
Buhârî’nin rivayeti şöyledir:
“Sizden biriniz mal ve yaratılış itibariyle kendisinden üstün olan kimseye bakarsa, ardından kendinden daha düşük derecede olana baksın.” (Buhârî, Rikak 30.)
Özetle başkalarıyla yarışmayı bırakıp kendimizle yarışır ve barışırsak hem huzur bulur hem de huzur veririz hem kendimize hem sevdiklerimize hem bütün canlılara, bütün insanlığa.
ALİ ALTAYLI