Sabah evden çıkmadan önce evdekilerle kucaklaş ve en güzel bir şekilde evden ayrıl. İşe giderken önce ilk gördüğün kişiye selam ver ve kendisini iyi hissettir. Yine akşamüzeri işten eve dönerken son gördüğün kişiye kendisini iyi hissettir. Taptaze yeni bir güne iyi başla, iyi bitir. İyi başlayıp bitiremediğin günü, haftayı zayi olmuş kabul et.
*
Çiğ bir baş soğanı yiyen kişinin ağzı kokar. Ama o kişi bir baş, ateşte pişmiş soğanı yerse ağzı kokmaz. Soğan aynı soğan, fark birinin ateşle buluşması. Biz insanlar da soğanlar gibiyiz. Kokmamamız, insanlara rahatsızlık vermememiz için musibet ateşinde az çok pişmemiz gerekir.
*
Ayşe teyze, kızımın düğünü var, diyerek davetiye verdi. Ayşe teyze dedim, senin kız elini sıcak sudan soğuk suya sokmadı, yemek bilmez, ev işi bilmez, gece yatmaz sabah kalkmaz. Sus, kimse duymasın, dedi. Kocası mühendis ve zengin, kızı da beğendi. Su akar yolunu bulur, biz kendi hallerine bıraktık, dedi.
*
Günümüz insanları olarak bizler çok iyi yemek, çok iyi gezmek, çok iyi evlerde oturmak ve en yeni arabalara binmek, her türlü çok iyi imkânlara sahip olmak, değer görmek, iyi anılmak ve konforunu zirveye taşımak ve her şeyin en yenisi ve kalitelisine bir an önce sahip olmak istiyoruz; ama çok iyi çalışmak, çok iyi üretmek, çok iyi yorulmak, çok iyi fedakârlıkta bulunmak, bedel ödemek, sorumluluk almak, yorgunluk sancısı çekmek; sabır, şükür ve tevekkülle beklemek istemiyoruz nedense.
*
Gerçi ok yaydan çıkar, lâkin atan/ Ok değildir; yay tutandır, yay tutan der, Şeyh Sadî. Ne kahrı desti adâdan ne lûtfu âşinâdan bil/Umûrun Hakka tefvîz et Cenâb-ı Kibriyâ’dan bil, denilir. Eğer kaderden sana bir taş atılmışsa Hak’tandır. Ayıl, kendine gel, insanları suçlama. Başımıza gelenler konusunda insanlara ne de çok suçluyoruz. Ah, şöyle bir kendimize bir dönüp baksak Rabbimizin muradını bir anlayabilsek!
*
Kemal Sayar Hoca, kazanırken neyi kaybettiğini kendine sor, diyor. Dar ofislerde geçen yıllar. Yoğun iş hayatı, geçim derdi, tarla, bahçe, kasa, masa derken kaybettiğimiz belki de insanlığımız, sevdiklerimiz, duygularımız, vicdanımız, dostlarımız, manevi değerlerimiz, vefâ ve dürüstlüğümüz.
*
Bu yaşadığımız dünyaya boş, çalışmayı sevmeyen, üretmeye yanaşmayan insan ağır geliyor artık. Çünkü bu insanların ne hastalığı, ne dedikodusu, ne şikâyeti, ne beklentisi, ne kötülük düşüncesi, ne de kin ve inadı biter. Bu tip insanlar daima problem üretir ve problemden beslenir.
*
Kalbini dünyaya ve içindekilere kaptırmış; ama dili dinden dem vuran insan kadar, dine zarar veren başka bir insan yoktur. Dilimiz hep Allah, kitap, peygamber der durur ama içimiz dünyanın cazibedarlarına meftun. Dünyaya aşırı muhabbet ve din, Allah, kitap, peygamber sevgisi bir kalpte bir arada bulunamaz.
*
Bir kişinin sizi gerçekten sevdiğinin beş olmazsa olmazı vardır:
Sizin için fedakârlıktan kaçınmaz.
Sizin üzüleceğiniz, kırılacağınız konulardan bahsetmez.
Size şefkat, merhamet, sevgi duyar; saygı sınırlarını aşmaz.
Sizin yokluğunuzda arkanızdan konuşmaz, konuşturmaz.
Üzüntülü, sıkıntılı, dar günlerinizde ve çok mutlu olduğunuz günlerde yanınızda olmaktan kaçınmaz.
*
Sezai Karakoç, doktor istemem bana annemi getirin, diyor. Anne denince yeryüzündeki şefkat kahramanı, yaraya merhem, derde derman, gökyüzündeki güneş, bütün canlıların sabırsızlıkla beklediği yağmur, fedakârlık kahramanı aklıma geliyor. Annelik çok özel, özgün, seçkin bir makam.
*
Para, mal mülk tutkusu bazen işleri zorlaştırıyor; kardeşle kardeşin arasını acıyor, dedi dertli teyze. Beş kardeşlerdi, miras yüzünden hepsi birbirine küstü. Umreye gitmeden önce telefon açtık, telefona bakan bile olmadı, diyerek ayaküstü içini döktü ıstırapla dolu bir gönül.
*
İnsan kâinat ağacının en seçkin meyvesi, insanın içindeki kalp bu meyvenin en güzel çekirdeğidir. Kalbini, aklını, nefsini vahiyle güzelleştiren, manevi kirlerden arındıran, masivadan çekmeyi başarabilen bir insan, tahkiki imana, büyük bir ufka ve gerçek özgürlüğe ulaşmış olur.
*
Toplumu bir insan vücuduna benzetirsek aklı erkek, kalbi kadın, göz, kulak gibi diğer latifeleri de çocuklar oluşturur. Toplumdaki kadın İslami terbiyeden çıkar, özgürlük adı altında İslami sınırları aşar, marifetullah sevgisinden TV ve akıllı telefonlara, İslam’ın yasakladığı mekânların sevgisine kayarsa o toplum ölür. Şu ana kadar erkek ve kadına Rabbimizin verdiği özgürlüğü hiçbir sistem, ideoloji, “izm”ler verememiştir.
*
Odasını, bürosunu toplayıp düzenleyemeyen tertemiz yapamayan bir öğrenci, bir öğretmen, bir mühendis, bir iş adamı, bir kadın nasıl dünyayı toplayacak. Zihni karışık olanın ne odası ne bürosu ne evi ne de geleceği toplanır. Bir insanın hayata karşı disiplin ve ciddiyetini anlamak çok da zor olmasa gerek.
*
Biz insanlarda hayvanlardan, şeytanlardan, yırtıcılardan, meleklerden bir hisse var, der âlimler. Eğer bir insan aklını, kalbini, gözünü, kulağını, dilini nefsi arzularının emrine verir; bunlar nefsin arkasına takılırsa o insan meleklere benzeme, onları geçme özelliğini kaybeder.
*
Kadın ve erkek aynı işyerinde, aynı ofiste, aynı kurumda beş, on, on beş, yirmi sene çalışıyor. Sonra da hepimiz şikayet etmeye başlıyoruz; niye boşanmalar arttı, niye şiddet arttı, niye çocuk sayısı düştü, niye gençler evlenmek istemiyor, niye apartlar arttı, niye eşler arasında sadakat azaldı diye bas bas bağırıyoruz. Allah bizi bizden daha iyi bilen değil mi? Allah uzaklaştır, diyor biz yakınlaştırıyoruz. Dünyadaki problemlerin en büyük sebeplerinden biri de kadın ve erkeğin aynı ortamı uzun süre paylaşmak zorunda kalmasıdır.
*
Günümüz insanından gölgeniz yere düşse dahi istemeyiniz. Elinize verirken gerçek kilonuzdan hesap edip bir şeyler umarak verirler. Ah, biz insanlar! Attan kamçın düşse dahi in de kendin al, kimseden bekleme yardım iki el bir baş içindir, ey nefsim kimseden bekleme medet demiş büyükler.
*
Prensipler insanların kendi çıkarlarını korumak ve devam ettirmek için vardır. Bugün nefesi kesilip kabre konan bir kişi, dünyadaki eş dost hatır gönül vefa, din, iman tanımayan prensiplerinin hesabını vermeye başlar. Ticaret hayatı güven esasına dayansa da önce sermaye ve para der. Sermayenizin güneşin altındaki buz gibi eridiğini sezmeye başlayan dostlarınız prensiplerini devreye koymaya başlarlar.
*
Ölüm, zamansız herkesi olduğu gibi beni de bulacak. Üzerinde bazen hüzünlü ve dertli; bazen mutlu, huzurlu, dingin ve gururlu yürüdüğüm bu toprak beni de bir gün içine olacak. Korkum, ölümden değil; pisipisine ölmekten. Esersiz, yazısız, kitapsız, dertsiz ve imansız ölmekten.
*
Bugün hem düğün vardı hem cenaze. Düğün dünyaya, şehvete, şöhrete, dostların endamına, murada, neslin devamına açılan bir kapı. Ölümle başlayan kabir yolculuğu ise dünya hayatının bitip yeni bir âlemin açıldığı kapı. Fark, bu kapının anahtarı farklı, dünyanın hiçbir aklı bu kapının esrarını hakkıyla anlayamaz.
*
Evde çocuklarınıza acilen şu beş unsuru öğretin ve uygulayın. Yoksa çocuklar sadece büyür; eğitilmez, yetişmez, hayatın getirdiği sorumlulukları almaktan kaçınır. Odalarını ve sofrayı toplama, ailecek kitap okuma ve namaz kılma, kitap okuma, baba ve anneye saygı, edep ve mahremiyet.
*
Bugün dikkatimi çeken, cami havlusunda cenaze namazını kılmak için bekleyen insan sayısının caminin içerisinde öğle namazını kılmak isteyenden neredeyse daha fazla olduğunu gördüm. Biz insanları anlamak ne de zor! Kulun hatırını sayıyoruz; ama Allah’ın hatırını gözetmeyerek evine girmekten geri duruyoruz.
*
Nasıl olsa bu dünyadan bir gün bize zamansız çık denilecek. Denilme günü gelmeden kendimize gelmemiz gerekmiyor mu? İnsanlık için anlamlı bir çabanın, gayretin, emeğin, mücadelenin içinde bulunmamız gerekmiyor mu? Nasıl mı?
Adını sonsuzluğa taşıyan davası, imanı büyük iki şairin dediği gibi,
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varamayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
*
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
ALİ ALTAYLI